- A -
ÂBAD: (Fars.) Er. 1. Şen, bayındır. 2. (Ar.) Sonsuz gelecek zamanlar.
ABADÎ: (Fars.) Er. - Şen, bayındır, mamurlukla ilgili. Abadı Mehmet Çe-lebi. Türk hukuk bilgini (1555).
ABAKA HAN: (Tür.)- İlhanlı hü-kümdarı Hülagu'nun oğlu.
ABAY (Tür.) Er. - Beceri. Sezgi, an-layış, dikkat. Abay Kunanbayoğlu. Kazak Türk şiirinin kurucusu.
ABAZA: (Tür.) - Karaçay-Çerkes Özerk bölgesinde yaşayan müslüman bir halk. - Abaza Hasan Paşa, Os-manlı vezirlerinden.
ABBAD: (Ar.) Er. -Allaha itaat ve ibadet eden, kulluğunu hakkıyla yeri-ne getiren. Yasaklarından kaçınan. -Abbad b. Bişr. Ashab'dan.
ABBAS (Ar.) Er: 1. Sert, çatık kaşlı kimse. 2. Arslan (bkz. Esed, gazanfer, şiir). - Abbas b. Abdülmuttalib. Rasûlullah (s.a.s)'ın amcası, Mek-ke'nin fethinde müslüman olmuştur.
ABBASE: (Ar.) Ka. - (bkz. Abbas). Ahmed b. Hanbel'in hanımının ismi. Hz. Abbas'a mensup olan.
ABBAZ: (Fars.) Er.- Yüzgeç, yüzü-cü.
ABD: (Ar.) Ka. - Köle, hizmetçi, itaat edici. Kul. Sonuna Allah'ın isimleri getirilince bazı isimler meydana gelir. Abdullah, Abdurrahim, Abdulmelik gibi.
ÂBDAR: (Fars.) Ka. - 1. Sulu, taze. 2. Parlak. 3. Sağlam vücutlu. 4. Nük-teli. 5. Zarif, güzel, hoş. 6. Su veren hizmetçi.
ABDİ: (Ar.) Er. - Kulluk ve itaat eden.
ABDULLAH: (Ar.) Er.- Allah'ın ku-lu. Peygamber (s.a.s)'in en sevdiği isimlerden aynı zamanda babasının adıdır.
ABDURRAHMAN: (Ar.) Er. - Rahman'ın kulu. Rahman; dünyada her canlıya, mü'min-kafir ayırdelmeksizin herkese merhamet eden. Allah'ın isimlerindendir. Abdurrahman İbn Avf: Sahabedendir.
ABDURRAUF: (Ar.) Er. - Rauf olan Allah'ın kulu. (bkz. er-Rauf).
ABDUSSABUR: (Ar.) Er. - Sonsuz sabır ve genişlik sahibi Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. es-Sabur).
ABDÜDDAR: (Ar.) Er. - Zararlı şeyleri ve sebeblerini bir hikmete mebni olarak yaratan Allah'ın kulu. ed-Dar. Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLAFUV: (Ar.) Er. - Geniş Avf ve mağfiret sahibi yüce Allah'ın kulu. Allah'ın isimlerinden, (bkz. el-Afuv).
ABDÜLA'LA: (Ar.) Er. - En yüksek, en yüce ve yücelikte eşi olmayan Allah'ın kulu. A'la kelimesi Kur'an-ı Kerim'in sıfatı olarak geçmektedir. Ünlü bir İslam bilgini.
ABDÜLALİ: (Ar.) Er. - Yüce, ulu, şan ve şeref sahibi Allah'ın kulu. Ali kelimesi Kur'an'da Allah'ın yüceliğini vasfetme anlamında kullanılmıştır.
ABDÜLALİM (Ar.) Er. - Alim ve mükemmel bilgiyi uhdesinde bulun-duran Allah'ın kulu. Alim kelimesi Allah'ın 99 isminden birisidir.
ABDÜLAZİM: (Ar.) Er. - Azamet ve büyüklük sahibi Allah'ın kulu. - Al-lah'ın isimlerinden, (bkz. el-Azim).
ABDÜLAZİZ: (Ar.) Er. - Büyük ve aziz olan, izzet ve şeref sahibi Al-lah'ın kulu. (bkz. Aziz). Aziz Allah'ın isimlerindendi r. - Sultan Abdülaziz: 32. Osmanlı padişahının adı.
ABDÜLBAKİ: (Ar.) Er. - Sonsuz, ebedi olan ve ölmenin kendisi için sözkonusu olmadığı. Allah'ın kulu-Allah'ın isimlerinden, (bkz. Baki).
ABDÜLBARİ: (Ar.) Er. - Yaratan, yaratıcı Allah'ın kulu. Bari ismi, Al-lah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı al-madan kullanılmaz.
ABDÜLBASIT: (Ar.) Er. - Genişlik, ferahlık ve kolaylık verici olan Al-lah'ın kulu. - Allah'ın isimlerinden (bkz. el-Basıt).
ABDÜLBASİR: (Ar.) Er. - Her şeyi görüp gözeten ve gizliliğin kendisi için söz konusu olmadığı yüce Al-lah'ın kulu. - (bkz. el-Basir).
ABDÜLBEDİ: (Ar.) Er. - Allah'ın isimlerinden.- Bedi'nin kulu. (bkz. el-Bedi).
ABDÜLBERR: (Ar.) Er. - Berr'in kulu. Cömert ve ihsan edicinin kulu.-Berr, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Berr).
ABDÜLCEBBAR: (Ar.) Er. - Cebredici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahi-bi Allah'ın kulu. Cebbar, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCELİL: (Ar.) Er. - Büyük, ulu, yüce Allah'ın kulu. Celil, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLCEMAL: (Ar.) Er. - Güzel-likleri kendinde toplayan Allah'ın ku-lu.
ABDÜLCEVAT: (Ar.) Er. - Cömert olan Allah'ın kulu.
ABDÜLEHAD: (Ar.) Er. - Şeriki ve ortağı bulunmayan, tek olan Allah'ın kulu. Ehad, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLESED: (Ar.) Er. - Aslan'ın kulu.- Hz. Rasûlullah (s.a.s)'m reddet-tiği isimlerdendir. Müslümanlar kul-lanmazlar.
ABDÜLEVVEL: (Ar.) Er. - Herşe-yin evveli, ilk olan, varlığının başlan-gıcı bulunmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLEZEL: (Ar.) Er. - Ezelden beri var olan varlığı için başlangıç söz konusu olmayan Allah'ın kulu.
ABDÜLFERİD: (Ar.) Er. - Tek, eş-siz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, üstün olan. Allah'ın kulu. (bkz. Ferid).
ABDÜLFETTAH: (Ar.) Er. – Zafer kazanmış, üstün gelmiş, fetheden-açan, kullarınının kapalı-müşkil işle-rini açan Allah'ın kulu. (bkz. Fettah). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLGAFFAR: (Ar.) Er. - Kulla-rının günahlarını affeden Allah'ın ku-lu. - (bkz. Gaffar). Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanıl-maz.
ABDÜLGAFUR: (Ar.) Er. - Kulları-nın günahlarını tekrar tekrar bağışla-yıcı olan Allah'ın kulu. - (bkz. Gafur). "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLGANİ: (Ar.) Er. - Zengin, varlıklı, bol, doygun olan Allah'ın ku-lu.- Allah'ın isimlerinden, (bkz. Ga-ni).
ABDÜLHABİR: (Ar.) Er. - Her şe-yin iç yüzünden, gizli ve saklılıklarından haberdar olan Allah'ın kulu. (bkz. el-Habir). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHADİ: (Ar.) Er. - Hidayet eden, doğru yolu gösteren Allah'ın kulu. - Allah'ın isimlerinden, (bkz. Hadi).
ABDÜLHAFIZ: (Ar.) Er. - Herşeyi bütün ayrıntı ve inceliğiyle kayıtlayıp tutan ve dilediği zamana kadar bela ve afetlerden koruyan Allah'ın kulu. -(bkz. el-Hafız). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAK: (Ar.) Er. - Hak ve ger-çek olan, varlığı hiç değişmeden du-ran Allah'ın kulu. - Hak, Esmau'l-Hüsna'dandır.
ABDÜLHAKEM: (Ar.) Er. Bütün iş-lerin kendisine döndürüldüğü, onun adalet ve kararına baş vurulduğu yüce Hakem Allah'ın kulu. - (bkz. el-Ha-kem). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAKİM: (Ar.) Er. - Her şe-ye hükmeden Allah'ın kulu.- Hakim, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİK: (Ar.) Er. - Yaratan, yoktan vareden, yaratıcı Allah'ın ku-lu. - Halik, Allah'ın isimlerinden. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLHALİM: (Ar.) Er. - Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu, hikmetli Allah'ın kulu. - (bkz. Halim). Al-lah'ın isimlerinden.
ABDÜLHAMİD. (Ar.) Er. - Hamdolunmuş, övülmüş, bütün varlığın di-liyle övülmüş Allah'ın kulu. - Hamid; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Ha-mid).- Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
ABDÜLHASİB: (Ar.) Er. - Bütün varlıkların takdir edilen hayatları bo-yunca yaptıkları bütün işlerin ayrıntı-larıyla hesabını en iyi bilen Hasib'in kulu. - Hasib; Allahın isimlerinden-dir.
ABDÜLHAY: (Ar.) Er. - Daima diri olan, ebedi hayat sahibi, her şeye gü-cü yeten Cenab-ı Allah'ın kulu. -(bkz. el-Hay). Allah'ın isimlerinden.
ABDÜLKADİR: (Ar.) Er. - Bitmez tükenmez kuvvet sahibi olan, her şeyi yapmaya gücü yeten Allah'ın kulu.-Kadir; Allah'ın isimlerindendir. (bkz. Kadir).
ABDÜLKAVİY: (Ar.) Er. - Sonsuz güç ve kuvvet sahibi Allah'ın kulu. -Kaviy kelimesi Esmau'l-Hüsna'dandır. (bkz. el-Kaviyy).
ABDÜLKAYYUM: (Ar.) Er. - Bu isim her şeyin bir varlık olarak durabilmesi için neye ihtiyacı varsa onu veren, gökleri, yeri ve her şeyi tutan, baki, kaim Allah'ın kulu. - Kayyum, Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Kayyum).
ABDÜLKEBİR: (Ar.) Er. - Kebir'in, büyüklük ve Azamette eşsiz olan Allah'ın kulu. - Kebir; Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Kebir).
ABDÜLKERİM: (Ar.) Er. - Keremi bol, cömert olan Aziz ve Celil Al-lah'ın kulu. - Kerim; Allah'ın isimle -rindendir. (bkz. Kerim).
ABDÜLLATİF: (Ar.) Er. - Latif, gü-zel, yumuşak, hoş, nazik olan bütün olayların ve eşyanın inceliklerini bi-len Allah'ın kulu. - el-Latif; Allah'ın isimlerindendi. (bkz. Latif).
ABDÜLMACİD: (Ar.) Er. - Kadru şanı büyük, cömertlik ve keremi bol olan, Allah'ın kulu. - Macid kelimesi, Allah'ın isimlerindendi. (bkz. el-Ma-cid).
ABDÜLMALİK: (Ar.) Er. - Sahip olan, her şeyin mülkiyetinin sahibi olan Allah'ın kulu. - Malik; Allah'ın isimlerindendi. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜLMECİD: (Ar.) Er. - Şanı bü-yük ve yüksek olan, şan ve onur sahi-bi yüce Allah'ın kulu. - Mecid kelime-si Allah'ın 99 isminden biridir. Sultan Abdülmecid Han: 31. Osmanlı padi-şahı.
ABDU'L-MELİK: (Ar.) Er. - Her şey üzerinde tasarruf ve hükmeden tek hükümdar Allah'ın kulu. el-Melik, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMENNAN: (Ar.) Er. – Çok ihsan eden, ihsanı bol olan Allah'ın kulu. - Mennan kelimesi, Allah'ın sıfatlarındandır.
ABDÜLMESİH: (Ar.) Er. - Hastala-ra şifa veren, mesih İsa'nın kulu.-(bkz. Mesih). İsim olarak kullanıl-maz.
ABDÜLMETİN: (Ar.) Er. - Metanet-li, sağlam, dayanıklı olan Allah'ın ku-lu. - (bkz. Metin). Allah'ın isimlerin-dendir.
ABDÜLMUCİB: (Ar.) Er. - Kendisi-ne yönelip yalvaranların isteklerine cevap veren, onların dua ve tevbelerine icabet eden yüce Allah'ın kulu. Mucib, Esmau'l-Hüsna'dandır. - (bkz. el-Mucib).
ABDÜLMUHSİ: (Ar.) Er. - Bütün varlıkların sayısını tek tek bilen Al-lah'ın kulu. - Muhsi, Esmau'l-Hüs-na'dandır.
ABDÜLMUHYİ: (Ar.) Er. - Hayat veren, can ve ruh veren, bütün canlı-ları ve hayatı diri tutan Allah'ın kulu. - Muhyi, Allah'ın 99 isminden birisi-dir, (bkz. Muhyi).
ABDÜLMUİD : (Ar.) Er. - Yaratıl-mışları yokettikten sonra tekrar diril-ten Allah'ın kulu. - Muid Allah'ın 99 isminden birisidir, (bkz. el-Muid).
ABDÜLMUİZ: (Ar.) Er. - Muiz'in, izzet veren, şereflendiren Allah'ın ku-lu. - (bkz. el-Muiz). Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLMÜMİN: (Ar.) Er. - Gönül-lerde iman nurunu yerleştiren, kendi-sine yönelenlere, iman nasib ederek onları hidayetine alan, koruyan yüce Allah'ın kulu. - Mü'min, Allah'ın isimlerindendir.
ABDÜLVACİD: (Ar.) Er. - Yoktan vareden, meydana getiren, dilediğini anında elde eden, zenginlik ve serve-tine nihayet bulunmayan Vacid'in ku-lu. Vacid, Allah'ın isimlerindendir. -(bkz. el-Vacid).
ABDÜLVAHİD: (Ar.) Er. - Tek ve eşsiz olan, zatında sıfatlarında, hü-kümlerinde, işlerinde asla benzeri ol-mayan Allah'ın kulu. - Vahid kelimesi Cenab-ı Hakk'ın Kur'an'da zikredilen 99 isminden birisidir, (bkz. el-Vahid).
ABDÜLVALİ: (Ar.) Er. - Bütün alemleri ve meydana gelen bütün olayları tedbir ve idare eden Allah'ın kulu. - Vali, Esmau'l-Hüsna'dandır. (bkz. el-Vali).
ABDÜLVARİS: (Ar.) Er. - Gerçek servet ve zenginliklerin mutlak sahibi. Bütün zenginliklerin son ve asıl sahi-bi olan yüce Allah'ın kulu. - Varis ke-limesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Varis).
ABDÜLVASİ: (Ar.) Er. - Vasi'nin kulu.Genişlik sahibi ve müsade edici, darlık, fakirlik ve sıkıntıdan münez-zeh olan Allah'ın kulu. - Vasi kelime-si, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Vasi).
ABDÜLVEDUD: (Ar.) Er. - Vedud'un kulu.- Allah'ın isimlerinden. Vedud; iyi amel sahibi kullarını se-ven, onlara rahmet ve rızasını yönel-ten, sevilmeye ve sayılmaya, dostluğu kazanılmaya yegane layık olan yüce Allah anlamındadır.
ABDÜLVEHHAB: (Ar.) Er. - Çok çeşitli nimetleri daima bağışlayan Allah'ın kulu. Vehhab, Allah'ın isimle-rindendir. - "Abd" takısı almadan kul-lanılmaz.
ABDÜLVEKİL: (Ar.) Er. - Kendisi-ne tevekkül edilen, kudretiyle kulları-nın işlerini halleden, onlara yardımcı olan yüce Allah'ın kulu. - Vekil. Al-lah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Vekil).
ABDÜLVELİ: (Ar.) Er. - Kendisine iman edenlerin dostu ve yardımcısı. Yarattıklarına mütevelli ve nazar edi-ci olan Allah'ın kulu. - el-Veliyy keli-mesi Allah'ın isimlerindendir. (bkz. el-Veli).
ABDÜNNAFİ: (Ar.) Er. - Yararlı şeyleri ve sebeplerini kudretiyle yara-tan Allah'ın kulu. - Nafı kelimesi, Al-lah'ın isimlerindendir. (bkz. en-Nafı).
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardım eden, Yardımcıların en hayırlısı, mü'minlere nusrct ve zafer veren Allah'ın kulu. - Nasır, Allah'ın sıfatla-rındandır.
ABDÜNNASIR: (Ar.) Er. - Yardım-cı, yardım eden Allah'ın kulu.
ABDÜNNUR: (Ar.) Er. - Nur sahibi, aydınlık, parlaklık sahibi olan Al-lah'ın kulu. - Nur, Allah'ın isimlerin-dendir.
ABDÜRRAFİ: (Ar.) Er. - Rafı'nin kulu. (bkz. er-Rafi). Allah'ın isimle-rinden
ABDÜRRAHİM: (Ar.) Er. - Merha-metli, esirgeyen, koruyan, acıyan, ahirette mümin kullarına merhamet eden Allah'ın kulu.- er-Rahim, Al-lah'ın isimlerindendir.
ABDÜRRAUF: (Ar.) Er. - Çok lütuf, şevkat ve rahmet eden. Onları belli nimetlerle dengeli yaşatan, seviyelendiren Allah'ın kulu. (bkz. Rauf).
ABDÜRREŞİD: (Ar.) Er. - Allah'ın isimlerinden. Reşid'in kulu.- (bkz. er-Reşid).
ABDÜRREZZAK: (Ar.) Er. - Bütün mahlukların rızkını veren Allah'ın ku-lu. - Rezzak, Allah'ın isimlerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜSSAMED: (Ar.) Er. - Kimse-ye hiçbir şeye muhtaç olmayan, Al-lah'ın kulu. - Samed, Allah'ın isimle-rindendir. "Abd" takısı almadan kul-lanılmaz. Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
ABDÜSSELAM: (Ar.) Er. - Barış, rahatlık, selamete çıkaran, selam eden, zevalsiz ebedi olan Allah'ın ku-lu. - es-Selam kelimesi, Allah'ın isim-lerindendir. "Abd" takısı almadan kullanılamaz.
ABDÜSSEMİ: (Ar.) Er. - Her şey-den arınmış olarak bütün sesleri, söz-leri ve kelimeleri işitip ayırdeden yü-ce Allah'ın kulu. (bkz. es-Semi').
ABDÜSSETTAR: (Ar.) Er. - Günah-ları örten, gizleyen Allah'ın kulu.
ABDÜŞŞAHİD: (Ar.) Er. - Şahid'in kulu. Görünen ve görünmeyen eşya-nın hepsini görücü ve tasarruf edici olan ve her şeyi müşahade altında bu-lunduran Allah'ın kulu. - Şahid, Al-lah'ın isimlerindendir. (bkz. eş-Şahid).
ABDÜŞŞEKÜR: (Ar.) Er. - Emrine uyan, yasaklarından sakınan kullarını seven ve çok ikramda bulunan Al-lah'ın kulu. - Şekür, Allah'ın isimle-rindendir. "Abd" takısı almadan kullanılmaz.
ABDÜZZAHİR: (Ar.) Er. - Varlık ve birliği sonsuz sayıda eserler ve delil-lerle belli olan Allah'ın kulu. - ez-Za-hir, Allah'ın isimlerindendir. (bkz. ez-Zahir).
ABER: (Ar.) Er. - Hz. Nuh'un erkek torunu.
ABENDAM: (Fars.) Ka. - Güzel vü-cutlu, güzellik.
ABGUN: (Fars.) Er. - 1. Mavi renk. Gök. 2. Parlak. 3. Nişasta.
ABHER: (Ar.) Er. 1. Nergis çiçeği. 2. Yasemin. 3. Zerrin kadehi çiçeği. 4. Dolu kab.
ABILAY HAN: (Tür.) Er. - Orta cüz Kazak Hanı. Ülkesini Çinlilere, Hive hanlıklarına karşı ustaca savundu (1711-1781).
ABIŞKA NOYAN: (Tür.) Er. - İlhan-lı komutan. (XIII-XIV. yy.) bkz. Abuşga.
ABHİZ: (Fars.) Er. 1. Büyük dalga. 2. Kaynak. 3. Su yolu.
ABİD: (Ar.) Er. Allah'a ibadet eden, çok ibadet eden, zahid. Kullar, köle-ler.
ABİDE: (Ar.) Er. - Anıt. Önemli ve değerli yapıt.
ABİDİN: (Ar.) Er. - İbadet edenler-Zeyne'l-Abidin'den kısaltma isim ad. Zeynelabidin: Hz. Ali'nin torunların-dan biri, ibadet edenlerin ziyneti.
ABŞAR: (Ar.) Ka.- Şelale.
ABUŞKA: (Tür.) Er. - Koca, zevc, yaşlı erkek.
ABUZER: (f.a.i.) Er. - Altın suyu. Altın suyu gibi parlak ve görkemli. Yahut Ebu Zer (el-Gıfarî) isminin fo-netik değişikliğe uğramış şekli.
ABUZETTİN: (Ar.) Er. - Din yolun-da çabuk, hızlı giden
ACA: (Tür.) Er. 1. Amca, ağabey. 2. Güçlü kuvvetli, başladığı işi bitiren. 3. Büyük
ACABAY: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).
ACAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Aca).
ACAR: (Tür.). 1. Becerikli. 2. Atıl-gan, ele avuca sığmaz. 3. Halk. 4. Ye-ni, taze- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır (örfte). Acar, Sırrı: 1967 Dünya Güreş şampiyonu Türk.
ACARALP: (Tür.) Er. - Yiğit, bece-rikli, cesur kişi.
ACARBAY: (Tür.) Er. - Doğan Acarbay, olimpiyatlarda yarışmış Türk atlet, 1948.
ACARER: (Tür.) Er. - (bkz. Acaralp).
ACARKAN: (Tür.) Er. - (Acaralp).
ACARMAN: (Tür.) Er. - Çevik, be-cerikli, girişken.
ACARÖZ: (Tür.) Er. - Özünde yiğit-lik bulunan.
ACARSOY: (Tür.) Er. - Yiğit, soylu.
ACEM: (Ar.) Er. 1. Arap olmayan milletlerin hepsi 2. Açık ve doğru Arapça konuşamayan kimse 3. Özel-likle İranlı, İran halkından biri. Acem Bekir Efendi: Türk Reisü'l-Küttab, 1723.
ACER: (Ar.) Ka. - Hz. İsmail (a.s.)'in annesi (bkz. Hacer).
ACLAN: (Ar.) Er. - Hızlı, çabuk, telaşlı. Osman Bey ile çağdaş olan 14. yy. ortalarında yaşamış Karasi Beyi.
ACUN: (Ar.) Er. - Dünya, varlık.
ACUNAL: (Tür.) Er. - Dünyayı kap-sayan, dünyayı fetheden.
ACUNALP: (Tür.) Er. - (bkz. Acunal).
ACUNMAN: (Tür.) Er. - Dünyaca ta-nınmış, ünlü.
AÇANGÜL: (Tür.) Ka. - (bkz. Gül).
AÇE: (Tür.) Ka. - Sumatra adasının en kuzey kısmı. Önceleri burada Açe İslam devleti hüküm sürerdi. Şimdi ise Hollanda sömürgesidir.
AÇELYA: (Yun.i.) Ka. - Kokusuz, fundagillerden çeşitli renklerde çiçek-ler açan bir bitki.
AÇIL: (Tür.) Ka. - Açılmak eylemin-den emir; serpil
AÇILAY: (Tür.) Ka. - Ayın dolunay halinde olmaya başlaması
AD: (Ar.) Er. - Çok eskiden Yemen taraflarında bulunan ve Hud peygam-ber tarafından imana getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. Kur'an-ı Ke-rim'de bu kavim aynı isimle anılmış ve başlarından geçen hadiseler geniş-çe ele alınmıştır.
ADAHAN: (Tür.) Er. - Adanın haki-mi, yöneticisi.
ADAL: (Tür.) Er. - "Adın yayılsın, ün kazan" manasında.
ADALEDDİN : (Ar.) Er. - Dinin adaleti- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
ADALET: (Ar.) Ka./Er. - 1. Hakka riayctkarlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk. 2. Haksızlıktan uzaklaşma. 3. Düzenli ve dengeli davranma. 4. Hakkaniyet.
ADANIR: (Tür.) Ka./Er. - Şanlı, şöhretli
ADEM: (İb.h.i.) Er. 1. Allah'ın yarat-tığı ilk insan, insan soyunun atası ve ilk peygamberi. 2. Adam. 3. İyi, temiz kimse. Âdem (a.s.) ilk insan ve ilk isimlendirilen varlık. Kur'an'da Hz. Adem'in 25 yerde ismi geçer.
ADETULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın kanunu, ilahi sünnet.
ADEVİYE: (Ar.) Ka. 1. İyilik, yar-dımseverlik. 2. Ünlü hanım mutasav-vıfe.
ADIGÜZEL: (Tür.). Ka./Er. - Güzel isim. Verilen ismin güzel olması.
ADİL: (Ar.) Er. 1. Doğruluk göste-ren. Doğru. 2. Eşit, eş, müsavi. 3. Adaletli davranan. Kur'anî bir isimdir. Allah'ın emirlerini hakkıyla uygula-yan anlamına gelir. Raşid halifelerin 2. cisi Ömer b. el-Hattab'ın meşhur lakabı.
ADİLE: (Ar.) Ka. 1. Doğruluk göste-ren. 2. Doğru- Her işinde adalet, doğ-ruluk bulunan hükümet. 3. Adile Sul-tan; Osmanlı döneminde Bağdat'ta valilik yapan Süleyman Paşa'nın hanı-mı. Adına bir cami bir de kervansaray yapılmıştır.
ADİLHAN: (a.t.i.) Er. - Adil yöneti-ci.
ADİL GİRAY: (a.t.i.) Er. - Kırım ve-liahtı. (1548- Kazvin 1579) Devlet Giray'ın oğlu. Osmanlı-İran savaşında Osmanlılara yardımcı oldu. İkinci Şa-
mah savaşını kazanan İranlılarca tut-sak edildi ve Kazvin'de öldü.
ADİN: (Ar.) Er. - Cennet (Adn).
ADİY: (Ar.) Er. - Savaşçı, savaştan geri durmayan, mücahid. Adiy b. Ha-tim et-Tai: 630 yılında müslüman ol-du. Babası gibi cömertti. Kabilesinde İslam'dan dönme eğilimleri görünce engel oldu. Cemel vakasında Hz. Ali-nin yanında yer aldı.
ADNAN: (Ar.) Er. - Cennette ölüm-süzlüğe kavuşan kimse.
ADNİ: (Ar.) Er. 1. Adın'a mensup, (bkz. Adnan). 2. Cennete girmeye hak kazanan. Adni Recep Dede. Türk mu-tasavvıf, şair. (Belgrat 1688).
ADNİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Adni).
AFAFET: (Ar.) Ka. 1. Afıflik, temiz-lik, temiz olan. 2. Fenalıktan, günah işlemekten kaçınma. 3. Namuslu ol-mak.
AFET: (Ar.) Ka. 1. Büyük felaket, bela, musibet. 2. Çok güzel kadın, dil-ber
AFFAN: (Ar.) Er. - Kötü şeylerden kaçınan, kötülüklerden uzaklaşan, te-miz. Ashab'dan bu ismi kullananlar olmuştur.
AFGAN: (Ar.) Er. - Heyecanlı, çabuk öfkelenen. Orta Asya'da yaşayan müslüman bir kavim. Cemalettin Af-gani: Müslüman alimlerden.
AFİF: (Ar.) Ka. 1. İffetli, namuslu, ırz ve namus sahibi kadın. 2. Doğru, haramdan sakınan, yolsuzluğa sap-maz kişi.
AFİFE: (Ar.) Ka.. - (bkz. Afif). IV. Mehmed'in hanımı.
AFİL: (Ar.) Er. 1. Uful eden, gurub eden, batan (güneş, yıldız). 2. Görün-mez olan, kaybolan
AFİTAB: (Fars.) Ka.l. Güneş, gün ışığı. 2. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
AFRA: (Ar.) Ka. 1. Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. Afra binti Ubeyde: Sahabe hanımlardan.
AFŞAR: (Tür.) Er. 1. Oğuz Türkleri-nin 24 boyundan biri. Türkiye, Iran, Azerbaycan ve Afganistan'da dağınık olarak yaşamaktadırlar. 2. Çabuk iş gören, çevik, atılgan
AFŞİN: (Tür.) Er. - Zırh, silah. Afşin bey: Selçuklu komutanı. ( XI. yy.). Gümüştigin'le birlikte Anadolu savaş-larına çıktı. Malatya'da Bizans ordula-rını yendi. Marmara kıyılarına kadar ilerledi (1079).
AFTABE: (Fars.) Ka. - 1. Su kabı. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher.
AFUV: (Ar.) Er. - Daima affeden, merhametli. Esmaü'l-Hüsna'dandır. "Abd" takısı alarak kullanılır.
AGAH: (Fars.) Er. - Bilgili, haberli, uyanık, afif. Vakıf olmuş, malumatlı. Agah Efendi: (1744-1824). Türk dev-let adamı.
AĞAN: (Tür.) Ka.- Akanyıldız, ağma
AGER: (Tür.) Er. - Temiz, doğru kimse
AGRA: (Ar.) Er. - Çok sevimli, çok yakışıklı.
AĞA: (Tür.) Er. 1. Yaşlanma manası-na gelen "ağmak"tan. Büyük, efendi. Büyük kardeş, ağabey. 2. Amir, baş, reis. Eski devlet teşkilatımızda bazı idarecilere verilen unvan. 3. Osmanlı devletinde okuma-yazma bilenlere verilen şeref unvanı. 4. Halkın saygı-sını kazananlara verilen unvan. 5. Er-kek, eş, koca. 6. Eski büyük konaklar-da çalışan hizmetlilerin başı. Eski Türklerde soylu aileye mensup kadın-lar da bu unvanı kullanmışlardır.
AĞAHAN: (Tür.) Er. - Nizari İsmaili imamlara verilen unvan. Doğu Türk-çesinde ağabey anlamında da kulla-nılmıştır. Türk kökenli Kaçarların onur unvanıydı. Ağa Han: Nizari İsmailîlerin dini önderi.
AĞAR: (Tür.) Er. - 1. Beyaz renkli. 2. Açık tavırlı, samimi. 3. Asil, onur-lu, şerefli.
AĞANER: (Tür.) Er. - Saf, temiz, duru insan.
AĞCA: (Tür.) Ka. - Beyaz tenli ka-dın.
AĞGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül, ak gül.
AHAD: (Ar.) Er. 1. Bir, kişi, kimse. 2. Birler, birden dokuza kadar olan sayılar. 3. Ünlü Türk denizcilerinden Ahad bey (Umur bey donanmasın-dan).
AHAVİ: (Ar.) Er. - 1. Kardeşçe, dostça. Kardeş gibi.
AHBARÎ: (Ar.) Er. - Haber veren, ri-vayet eden.
AHDİ: (Ar.) Er. - Ahd, and icabı ve-ya ahd ve ahda müteallik. Ahdî, Türk tezkire yazan ve Divan şairi (Bağdat 1593).
AHENK: (Fars.) Ka. 1. Uygun, uyum düzen, armoni. 2. Renkler arasında uygunluk. Sesler arasında uygunluk, düzen, makam. 3. Çalgılı eğlence-Saz takımınca icra edilen beste. 4. Kasıt, niyet.
AHFA: (Ar.)- Kalb, ruh, sır, hafi, ah-fa şeklinde sıralanan "Ietafet-i hamse" sonuncusuna verilen ad.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AHFAZ: (Ar.) Er. - 1. Belleği çok kuvvetli. 2. Kur'an'ı en iyi hıfzetmiş kişi. 3. Alçak gönüllü.
AHFEŞ: (Ar.) Er. 1. Küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. Yalnız gece gören kimse. Ahfeş lakabında üç büyük Arap alimi vardır. Abdülhamid, Said b. Mes'ade, Ali b. Süleyman.
AHİ: (Ar.) Er. 1. Ahi ocağına mensup olan kimse. 2. Cömert, eliaçık. Ahi Benli Hasan. Türk şairi. Yavuz döne-minde yaşamış ve Şirinu Perviz mes-nevisini yazmıştır.
AHİD: (Ar.) Er. 1. Bir şeyin yerine getirilmesini emretmek. 2. Söz ver-mek. Emir, talimat, taahhüt, anlaşma, yükümlülük.
AHKAF: (Ar.) Er. 1. Kum fırtınası 2. Kur'an-ı Kerim'in 6. suresi. Araplar bu ismi, Arabistan'ın güneyinde, kim-senin bilmediği ve giremediği çöle vermişlerdir.
AHLA: (Ar.) Ka. - Çok tatı. Pek şi-rin.
AHLAS: (Ar.) Er. - 1. Saf, halis, ka-rışımsız. 2. İyi yürekli, temiz kimse. 3. Kur'anî ıstılahta, Allah'a halis ola-rak yönelip ihlaslılıkta ileri bir dere-ceye varmış kul.
AHMED: (Ar.) Er. - Çok, en çok övülmüş, methedilmiş. Kur'an-ı Kerim'de Saf suresinin 2. ayetinde: Hz.İsa, İsrailoğullarına: "...adı Ahmed olan peygamberi de müjdeleyici ola-rak geldim" şeklinde geçen isimlen-dirme ile Peygamberimizin isimlerin-den birisi olarak anıldı ve kullanılma-ya başlandı.- Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır. Ahmed-i Muh-tar, Hz. Muhammed (s.a.s).
AHMER: (Ar.) Er. - Kırmızı, kızıl.
AHNEF: (Ar.) Er. 1. Ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. Daha çok lakap olarak kullanılır. Ahmet b. Kays, as-habdan.
AHNES: (Ar.) Er. - Basık ve sivri bu-runlu. Daha çok lakap olarak kullanı-lır.
AHRA: (Ar.) Ka. - Daha layık, mü-nasip, uygun
AHSA: (Ar.) - Arabistan'ın Kuveyt-Katar kısmına verilen isim- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır
AHSEN: (Ar.) - Daha güzel, çok gü-zel, en güzel. Erkek ve kadın adı ola-rak kullanılır. Ahsen-i takvim: En gü-zel şekil. Kur'an-ı Kerim'in Tin sure-sinin 3. ayetinde insanın ahsen-i tak-vim üzere yaratıldığı beyan buyurulmaktadır. Ahsen kelimesi, Kur'an'da 16 yerde zikredilmiştir.
AHTER: (Fars.) Ka. - Yıldız.
AHU: (Fars.) Ka. 1. Ceylan, karaca, gazal. 2. Güzel, ince alımlı kadın. 3. Gözleri ceylan gözüne benzeyen ka-dın. 4. Kardeş, dost
AHVER: (Ar.) Er. -1. Müşteri yüzlü, güzel gözlü adam. 2. Zeki, akıllı.
AHVES: (Ar.) Er. - Cesur, kahraman, yiğit.
AİŞE: (Ar.) Ka. - 1. Yaşayan, zen-ginlik ve bolluk gören. Yaşayış. Aişe binti Ebu Bekir. Peygamberimiz (s.a.s)'in hanımlarından. Muhterem annelerimizden biri olan Aişe (r.a.) İslami bilgisi ve fakihliği ile de meş-hurdur (bkz. Ayşe).
AJDA: (Tür.) Ka. 1. Filiz sürgün. 2. Çentik çentik olan şey
AKABE: (Ar.) Er. 1. Sarp geçit, çı-kılması zor yokuş. 2. Tehlike. Atlatıl-ması zor güçlük, muhtıra.
AKAD: (Tür.) Er. - Doğruluğuyla, dürüstlüğüyle tanınmış kimse.
AKALP: (Tür.) Er. - Doğruluğu ve dürüstlüğüyle tanınan kimse.
AKALIN: (Tür.) Er. - Alnı açık, suçu olmayan, onurlu. Akalın (Besim Ö-mer Paşa). Türk hekim.
AKANAY: (Tür.) Ka. - Yıldız küme-si.
AKANSEL: (Tür.) Er. 1. Akarsu. 2. Uzun mesafeler geçerek denize dökü-len akarsu.
AKAR: (Tür.) Er. 1. Akıp geçen. 2. Gelir getiren.
AKASMA: (Tür.) Ka. - Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren yabani, tırmanıcı bir bitki.
AKASOY: (Tür.) Er. - Sevilen, sayı-lan soydan gelen
AKASYA: (Yun.i.) Ka. - Küçük sıra yapraklı, gölgeli küçük cinsleri süs için yetiştirilen baklagillerden bir ağaç. Salkım ağacı da denir.
AKAY: (Tür.)- Beyaz ay, ayın tam bir daire olarak dolgun, parlak görün-düğü evre. Ak ve ay kelimelerinden
birleşik isim. Erkek ve kadın adı ola-rak kullanılır.
AKBATU: (Tür.) Er. - Yiğit erkek.
AKBATUN: (Tür.) Er. - (bkz. Akbatu).
AKBEHMEN: (Tür.) Er. Peygamber çiçeğinin eşanlamlısı.
AKBİLGE: (Tür.) - Alim, bilgili, dü-rüst kimse.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AKBOĞA: (Tür.) Er. - Boğa gibi güçlü ve temiz şahsiyetli. Akboğa Celayir: Moğol emir ve komutanı.
AKBORA: (Tür.) Er. - (bkz. Bora)
AKBUDUN: (Tür.) Er. - Temiz, ta-nınmış soydan gelen
AKBURAK: (Tür.) Er. - (bkz. Bu-rak)
AKÇAN: (Tür.) Ka. - Temiz, dürüst kimse
AKCEBE: (Tür.) Er. - Beyaz zırh sa-hibi yiğit.
AKÇA: (Tür.) Ka. 1. Oldukça ak, be-yazca. 2. Eskiden kullanılan küçük gümüş para, nakit. 3. Temiz, saf, iyi niyetli kişi.
AKÇAKİRAZ: (Tür.) Ka. - Bir kiraz çeşidi.
AKÇAKOCA: (Tür.) Er. - Temiz ve namuslu erkek. - Osman Gazi ve Or-han Gazi'nin silah arkadaşı.
AKÇALI: (Tür.) Er. - Varlıklı, zen-gin.
AKÇAM: (Tür.) Er. - Kuzey Ameri-ka'da yetişen bir çam türü.
AKÇAR: (Tür.) Er. - iyi ruhlar.
AKÇIL: (Tür.) - Beyazımsı, solgun Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
AKÇİÇEK: (Tür.) Ka. - Beyaz çi-çek- Daha çok örfte kullanılır.
AKÇORA: (Tür.) Er. - İyi ruhlar.
AKDA: (Ar.) Ka. - Himaye altında olan cariye, kadın, köle.
AKDEMİR: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü ve temiz yürekli. Yiğit.
AKDES: (Ar.) Er. - En kutsal.
AKDİL: (Tür.) Er. - İyi, doğru, güzel konuşan kişi.
AKDOĞAN: (Tür.) Er. - (bkz. Doğan).
AKDORU: (Tür.) Er. - Doruğu bulutlu dağ.
AKEL: (Tür.) Er. 1. Doğru, dürüst iş-ler yapan kimse. Dürüst, güvenilir er-kek.
AKERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Akerman).
AKERMAN: (Tür.) Er. - Dürüst, soylu, temiz kişi.
AKGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Akergin)
AKGÜL: (Tür.) Ka. - Beyaz gül.
AKGÜN: (Tür.) Er. - Mutlu, sevinçli gün.
AKHAN: (Tür.) Er. - Dürüst hakan.
AKALP: (Tür.) Er. - Cömert, eli açık yiğit.
AKIMAN: (Tür.) Er. - Cömert, eli açık kimse.
AKIN: (Tür.) Er. - Her engeli aşan, güçlüklerden yılmayan, hızlı hareket kabiliyetine sahip.
AKINALP: (Tür.) Er. - Akın yapan yiğit. Yiğit.
AKINCI: (Tür.) Er. -Osmanlılarda ileri karakol. Ani vurkaçlarla düşman-larının moralini bozan uç süvarileri. Hafif süvari.
AKINER: (Tür.) Er. - (bkz. Akınalp)
AKINTAN: (Tür.) Er. - Tan yeri ağa-rırken yapılan akın
AKİF: (Ar.) Er. 1. Bir şeyde sebat eden. 2. İbadet eden, ibadet maksa-dıyla mübarek bir yere çekilen. İ'tikafa giren. 3. Direnen. M. Akif Er soy: Ünlü şair ve yazarımız. Safahat'ın ya-zan. İstiklal marşını telif etmiştir.
AKİFE: (Ar.) Ka. 1. Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. 2. İba-det eden hanım.
AKİL: (Ar.) Er.- Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. Ali b. Ebi Talib'in kardeşi. Akil b. Ebi Talib.
AKİLE: (Ar.) Ka.- (bkz. Akil)
AKİPEK: (Tür.) Ka. - İpek gibi ka-dın.
AKİS: (Ar.) Ka. 1. Yankı. 2. Işığın veya bir şeklin bir satha çarpıp orada görünmesi, yansı. 3. Zıt, ters, muhalif.
AKKOR: (Tür.) Ka. - Işık saçacak aklığa varıncaya kadar ısıtılmış olan.
AKKIZ: (Ar.) Ka.- Beyaz kadın.
AKMAN: (Tür.) Er. 1. Temiz, beyaz, güzel insan. 2. Yaşlı kimse.
AKMANER: (Tür.) Er.- (bkz. Ak-man).
AKMAR: (Ar.) Ka. - Aylar, yıldızlar.
AKMER: (Ar.) Ka. - Ay gibi beyaz (yüz)
AKNUR: (t.a.i.) Ka. - Beyaz nur.
AKÖZ: (Tür.) Er. - Özü sözü doğru kişi, temiz kişilikli.
AKPINAR: (Tür.)- (bkz. Pınar).
AKSAN: (Tür.) Er.- İyi ve temiz ta-nınmış kimse.
AKSEN: (Tür.) Ka.- Sen aksın, te-mizsin, doğru ve namuslusun.
AKSEVİL: (Tür.) Ka. - (bkz. Sevil).
AKSIN: (Tür.) Er.- Temiz, doğru, dü-rüstsün.
AKSOY: (Tür.) Er. - Temiz soylu.
AKSUN: (Tür.) Er. - (bkz. Aksu).
AKSUNA: (Tür.) Ka. -Ak renkli ya-ban ördeği.
AKSUNER: (Tür.) Er.- (bkz. Aksungur).
AKSUNGUR: (Tür.) Er.-Doğan cin-sinden bir nevi av kuşu. - Aksungur b. Abdullah. Melikşah zamanında Halep'in hakimliğini, yöneticiliğini yapan Türk Emiri.
AKSU : (Tür.) Ka. 1. Temiz, pırıl pı-rıl su gibi. 2. Nehir
AKSÜYEK: (Tür.) Er. - Eski Türk-lerde soylu anlamında kullanılırdı.
AKŞEMSEDDİN: (t.a.i.) Er.- Dinin güneşi.- Türk din bilgini ve hekim. (Şam 1389-Göynük 1459). Fatih'in hocasıdır. İstanbul'un fethinde bulun-du. Ünlü sahabi komutan Eba Eyyub el-Ensari'nin mezarını bulduğu söyle-nir. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
AKŞIN: (Tür.) 1. Az ak, akımsı.2. Derisinde, kıllarında ve gözlerinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan (insan, hay-
van). Erkek ve kadın adı olarak kulla-nılır.
AKŞİT: (Tür.) Er. - Kutlu uğurlu. 2. Ak. 3. Güneş, nur, aydınlık. Akşit Muhammed b. Tugac: İhşidiler devle-tinin kurucusu.
AKTAY: (Tür.) Er. - Beyaz tay. Türkler'de çok kullanılan bir isimdi.
AKTAÇ: (Tür.) Er. - Beyaz taç.
AKTAN: (Tür.) - Aydınlık, mehtaplı gece.
AKTAR: (Tür.) Er. - Parlak, aydınlık sabah.
AKTAŞ: (Tür.) Er. - Mermer.
AKTEKİN: (Tür.) Er. - Parlak, gör-kemli, temiz huylu yiğit.
AKTEMÜR: (Tür.) Er. - Akdemir.
ARTİMUR: (Tür.) Er. - (bkz. Aktemur).
AKTOLGA: (Tür.) Er. - (bkz. Tol-ga).
AKTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Aytuğ).
AKYIL: (Tür.) Er. -Temiz, güzel se-ne. - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
AKYILDIZ: (Tür.) - Akşama doğru doğan parlak yıldız. Çoban yıldızı, sa-bah yıldızı.
AKYİĞİT: (Tür.) Er.- Dürüstlüğü ve temizliğiyle tanınmış yiğit.
AKYOL: (Tür.) Er. - Dürüst, doğru ve iyi yol.
ALAADDİN: (Ar.) Er. -Dini yücelt-mek için din uğruna çalışan kimse. Alaaddin Keykubad (1192-1237) Anadolu Selçuklu Sultanı. - Türk dil kuralları açısından "d/t" olarak kullanılır.
ALACAN: (Tür.) Er. - (bkz. Akan).
ALAGÜN: (Tür.) Ka. - Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava.
ALAMET: (Ar.) Ka. 1. İşaret, iz, ni-şan. 2. Remiz, sembol. 3. Belirti, emare. 4. Çok iri, şaşılacak büyüklük-te (mec.).
ALANALP: (Tür.) Er. - Ülke alan, fetheden, fatih.
ALANAY: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).
ALANER: (Tür.) Er. - (bkz. Alanalp).
ALANGOYA: (Moğ.) Ka. 1. Altın geyik. 2. Ünlü Moğol destanının kut-sal sayılan kadın kahramanı.
ALANGU: (Tür.) Er. -Altın geyik.
ALANUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Nur).
ALAPINAR: (Tür.) Ka. - (bkz. Pı-nar).
ALATAN: (Tür.) Er. - Güneş doğma-dan önce ufukta beliren karışık renk-ler.
ALATAY: (Tür.) Er. - Derisinde be-nekler olan tay.
ALCAN: (Tür.) Ka. - Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
ALEMDAR: (a.f.i.) Er. 1.Bayrak ve-ya sancak tutan, taşıyan, bayraktar, sancaktar. 2. İşe önderlik eden. Alem-dar Mustafa Paşa: Osmanlı veziri.
ALEV: (Tür.) Ka. 1. Ateşten ve yanı-cı cisimlerden çıkan parlak, çeşitli şe-killere giren gazlardan meydana gelen şeffaf dil, yalım. 2. Aşk ateşi, sevda. 3. Alımlı, cazibeli kadın.
ALEVİ: (Ar.) Er. - Hz. Ali soyundan, Hz. Ali'ye hususi ilgi gösteren, ona taraftar olan. Şii mezhebinin kolların-dan biri.
ALGAN: (Tür.) Er. - Alan, fetheden, fatih.
Blogda Ara
İsimlerin Anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsimlerin Anlamı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5.06.2008
İsimlerimizin Anlamı-B
- B -
BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa'nın lakabı.
BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan'daki Türk-Hint İmparatorluğu'nu kuran kişi.
BADE: (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
BADİ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.
BADİYE: (Ar.) Ka. - Çöl, kır.
BAĞATUR: (Tür.) Er. - Cesur yiğit.
BAĞDAGÜL: (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.
BAĞDAŞ: (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.
BAĞDAT: (Ar.) Ka. - İrak'ın başken-ti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban'ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han'ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.
BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAĞIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞIŞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.
BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.
BAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BAHADIR: (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.
BAHADIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bahadır).
BAHAEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.
BAHAMRA: (Ar.) - Irak'ta bir yer. -
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.
BAHAULLAH: (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.
BAHİR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.
BAHİRA: (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur'an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
BAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
BAHİSE: (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.
BAHİT: (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.
BAHRA: (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.
BAHRİ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.
BAHRİYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır'ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
BAHTEVER: (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb'in gözde kadınlarından biri.
BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.
BAHTINUR: (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
BAHTİSER: (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
BAHTİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
BAHTİYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKANAY: (Tür.). – Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKIR: (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin'in Zeyne'l-Abidin'den torununun adı.
BAKİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül-baki Mahmud'dur.
BAKİNAZ: (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
BAKYAZI: (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı, (bkz. Ali). 3. Azat. 4. Yedek atı.
BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu'd-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş'dan sonraki en büyük hükümdar.
BALAHATUN: (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali'nin kızı ve Osman beyin karısı.
BALAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALAMİR: (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.
BALATEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baldan).
BALDAN: (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
BALDEMİR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.
BALER: (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.
BALGIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
BALHAN: (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
BALIM: (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALIN: (Tür.) Ka. - (bkz. Balım).
BALİ: (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.
BALİBEY: (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
BALİSOY: (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.
BALK: (Tür.) Er. - Şimşek.
BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa'nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yı içerir.
BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
BALKI: (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALKIR: (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
BALKIZ: (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.
BALKOÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Balkı).
BALSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balım).
BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.
BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
BANUGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BANUHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BARAK: (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).
BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.
BARANSEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Baran).
BARAY: (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
BARBAROS: (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi'nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
BARÇIN: (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.
BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
BARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barık).
BARIM: (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.
BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.
BARIŞ: (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
BARIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barış).
BARİK: (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.
BARİKA: (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.
BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BARKIN: (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.
BARLAS: (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.
BARS: (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü'1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.
BARTU: (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.
BAŞAK: (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.
BASİR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
BASİRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.
BASRİ: (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan'ı Basri'ye izafeten kullanılmıştır.
BASRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Basri).
BAŞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.
BAŞAR: (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.
BAŞARMAN: (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
BAŞAY: (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAŞBUĞ: (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
BAŞEĞMEZ: (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
BAŞER: (Tür.) Er. - (bkz. Başar).
BAŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Beşir).
BAŞKAYA: (Tür.) Er. – Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
BAŞKAYNAK: (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.
BAŞKUR: (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
BAŞKURT: (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt'tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler
BAŞKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.
BAŞOK: (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.
BAŞOL: (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.
BAŞÖZ: (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.
BAŞSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Başöz).
BAŞTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Başok).
BAŞTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Başman).
BATIBOY: (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
BATIGÜL: (Tür.) Ka. - Batı'da açan yetişen gül.
BATIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batı).
BATI: (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
BATIR: (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.
BATIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
BATU: (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.
BATUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Batu).
BATUHAN: (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'ın torunu.
BATUR: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
BATURALP: (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.
BATURAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BATURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BAVER: (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
BAYAR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
BAYAZID: (Ar.) Er. - (bkz, Bayezid).
BAYBARS: (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü'l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.
BAYBAŞ: (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.
BAYBEK: (Tür.) Er. - (bkz, Baybaş).
BAYBORA: (Tür.) Er. - Fırtına.
BAYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baybaş).
BAYÇA: (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAYDAK: (Tür.) Er. - Bayrak.
BAYDAN: (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.
BAYDAR: (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
BAYDIR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
BAYDU: (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
BAYDUR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.
BAYDURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Baydur).
BAYER: (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.
BAYEZİT: (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat'ın Gülçiçck Hatun'dan olma oğlu.
BAYGÜÇ: (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.
BAYKAN: (Tür.) Er. - (bkz, Baygüç).
BAYINDIR: (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.
BAYKAL: (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
BAYKAM: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.
BAYKAN: (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur'un 1386'da Kars'ı Karakoyunlular'dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur'un torunu Şeyh Ömer'in oğludur.
BAYKOCA: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYKURT: - (bkz. Baykoca).
BAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu talihli.
BAYKUTAY: - (bkz. Baykut).
BAYLAN: (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.
BAYMAN: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
BAYRI: (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.
BAYRU: (Tür.) Er. - (bkz. Bayrı).
BAYRUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYRUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYSAL: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.
BAYSAN: (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.
BAYSU: (Tür.) Er. - (bkz. Baysan).
BAYSUNGUR: (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase'd-Din Baysungur. Timur'un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
BAYTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).
BAYTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Tugay)-
BAYTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).
BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Tüzün).
BAYÜLKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ülgen).
BEDAHŞAN: (Fars.). - Amu-derya'nın kaynağı olan Perc'in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDAHŞİ: (Fars.) Ka. - (bkz. Bedahşan).
BEDAYİ: (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
BEDEL: (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDİ: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah'ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru'1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.
BEDİA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
BEDİD: (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
BEDİH: (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.
BEDİHE: (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.
BEDİHİ: (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.
BEDİNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Bedi).
BEDİR: (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.
BEDİRAN: (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
BEDİRHAN: (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.
BEDİÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı'nı telif etmiştir.
BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
BEDREDDİN: (Ar.) Er. 1. Din'in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEDREKE: (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.
BEDRİ: (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
BEDRİYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.
BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).
BEDRUNNİSA: (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.
BEDÜK: (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
BEGÜM: (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.
BEHİCE: (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz. Behiç).
BEHİÇ: (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur'an-ı Kerim'de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).
BEHİRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.
BEHİŞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
BEHİYE: (Ar.) Ka. - Beha'dan güzel.
BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid'in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayın 2. gününe delalet eder.
BEHMAR: (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEHMENYAR: (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina'nın kitaplarını şerhetmişir.
BEHNAN: (Ar.) Er. - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
BEHNANE: (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
BEHRA: (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.
BEHRAMŞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Behram). 2. Gazne sultanı. 3. Kirman Selçukluları hükümdarı.. 4. Eyyubilerin büyük şairi.
BEHREM: (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.
BEHZAD: (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BEKATA: (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.
BEKBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDİL: (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
BEKİL: (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
BEKİR: (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
BEKRİYE: (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.
BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.
BEKTAŞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir hüviyet kazanmıştır.
BEKTÖRE: (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel'am b. Baura" adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.
BELAZURİ: (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.
BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.
BELEN: (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola-rak kullanılır.
BELGE: (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
BELGİN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.
BELHİ: (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BELİĞ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
BELİK: (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.
BELİN: (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
BELKIS: (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur'an'da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur'an'da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.
BENDE: (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BENDER: (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.
BENGİ: (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
BENGİALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSAN: (Tür.) Er. - (Bengi).
BENGİSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSU: (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.
BENGÜ: (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.
BENNA: (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
BERA: (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera' b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.
BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERCA: (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.
BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
BERCİS: (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.
BERÇİN: (Fars.) Ka. - Toplayıcı.
BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.
BEREN: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.
BERFİN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
BERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Berkin).
BERGÜZAR: (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.
BERGÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.
BERHUZ: (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.
BERİ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
BERİA: (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.
BERİD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.
BERİN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
BERİRE: (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.
BERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.
BERKA: (Ar.). - Kuzey Afrika'da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
BERKAN: (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.
BERKANT: (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.
BERKAY: (Tür.) Er. - (bkz. Berk).
BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin 3. oğludur.
BERKEL: (Tür.) Er. - güçlü el.
BERKER: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.
BERKİ: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.
BERKİN: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.
BERKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
BERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.
BERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.
BERKSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Berksan).
BERKSU: (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.
BERKÜN: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.
BERK YARUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah'ın oğlu.
BERMAL: (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).
BERNA: (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.
BERRA: (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
BERRAKA: (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
BERRAN: (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.
BERRİN: (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.
BERŞAN: (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.
BERŞE: (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.
BERTER: (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
BERZALİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.
BERZEN: (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BESALET: (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BESAMET: (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.
BESİM: (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.
BESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Besim).
BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.
BEŞUŞ: (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş'um bir kadın.
BEŞAREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEŞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
BEŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur'ani bir kavramdır. İnsanlara Allah'ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur'an için kullanılmıştır.
BEŞİRE: (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
BETİK: (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
BETİM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.
BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.
BETÜLAY: - (bkz. Betül).
BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEYATİ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.
BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.
BEYAZIT: (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid'in babası, kısaltılmıştır. - Arapça'dan Türkçeleşmiş.
BEYBOLAT: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
BEYBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Baybars).
BEYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beybolat).
BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.
BEYHAK: (Ar.) Er. - Horasan'ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
BEYHAKİ: (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.
BEYHAN: (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.
BEYKAL: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
BEYSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYSUN: (Tür.) Ka. - Nazik insan.
BEYTİYE: (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.
BEYTÖRE: (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.
BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.
BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça'dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
BEYZAVİ: (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran'da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.
BEZEN: (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.
BEZMİ ALEM: (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.
BİCAN: (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
BİDAYET: (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.
BİDİL: (Tür.) Er. - Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.
BİGE: (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.
BİHRUZ: (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail'in zevcesi. Çaldıran'da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail'in zevcesi.
BİHTER: (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.
BİHTERİN: (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.
BİKE: (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLAD: (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.
BİLAL: (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.
BİLAN: (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
BİLAY: (Tür
BABA: (Tür.) Er. 1. Kendi dölünden çocuğu olan erkek. 2. Birinci dereceden erkek akraba. 3. Koruyucu, velinimet. 4. Saygı ifadesi olarak yaşlılara verilen unvan. 5. Ecdad, Ata. 6. Tekke büyüğü. 7. Zencilerde görülen saraya benzer bir hastalık. - Baba Oruç. Oruç Reis. Türk denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa'nın lakabı.
BABÜR: (Tür.) Er. 1. Böbürlenme. 2. Hükümdar. - Babürşah. Zahirettin Muhammed (1483-1530). Hindistan'daki Türk-Hint İmparatorluğu'nu kuran kişi.
BADE: (Fars.) Ka. - Şarap, içki. İsim olarak kullanılmaz.
BADEM: (Fars.) Ka. 1. Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. 2. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi.
BADİ: (Fars.) Er. 1. Rüzgara veya havaya ait. 2. Geçici. Badi Ahmed (1839-1908). Türk yazar ve şair.
BADİYE: (Ar.) Ka. - Çöl, kır.
BAĞATUR: (Tür.) Er. - Cesur yiğit.
BAĞDAGÜL: (Tür.) Ka. - Değeri ölçülemeyen gül.
BAĞDAŞ: (Tür.) Er. - Yakın arkadaş, dost.
BAĞDAT: (Ar.) Ka. - İrak'ın başken-ti olan tarihsel kent. Bağdat Hatun: (XIV. yy.) Emir Coban'ın güzelliğiyle ünlü kızı. İlhanlılar devletinin son hükümdarı Ebu Said Bahadır Han ile evlenmiştir. Bahadır Han'ın ölümünden sorumlu tutularak Arpa Han tarafından öldürüldü.
BAĞIŞ: (Tür.) 1. Bağışlanan şey, ihsan. 2. Sıçrayış, atlama. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAĞIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞIŞHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bağış).
BAĞLAM: (Tür.) 1. Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. 2. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. 3. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. 4. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü. -Erkek veya kadın adı olarak kullanılır.
BAHA: (Ar.) Er. 1. Güzellik, zariflik. 2. Parıltı. 3. Alışma, dadanma. - Bahailik mezhebinin kurucusu.
BAHADDİN: (Ar.) Er. - Dinin güzelligi. Dinin değerlisi. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BAHADIR: (Fars.) Er. - Cesur, yiğit, bağatur. Timur soyundan Hindistan'da hükümdarlık yapmış Türk lider.
BAHADIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bahadır).
BAHAEDDİN: (Ar.) Er. - (bkz. Bahaddin). Bahaeddin Ahmed Efendi (Bursa 1741-1794): Osmanlı dönemi tarihçilerinden. Müderrislik ve kadılık yaptı.
BAHAMRA: (Ar.) - Irak'ta bir yer. -
Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAHAR: (Fars.) Ka. 1. Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arası, ilkyaz. 2. Güzellik, güzel. 3. Sığır gözü, papatya, sığır papatyası, sarı papatya. 4. Put, çelipa, sanem. 5. Atılmış pamuk. 6. Ölçek. 7. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey.
BAHAULLAH: (Ar.)Er. - Allah katında değer ve kıymet sahibi.
BAHİR: (Ar.) Er. 1. Deniz, derya. 2. Yalancı, ahmak, alık. 3. Ekin sulayıcı, sulayan. 4. Belli, besbelli, açık, apaçık. 5. Işıklı, parlak, güzel. Bahir (Abdurrahman) İst. 1688-1746). Osmanlı dönemi kadılarından. Şair, bestekar.
BAHİRA: (Ar.) Ka. 1. Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. - Kur'an-ı Kerim, bu adetleri kaldırmıştır.
BAHİRE: (Ar.) Ka. 1. Işıklı, parlak, güzel. 2. Dikenli ağaç. 3. Açık, apaçık. 4. Çok koşan cins deve. 5. Vapur.
BAHİSE: (Ar.) Ka. - Söz eden, bahseden.
BAHİT: (Ar.) Er. - Bahtı açık şanslı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Şehvetli kadın. İsim olarak kullanılmaması uygundur.
BAHRA: (Ar.) Er. - Timur devletinin güney sınırını koruyan eski bir sınır kalesi.
BAHRİ: (Ar.) Er. 1. Denize ait denize mensup, denizle ilgili. 2. Denizci, levent. 3. Tüyünden kürk olan, patkada denilen, gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.
BAHRİYE: (Ar.) Ka. 1. Donanmaya ait (bkz. Bahri). 2. Libya çölünde vahalar grubu, Bahriye, Mısır'ın büyük vahalar grubunun en kuzeyinde olan aşırı verimli vahalardır. 3. Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
BAHTEVER: (Tür.) Er. - Şah Avrangzeb'in gözde kadınlarından biri.
BAHTI: (Ar.) Er. 1. Bahtla, kaderle ilgili. 2. Kimi Divan şairlerinin ortak mahlası.
BAHTINUR: (Ar.) Ka. - Talihli, şanslı, yazgısı parlak.
BAHTİSER: (a.f.i.) Ka. - Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
BAHTİŞEN: (a.f.i.) Ka. - Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal).
BAHTİYAR: (a.f.i.). 1. Bahtlı, talihli. 2. Mesud, mutlu. Bahtiyar (Ebu Mansur) (942-978). Büveyhilerin hükümdarlarından biri.- Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKANAY: (Tür.). – Gökyüzünde duran ay, açık seçik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAKIR: (Fars.) Er. l. İnceleyen, tetkik edip açıklayan. 2. Arslan. 3. Hz. Hüseyin'in Zeyne'l-Abidin'den torununun adı.
BAKİ: (Ar.) Er. 1. Allah'ın isimlerindendir. Genellikle "abd" takısı alarak kullanılır, (bkz. Abdülbaki). Kalıcı, sürekli, devamlı. Varlığının sonu olmayan. Ölümsüz. 2. Artan, kalan, geriye kalan. 3. Korunmuş. Baki: - Ünlü Türk şairlerinden olup asıl adı Abdül-baki Mahmud'dur.
BAKİNAZ: (Fars.) Ka. - Sürekli nazlanan, çok nazlı.
BAKİYE: (Ar.) Ka. - Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın.
BAKYAZI: (Tür.). - Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALA: (Tür.) Er. 1. Çocuk yavru. 2. Yüksek, yüce, yukarı, (bkz. Ali). 3. Azat. 4. Yedek atı.
BALABAN: (Tür.) Er. 1. Çocuk bekçisi. 2. Gürbüz canlı, cüsseli, insan veya hayvan. Balaban: Gıyasu'd-Din Uluğ Hanın IV. yy. başlarında Aybek tarafından İltutmuş'dan sonraki en büyük hükümdar.
BALAHATUN: (Tür.) Ka. - Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. Balahatun: Şeyh Edebali'nin kızı ve Osman beyin karısı.
BALAMAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALAMİR: (Tür.) Er. - Eski bir Türk kağanı. (IV. yy.) Alanları ve Ostrogotları yenerek batıya sürdü.
BALATEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Balaban).
BALCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baldan).
BALDAN: (Tür.) Ka. - Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
BALDEMİR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, şirin.
BALER: (Tür.) Er. - Tatlı dilli, cana yakın kimse.
BALGIN: (Tür.) Ka. 1. Bal'a doymuş. 2. Çok tatlı, bal gibi.
BALHAN: (Tür.) Ka. - Hazar denizi sahilinde Anuderyanın eski yatağının denize vardığı yerde bir dağ silsilesi.
BALIM: (Tür.). 1. Kardeş. 2. Çok sevgili, samimi arkadaş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALIN: (Tür.) Ka. - (bkz. Balım).
BALİ: (Ar.) Er. - Eski, koca, köhne.
BALİBEY: (a.t.i.) Er. - Osmanlı beylerinden. Bosna beyi olarak Kanuni'nin Belgrad Seferine katıldı. Mohaç savaşında (1526) düşmanı iki yandan çevirerek zaferin kazanılmasında büyük payı oldu.
BALİSOY: (a.t.i.) Er. - Eski, köklü soydan gelen.
BALK: (Tür.) Er. - Şimşek.
BALKAN: (Tür.) Er. 1. Sarp ve ormanlık sıradağları. 2. Avrupa'nın güneydoğu bölgesine verilen isim. Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Arnavutluk ve Romanya'yı içerir.
BALKAR: (Tür.) Er. 1. Kuzey Kafkasya'da yaşayan bir Türk boyu. Kıpçaklann bir kolu. 2. Bu boya mensup kişi.
BALKI: (Tür). 1. Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. 3. Şimşek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BALKIR: (Tür.) Er. - Parıltı, ışık, şimşek. Balkır Rıza: (Öl. 1945). Türk Karagöz oyunu ustası.
BALKIZ: (Tür.) Ka. - Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının örfte söylenişi.
BALKOÇ: (Tür.) Er. - (bkz. Balkı).
BALSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Balım).
BANGU: (Tür.) Er. 1. Haykırış, bağırış. 2. Gökgürültüsü, yankı.
BANU: (Fars.) Ka. 1. Kadın hatun, hanım. 2. Kraliçe, prenses. 3. Gelin. 4. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 5. Yusuf ve Zeliha öyküsünün kadın kahramanı. - Banu Hanım (Cevheriye Banu). Türk halk şairi. (1864-1914 Çankırı). Kadiri tarikatı bağlılarından.
BANUGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BANUHAN: (Fars.) Ka. - (bkz. Banu).
BARAK: (Tür.) Er. - Oğuzların Bayat boyuna mensup bir oymak. Gaziantep, Kilis ve Nizip çevresinde yaşarlar. - Barak Han: Çağatay hükümdarı (1266-1271).
BARAN: (Fars.) Ka. 1. Yağmur. Mevsim-i Baran, yağmur mevsimi.
BARANSEL: (f.t.i.) Er. - (bkz. Baran).
BARAY: (Tür.) Er. - Ezeli, öncesi olmayan, öncesiz.
BARBAROS: (İtal.) Er. Kırmızı sakal. Baba-Oruç. Türk denizci kaptan-ı derya. Oruç Gazi'nin İtalyanlarca meşhur olan ismi. Kanuni döneminde yaşayan ünlü denizci. Barbaros Hayrettin olarak bilinmekte.
BARÇIN: (Tür.) Ka. - Bir tür ipekli kumaş.
BARIK: (Tür.) Er. 1. Sivri tepeler arasındaki uçurum, yüksek kayalıklardaki çatlaklıklar. 2. Yeşillik, çayırlık yer.
BARIKHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barık).
BARIM: (Tür.) Er. - Varlık, servet, zenginlik.
BARIN: (Tür.) Er. 1. Bütün, hep. 2. Güç kuvvet. 3. Göğüs. 4. Moğol devrinde Orta Asya'da büyük beyliklerden biri.
BARIŞ: (Tür.) Er. 1. Savaşsızlık durumu. 2. Savaştan sonra silah bırakma, uzlaşma sulh. 3. Dirlik, düzenlik.
BARIŞCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Barış).
BARİK: (Ar.) Er. 1. Parıldayan. 2. Nazik, dakik, ince. Fikr-i Barik İnce düşünce.
BARİKA: (Ar.) Ka. - Şimşek, yıldırım parıltısı.
BARKAN: (Tür.). 1. Çöllerde rüzgarın esme yönüne dikey doğrultuda oluşan ay biçimindeki küçük kumsal külle. 2. Hareketli kumul. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BARKIN: (Tür.) Er. - Yolculuk eden, yolcu gezgin.
BARLAS: (Tür.) Er. - Kahraman, savaşçı.
BARS: (Tür.) Er. l. Kaplana benzeyen yırtıcı hayvan. 2. Arı oğulu. -İsim olarak kullanılmaz. Barsbay: (el-Melikü'1-Eşref (Öl. 1438). Mısır Memluklan sultanı. Çerkez hanedanındandır.
BARTU: (Tür.) Er. - En eski Türk kağanlarından biri.
BAŞAK: (Tür.) Er. - Sağlam, dayanıklı.
BASİR: (Ar.) Er. 1. Göz. 2. Görme. 3. Allah'ın sıfatlarından, herşeyi gören ("Abd" takısı almadan kullanılmaz).
BASİRET: (Ar.) Ka. 1. Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. 2. Ön görüş, seziş.
BASRİ: (Ar.) Er. - Basralı, Basra şehrinde oturan. Hasan'ı Basri'ye izafeten kullanılmıştır.
BASRİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Basri).
BAŞAK: (Tür.) Ka. 1. Tahıl tanelerini taşıyan kısım, sünbüle: Buğday başağı. 2. Hasattan artakalan şey. 3. Okun uç kısmındaki sivri demir.
BAŞAR: (Tür.) Er. - Başarılı ol, işi sonuçlandır.
BAŞARMAN: (Tür.) Er. - Yaptığı işi başarıyla sonuçlandıran.
BAŞAY: (Tür.). - Birinci, ilkay. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAŞBUĞ: (Tür.) Er. - Başkumandan, hükümdar. - Eski Türklerde orduya kumanda eden hükümdar veya komutanlar..
BAŞEĞMEZ: (Tür.) Er. - Buyruk altına girmeyen, kişilikli.
BAŞER: (Tür.) Er. - (bkz. Başar).
BAŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjdeci. 2. Güler yüzlü, mesut, mutlu. (bkz. Beşir).
BAŞKAYA: (Tür.) Er. – Kayaların başı, güçlü, kuvvetli.
BAŞKAYNAK: (Tür.) Er. - İlk kaynak. Ana kaynak.
BAŞKUR: (Tür.) Er. - Türk çadırlarının çevresindeki kanatlan örten bölümlerin üst tarafına bağlanan ve 18 cm eni olan kuşak.
BAŞKURT: (Tür.) Er. - Ural dağlan bölgesinde yaşayan ve Türklerin Kıpçak kolundan olan bir boy. Asıl ismi Başkırt'tır. Ural dağlannın güneyinde yerleşiktirler
BAŞKUT: (Tür.) Er. - Kutlu, talihli kimse.
BAŞOK: (Tür.) Er. - Önde olan yiğit.
BAŞOL: (Tür.) Er. - Başta ol, önder ol.
BAŞÖZ: (Tür.) Er. - Önemli soydan gelen.
BAŞSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Başöz).
BAŞTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Başok).
BAŞTUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Başman).
BATIBOY: (Tür.) Er. - Türklerin göç sonucu batıya yerleşen oymakları.
BATIGÜL: (Tür.) Ka. - Batı'da açan yetişen gül.
BATIHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batı).
BATI: (Tür.) - Güneşin battığı yön ve bu yöndeki ülkeler. Erkek ve kadın adı, birleşik isim yapılarak kullanılır.
BATIR: (Tür.) Er. - Yiğit, kahraman, bahadır.
BATIRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATIRHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batır).
BATTAL: (Ar.) Er. 1. Cesur, kahraman. 2. Pek büyük. 3. İşe yaramaz, hantal. 4. İşsiz. Battal Gazi: Emevilerin VII. yy. Bizans'a düzenledikleri sefer ve savaşlarda ün salmış komutanı.
BATU: (Tür.) Er. - Üstün gelen, gücü yeten, galip.
BATUĞ: (Tür.) Er. - (bkz. Batu).
BATUHAN: (Tür.) Er. - Altınordu devletinin kurucusu (1204-1255). Cengiz Han'ın torunu.
BATUR: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit, cesur, bahadır.
BATURALP: (Tür.) Er. - Yiğitler yiğidi.
BATURAY: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BATURHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Batur).
BAVER: (Fars.) Er. - Tasdik, inanma. Sağlam, pek doğru.
BAYAR: (Tür.) Er. 1. Ulu, yüce saygın, soylu. 2. Ekilmemiş toprak.
BAYAZID: (Ar.) Er. - (bkz, Bayezid).
BAYBARS: (Tür.) Er. - Bahri Memlüklerin sultanı olup Kıpçak ülkesinde doğmuştur. Baybars (el-Melikü'l-Zahir Rüknettin). (1223 Şam - 1277). Eyyubi hanedanını ortadan kaldırıp Abbasi halifeliğinin yeniden kurulmasını sağladı.
BAYBAŞ: (Tür.) Er. - Zengin, ileri gelen, saygın.
BAYBEK: (Tür.) Er. - (bkz, Baybaş).
BAYBORA: (Tür.) Er. - Fırtına.
BAYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Baybaş).
BAYÇA: (Tür.). - Zengin, varlıklı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BAYDAK: (Tür.) Er. - Bayrak.
BAYDAN: (Tür.) Er. - Şımarık, gururlu, kendini beğenmiş.
BAYDAR: (Tür.) Er. - Kırım yarımadasında Sivastopol şehrinin güneyinde tartada bir Türk köyü. Güzellik ve bereketiyle ünlüdür.
BAYDIR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
BAYDU: (Tür.) Er. - İlhanlı devleti hükümdarı Hulagunun torunu. 11 ay İlhanlı devleti hükümdarı oldu.
BAYDUR: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, cesur.
BAYDURALP: (Tür.) Er. - (bkz. Baydur).
BAYER: (Tür.) Er. - Zengin, varlıklı kimse.
BAYEZİT: (Ar.) Er. - Çeşitli zamanlarda yaşamış Osmanlı şehzadelerinin genel adı. Bayezit l. (Bursa 1360-Alaşehir 1403). Yıldırım, Osmanlı padişahı. I. Murat'ın Gülçiçck Hatun'dan olma oğlu.
BAYGÜÇ: (Tür.) Er. - Zengin ve güçlü kimse.
BAYKAN: (Tür.) Er. - (bkz, Baygüç).
BAYINDIR: (Tür.) Er. - İmar edilmiş, mamur.
BAYKAL: (Tür.) Er. - Yaban kısrağı Orta Asya Türk ülkelerinde yaşar.
BAYKAM: (Tür.) Er. - Hekim, doktor.
BAYKAN: (Tür.) Er. - Bay soyundan, zengin. Baykan (XIV. yy. Kars). Türk halk şairi. Timur'un 1386'da Kars'ı Karakoyunlular'dan alması üzerine ünlü bir destan yazdı. Anadolu-Azerbaycan sahasının en eski aşığıdır.
BAYKARA: (Ar.) Er. 1. Helak olma, mahvolma. 2. Böbürlene böbürlene, salınarak yürüme. 3. Malı çok olma. Baykara: Timuroğullan şehzadesi. Timur'un torunu Şeyh Ömer'in oğludur.
BAYKOCA: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYKURT: - (bkz. Baykoca).
BAYKUT: (Tür.) Er. - Kutlu talihli.
BAYKUTAY: - (bkz. Baykut).
BAYLAN: (s.) Ka. 1. Nazlı, şımarık. 2.Bayla büyüdü bir dediği iki edilmedi.
BAYMAN: (Tür.) Er. - Varlıklı, saygın.
BAYRAM: (Tür.) Er. 1. Neşe ve sevinç günü. Dini bakımdan hususi değeri olan ve milletçe kutlamalar yapılan gün veya günler.
BAYRI: (Tür.) Er. - Çok eski zamanlarda var olmuş, eskiden beri var olan.
BAYRU: (Tür.) Er. - (bkz. Bayrı).
BAYRUALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYRUHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Bayru).
BAYSAL: (Tür.) Er. - Soylu, ünlü kişi.
BAYSAN: (Tür.) Er. - Zengin, tanınmış.
BAYSU: (Tür.) Er. - (bkz. Baysan).
BAYSUNGUR: (Tür.) Er. - Akkoyunlu hükümdarlarından. Gıyase'd-Din Baysungur. Timur'un torunu ve Şahruh Mirzanın oğlu. Büyük bir hattattır ve resim ve sanatın koruyucusu olarak tanınmıştır.
BAYTAL: (Tür.) Er. 1. Kısrak. 2. Bayır, yokuş.
BAYTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Baytal).
BAYTUGAY: (Tür.) Er. - (bkz. Tugay)-
BAYTÜZE: (Tür.) Er. - (bkz. Tüze).
BAYTÜZÜN: (Tür.) Er. - (bkz. Tüzün).
BAYÜLKEN: (Tür.) Er. - (bkz. Ülgen).
BEDAHŞAN: (Fars.). - Amu-derya'nın kaynağı olan Perc'in yukarı mecrasının sol sahilindeki dağlık memleket. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDAHŞİ: (Fars.) Ka. - (bkz. Bedahşan).
BEDAYİ: (Ar.) Er. - Eşi benzeri olmayan güzel, mükemmel, yeni şeyler.
BEDEL: (Ar.). 1. Değer, kıymet. 2. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEDİ: (Ar.) Er. 1. Bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren. 2. Yoktan vareden. Allah'ın 99 isminden birisidir. 3. Söz estetiği, halin muktezasına uyan delilleri açık şekilde belirtme ve sözü güzelleştirme yollarına ait bilgiler toplamı. 4. Güzel, güzellik. Bedi b. Mansur. Hanefi fıkıh alimi (Sivas-1223). El-Bahru'1-Muhit adlı bir fıkıh eseri vardır.
BEDİA: (Ar.) Ka. 1. Yüksek estetik değerde, sanat eseri. 2. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. 3. Ülkü, ideal.
BEDİD: (Fars.) Er. - Meşhur, görünür, açık meydanda. (Hüveyda).
BEDİH: (Ar.) Er. - Şan ve şerefi büyük olan.
BEDİHE: (Ar.) Ka. 1. Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. 2. Başlangıç.
BEDİHİ: (Ar.) Er. - Besbelli, açık-apaçık.
BEDİNUR: (Ar.) Ka. - (bkz. Bedi).
BEDİR: (Ar.) Er. - Dolunay, ondört gecelik ay.
BEDİRAN: (Fars.) Ka. 1. İşleri kötü idare eden. 2. Çapkın kadın.
BEDİRHAN: (Fars) Er. - İleri görüşlü, aydın lider.
BEDİÜZZAMAN: (Ar.) Er. 1. Zamanın harikası. 2. Asrın mükemmel insanı. - Daha çok lakab olarak kullanılır. - Bediüzzaman Said Nursi: Son devrin meşhur müslüman alimlerindendir. Hayatının önemli bir kısmı İslami düşüncelerinden ötürü hapislere girip çıkmakla geçti. Risale-i Nur Külliyatı'nı telif etmiştir.
BEDRAN: (Fars.) Ka. 1. Sert başlı at.2. Daima. 3. Hoş latif, yakışıklı.
BEDREDDİN: (Ar.) Er. 1. Din'in nuru, ışığı. 2. Dinin aydınlığı, dinde bilgelik. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEDREKE: (Fars.) Ka. - Yol gösteren, kılavuz.
BEDRİ: (Ar.) Er. 1. İçi altın dolu kese. Bedr-i Dilşan b. Mehmed b. Oruç b. Gazi b. Şeban: (XV. yy. il yarısı) Türk şairlerinden. Murat II. adına yazdığı Murat namesi ünlüdür. 2. Ayla ilgili, ayın ondördü gibi güzel.
BEDRİYE: (Ar.) Ka. 1. Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 2. Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri.
BEDRULCEMAL: (Ar.) Er. 1. Ay yüzlü. 2. Fatımi devleti vezir ve serdarlarındandır. 2 defa Şam valisi olmuştur. (1013-1094).
BEDRUNNİSA: (Ar.) Ka. - Dolunay yüzlü kadın.
BEDÜK: (Tür.) Er. - Büyük, yüce, gösterişli, önemli.
BEGÜM: (Fars.) Ka. - Kadın hükümdar, prenses. Doğu Türk hükümdarlarının harem ve kızlarına isim olarak verilirdi.
BEHÇET: (Ar.) Er. 1. Sevinç. 2. Güzellik, güleryüzlülük. 3. Şirinlik. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'in Neml suresi 60. ayetinde geçmektedir.
BEHİCE: (Ar.) Ka. - Şen, güzel, güleryüzlü kadın. (bkz. Behiç).
BEHİÇ: (Ar.) Er. - Şen, güzel, güler-yüzlü adam. Kur'an-ı Kerim'de adı geçen kelimelerdendir. - (bkz. Hac, ayet 5).
BEHİRE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. Soyu-sopu temiz kadın. 2. Şişmanlıktan dolayı nefes darlığı olan.
BEHİŞT: (Fars.) Er. 1. Cennet. 2. Uçmak.
BEHİYE: (Ar.) Ka. - Beha'dan güzel.
BEHLÜL: (Ar.) Er. 1. Çok gülen, çok gülücü. 2. Hayır sahibi, çok iyi adam. 3. Bir İslam sofisi, Behlül-i Dana. Harun er-Reşid'in kardeşinin adı olup, delice hareketleriyle meşhur olmuştur.
BEHMAN: (Fars.) Er. 1. Filan filanca. 2. Fars takviminde 11. ay'a ve her ayın 2. gününe delalet eder.
BEHMAR: (Fars.) Er. - Çok ziyade, fazla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEHMENYAR: (Fars.) Er. - İbn Sina mektebine mensup ve Arapça telifleri olan filozof. (X-XI. yy.). İbn Sina'nın kitaplarını şerhetmişir.
BEHNAN: (Ar.) Er. - Güleç, güler-yüzlü, iyi huylu ve daima gülen adam.
BEHNANE: (Ar.) Ka. - Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın.
BEHRA: (Fars.) Ka. l. Onun için ondan dolayı. 2. Bir Arap kabilesi olup Hunus ovasında yerleşmişlerdir.
BEHRAM: (Fars.) Er. 1. Merih yıldızı. 2. Her ayın 20. gönü. 3. Acem pehlivanlarından birinin adı. 4. İran hükümdarlarından birkaçının adı ki en meşhuru yaban eşeği avına pek düşkün olan "Behram Gûr"dür.
BEHRAMŞAH: (Fars.) Er. 1. (bkz. Behram). 2. Gazne sultanı. 3. Kirman Selçukluları hükümdarı.. 4. Eyyubilerin büyük şairi.
BEHREM: (Ar.) Ka. - Asfur çiçeği kırmızı gül.
BEHZAD: (Ar.) Er. - Ressam, minyatürcü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
BEKATA: (Tür.) Er. - İleri gelen, saygın. Soylu, isim yapmış sülaleden.
BEKBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDEMİR: (Tür.) Er. - (bkz. Bekata).
BEKDİL: (Tür.) Er. 1. Doğru sözlü, mert. 2. Gönlü zengin. Baygönüllü.
BEKİL: (Ar.) Er. - Yakışıklı, süslü delikanlı, genç.
BEKİR: (Ar.) Er. 1. Sabahları erken kalkmayı alışkanlık edinen kimse, bakir. 2. Yeni doğmuş. 3. Öncesi, İsmaili zümresine ait büyük bir Arap kabilesi.
BEKRİYE: (Ar.) Er. 1. Her şeyin evveli, ilk çocuk. 2. Genç ve taze kız. 3. Dişi deve yavrusu.
BEKSAN: (Tür.) Er. 1. Tanınmış, ünlü, saygın. 2. Bey ünvanı taşıyan.
BEKTAŞ: (Fars.) Er. 1. Akran. 2. Eş, müsavi. - Bektaşi: Hacı Bektaş Veli tarikatına mensubolan kişi, Horasan'da gelip Anadolu'ya yerleşen Hacı Bektaş Veli tarafından kurulduğu ileri sürülen tarikata mensup ilk zamanlan bilinmeyen bu tarikat, sonradan batıni bir hüviyet kazanmıştır.
BEKTÖRE: (Tür.) Er. - Güçlü, değişmez töreleri olan, törelerine bağlı.
BEL'AM: (Ar.) Er. 1. Terbiyesiz, aç gözlü, pisboğaz, obur. 2. Hz. Musa hakkında İsrailoğullarını kandırarak yalan söyleyip dünya menfaatından ötürü gerçeğe sırtını dönen, bilge olmasına rağmen küfrü tercih edip Hz. Musa'ya beddua etmesiyle tanınmış olan "Bel'am b. Baura" adında İsrail kabilesinden bir zatın adı. İsim olarak konulmaz.
BELAZURİ: (Ar.) Er. - II. yy. Arap tarihçilerinin en büyüklerinden. (Ahmet b. Yahya) Belazur usaresi içmiş ve şuurunu kaybederek öldüğü için kendisine bu ad verilmiştir.
BELEK: (Tür.) Er. 1. Hediye, armağan. 2. Selçukluların Dersim, Gere, Harput ve Halep emiri.
BELEN: (Tür.) 1. Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 2. Akdeniz bölgesinde İskenderun'da Suriye'nin Kuzeye ulaşan büyük yolun Amanos dağlarım aştığı geçit üzerinde bulunan kasaba. - Erkek ve kadın adı ola-rak kullanılır.
BELGE: (Tür.) Er. - Bir gerçeğe tanıklık eden şey.
BELGİN: (Tür.) Ka. 1. Alamet, nişan, marka. 2. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih.
BELHİ: (Ur.). - Belh şehrine mensup (Afganistan). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BELİĞ: (Ar.) Er. 1. Fasih ve düzgün konuşan. 2. Açık, yeterli, tam.
BELİK: (Tür.) Ka. - Saç örgüsü.
BELİN: (Tür.) Ka. - Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
BELKIS: (Ar.) Ka. - Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. - Güneşe tapan bir kavmin kraliçesi iken Hz. Süleyman'a biat ederek kendisiyle evlenmiş ve müslüman olmuştur. Kur'an'da ismi lafzen geçmemiştir. Fakat Hz. Süleymanla arasında geçen olaylar Neml suresinde anlatılır. Kur'an'da bahsedilen kadının o olduğu rivayet edilir.
BENDE: (Fars). 1. Bağlanmış kimse, tutsak. 2. Kul, köle. 3. Yürekten bağlı. 4. Büyük aşkla seven. Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BENDER: (Fars.) Er. - Deniz veya büyük nehir üzerindeki liman. Ticaret limanı.
BENGİ: (Tür.) Er. - Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
BENGİALP: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSAN: (Tür.) Er. - (Bengi).
BENGİSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Bengi).
BENGİSU: (Tür.) Ka. - Ebedilik, ölümsüzlük veren su, Ab-ı hayat.
BENGÜ: (Tür.) Ka. - Ebedi, sonu olmayan.
BENNA: (Ar.) Ka. - Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
BERA: (Ar.) Er. - 1. Fazilet. 2. Seçkin olma vasfı. 3. Olgunluk. el-Bera' b. Azib: Ashabdandır. (Küfe-691). Bedir gazası dışında bütün savaşlara katıldı. Rey ve Kazvin'i fethetti. Kufe'de vefat etti.
BERAT: (Ar.). 1. Resmi belge, imtiyaz belgesi. 2. Osmanlıda bir kimseye verilen nişan, rütbe veya toprak imtiyazını gösterir belge. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERCA: (Fars.). - Yerinde tam doğru ve münasip. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılabilir.
BERCESTE: (Fars.) Ka. 1. Seçilmiş, beğenilmiş. 2. Güzel, hoş, latif.
BERCİS: (Ar.) Ka. 1."Müşteri" denilen yıldız, Jüpiter gezegeni. 2. Sütü çok olan deve.
BERÇİN: (Fars.) Ka. - Toplayıcı.
BEREKET: (Ar.) Ka. 1. Bolluk. 2. Meymenet, saadet, mutluluk, Allah vergisi.
BEREN: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, akıllı.
BERFİN: (Fars.) Ka. 1. Kardan yapılmış. 2. Tertemiz, kar gibi beyaz.
BERGİN: (Tür.) Er. - (bkz. Berkin).
BERGÜZAR: (Fars.) Ka. - Hediye, hatıra, andaç.
BERGÜZİN: (Fars.) Ka. - Seçkin, beğenilmiş makbul.
BERHUZ: (Fars.) Er. - Dağarcık, torba.
BERİ: (Ar.) Er. 1. Salim, kurtulmuş. 2. Temiz, Arınmış.
BERİA: (Ar.) Ka. - Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili.
BERİD: (Ar.) Er. 1. Haberci. 2. Eskiden müslüman devletlerde posta ve haber alma örgütünün adı.
BERİN: (Fars.) Er. 1. En yüksek, çok yüce. 2. Soylu.
BERİRE: (Ar.) Ka. - İnam ve ihsan sahibi. Saliha ve vazifesini yapan hanım.
BERK: (Tür.) Er. 1. Sağlam, kuvvetli. 2. Katı, sert. Şiddetli. 3. Hızlı. 4. Orman. 3. Arı, şimşek, yaprak.
BERKA: (Ar.). - Kuzey Afrika'da eski bir şehir. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
BERKAN: (Ar.) Er. 1. Şakıma, parıldama. 2. Kıvırcık tüylü kuzu postu kürkü.
BERKANT: (Tür.) Er. - Güçlü, bozulmaz, yemin.
BERKAY: (Tür.) Er. - (bkz. Berk).
BERKE: (Tür.) Er. 1. Kama. 2. Altınordu hükümdarı. Cengiz Han'ın torunu ve Cuci'nin 3. oğludur.
BERKEL: (Tür.) Er. - güçlü el.
BERKER: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kişilikli.
BERKİ: (Tür.) Er. - Şimşek gibi parlak.
BERKİN: (Tür.) Er. - Sağlam güçlü kuvvetli.
BERKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
BERKMAN: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam, kişilikli.
BERKSAN: (Tür.) Er. - Güçlü tanınan kimse.
BERKSOY: (Tür.) Er. - (bkz. Berksan).
BERKSU: (Tür.) Er. - Soğuk ve keskin su.
BERKÜN: (Tür.) Er. - Sağlam, güçlü tanınmış.
BERK YARUK: (Tür.) Er. - Selçuklu Sultanı. (Öl. 1104). Melikşah'ın oğlu.
BERMAL: (Fars.) Ka. - Dağ tepesi, doruk. - (bkz. Şahika, zirve).
BERNA: (Fars.) - Genç delikanlı, yiğit. - Kadın ve erkek için kullanılır.
BERRA: (Ar.). - Doğru sözlü, hayır işleyen kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BERRAK: (Ar.) Ka. 1. Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. 2. Şimşek, parıltı. 3. Kulağa hoş gelen ses.
BERRAKA: (Ar.) Ka. - Aydınlık görünüşlü güzel kadın.
BERRAN: (Fars.) Ka. - Kesen, kesici, keskin.
BERRİN: (Fars.) Ka. - Yüksek yüce.
BERŞAN: (Fars.) Ka. - Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden kimse.
BERŞE: (Tür.) Ka. - Hep, bütün, çok.
BERTER: (Fars.) Er. - Üstün, yüksek nitelikli, değerli.
BERZALİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Kasım b. Muhammed. - Arap tarihçilerinden-dir.
BERZEN: (Fars.). - Yöre, mahalle, yol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BESALET: (Ar.). - Korkusuzluk, yüreklilik. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BESAMET: (Ar.) Ka. - Güleryüzlülük, şenlik.
BESİM: (Ar.) Er. - Güleryüzlü, güleç adam.
BESİME: (Ar.) Ka. - (bkz. Besim).
BESTE: (Fars.) Ka. 1. Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. 2. Müzikte, şarkının makam ve ahengi.
BEŞUŞ: (Ar.) Ka. 1. Okşadıkça süt veren deve. 2. Araplarca çok meşhur ve meş'um bir kadın.
BEŞAREDDİN: (Ar.) Er. - Dinin müjdesi. Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
BEŞARET: (Ar.) Ka. 1. Müjde, muştu, iyi haber. 2. Güler yüzlülük, gülümseme.
BEŞİR: (Ar.) Er. 1. Müjde getiren müjdeci. 2. Güleryüzlü güleç adam. Kur'ani bir kavramdır. İnsanlara Allah'ın emir ve nimetlerini, cennet ve mükafatı haber veren peygamberler ve Kur'an için kullanılmıştır.
BEŞİRE: (Ar.) Ka. 1. Müjde getiren, müjdeci. 2. Güleryüzlü, güleç hanım
BETİK: (Tür.) Er. - Yazılı olan şey, yazılmış yapıt.
BETİM: (Tür.). 1. Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. 2. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli.
BETÜL: (Ar.) Ka. 1. Bakire. 2. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. 3. Ayrı kök salan fidan. 4. Hz. Meryem'in lakabı. 5. Hz. Muhammed (s.a.s)'in kızı Hz. Fatıma'nın lakabı.
BETÜLAY: - (bkz. Betül).
BEYAN: (Ar.). 1. Bildirme, söyleme, açıklama. 2. Belagat ilimlerinden ikincisi. 3. Belli apaçık. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BEYATİ: (Ar.) Er. 1. Gece uyuma, gece iş görme, geceyi işiyle geçirme. 2. Türk müziğinin en eski makamlarından olup, hala kullanılmakta olan bir makamdır.
BEYAZ: (Ar.) Ka. 1. Ak, en açık renk. 2. Aydınlık. 3. Deri rengine göre bir insan ırkı. 4. Yumurta akı. -Mahalli yerlerde kadın adı olarak kullanılmakladır.
BEYAZIT: (Ar.) Er. - Ebu Yezid, Yezid'in babası, kısaltılmıştır. - Arapça'dan Türkçeleşmiş.
BEYBOLAT: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü, saygın kimse.
BEYBARS: (Tür.) Er. - (bkz. Baybars).
BEYCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beybolat).
BEYDA: (Ar.) Ka. 1. Tehlikeli yer. 2. Sahra, çöl. 3. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.
BEYHAK: (Ar.) Er. - Horasan'ın Nişabur eyaletinde bir bölge.
BEYHAKİ: (Ar.) Er. - el-Beyhaki: Arap müellifi olup muhaddis ve Şafii fakihlerindendir.
BEYHAN: (Tür.) Ka. - Hükümdarların üstünü. Seçkin han. Beyhan Sultan: Mustafa III. kızı.
BEYKAL: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYKAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYREK: (Tür.) Er. 1. Çok nazik, efendi, bey. 2. Hüzünlü.
BEYSAN: (Tür.) Er. - (bkz. Beycan).
BEYSUN: (Tür.) Ka. - Nazik insan.
BEYTİYE: (Ar.) Ka. - Eve ait, evle ilgili.
BEYTÖRE: (Tür.) Er. - Baş adet, adetleri yerine getiren.
BEYZA: (Ar.) Ka. 1. Daha ak, çok beyaz. 2. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş.
BEYZADE: (Tür.) Er. 1. Beyoğlu. 2. Soylu kimse. - Farsça'dan birleşik isim olarak Türkçeleştirilmiştir.
BEYZAVİ: (Ar.) Er. - Beyzavi (Abdullah b. Ömer). İran'da yaşamış Tefsir ve Kelam alimi. Şafii mezhebindendir. Tefsirin yanında fıkıh usulü, kelam ve irab hakkında eserler vermiştir.
BEZEN: (Tür.) Ka. - Süs, benek, zinet.
BEZMİ ALEM: (Ar.) Ka. - Dünya meclisi, sohbet toplantısı. Bezm-i Alem Sultan. Sultan Abdülmecid'in annesi.
BİCAN: (Fars.) Er. 1. Cansız, ruhsuz. 2. Canını esirgemeyen, şehit.
BİDAYET: (Ar.) Ka. - Başlama, başlangıç.
BİDİL: (Tür.) Er. - Hindistan'da yerleşmiş Farsça yazan büyük Türk şairi.
BİGE: (Tür.) Ka. - Evlenmemiş, çouğu olmamış.
BİHRUZ: (Fars.) Ka. - İyi gün, güzel gün anlamında. Bihruze Hatun: Şah İsmail'in zevcesi. Çaldıran'da yenilip her şeyini bırakan Şah İsmail'in zevcesi.
BİHTER: (Fars.) Ka. - Pek iyi, daha iyi.
BİHTERİN: (Fars.) Ka. - En iyi, pek iyi.
BİKE: (Tür.). - Benzersiz, eşsiz. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
BİLAD: (Ar.) Er. - Şehirler bölge, eyalet, memleket isimlerini ifade için terkiplerde kullanılır.
BİLAL: (Ar.) Er. - Su gibi ıslatan, ıslatış, ıslaklık. Bilal b. Raba: İslamın ilk müezzini, Habeş asıllı olup İslamı köle olarak ilk kabul edenlerden birisidir.
BİLAN: (Tür.) Er. - Süslü ve işlemeli kılıç kemeri.
BİLAY: (Tür
İsimlerimizin Anlamı-C
- C -
CABBAR: (Ar.) Er. - (bkz. Cebbar).
CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
CABİR: (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
CABİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cabir).
CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.
CAFER: (Ar.) Er. - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.'ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır'ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.
CAHİD: (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. - Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CAHİDE: Ka. - (bkz. Cahid).
CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.
CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
CALİB: (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.
CALİBE: (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.
CALP: (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.
CALUT: (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'an-ı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.
CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.
CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
CANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
CANAN: (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
CANAY: (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANAYDIN: (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü.
CANBERK: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.
CANBEY: (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.
CANBULAT: (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
CANDANER: (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.
CANDAR: (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
CANDEĞER: (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
CANDEMİR: (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
CANDOĞAN: (Tür.) Er. - Cana doğan.
CANEL: (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANER: (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
CANFEDA: (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
CANFEZA: (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.
CANGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Giray).
CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
CANGÜN: (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
CANGÜR: (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.
CANİB: (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
CANİPEK: (Tür.) Ka. – Yumuşak huylu (kimse).
CANKAN: (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.
CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
CANNUR: (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.
CANOL: (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.
CANRUBA: (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.
CANSAL: (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
CANSEL: (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
CANSEN: (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSER: (Tür.). - (bkz. Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSES: (Tür.) Ka. - (bkz. Canser).
CANSET: (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.
CANSEVER: (Tür.) Ka. - (bkz. Cansın).
CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.
CANSOY: (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.
CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
CANSUN: (Tür.) - (bkz. Cansu). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANTEKİN: (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.
CANTEZ: (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.
CANTÜRK: (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.
CANVER: (Tür.) Er. - Canlı, haşere.
CARULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
CAVİD: (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.
CAVİDAN: (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
CAVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Cavidan).
CAVİT: (Fars.) Er. - (bkz. Cavid).
CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.
CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
CEBERUT: (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
CEBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cebir).
CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).
CEDİS: (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.
CEHDİ: (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
CEHİD: (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
CEHM: (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.
CEHVEN: (Ar.). - Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.
CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.
CELAYİR: (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
CELİLAY: (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Celil).
CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.
CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).
CEMAL: (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah'ın rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.
CEMALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü, bağışı.
CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.
CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
CEMİNUR: (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.
CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.
CEMŞİD: (Fars.) Er. - Cemşasb'ın babası.
CENAB: (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
CENAN: (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.
CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.
CENGEL: (Fars.) Er. - Orman.
CENGER: (Fars.) Er. - (bkz. Cengaver).
CENGİZ: (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.
CENK: (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
CENKER: (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.
CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1-Celal, Daru's-Selam, Cennetü'l-Me'va, Cennetü'1-Huld, Cennetü'n-Naim, Cennetü'l-Firdevs, Cennetü'l-Karar, Cennetü'1-Adn.
CEREN: (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.
CERİB: (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.
CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
CESARET: (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CESİM: (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
CESİMİ: (Ar.) Er. - İri, büyük.
CESUR: (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEVAN: (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).
CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).
CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CEVHERE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.
ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
CEVVAL: (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
CEVZA: (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
CEYDA: (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.
CEYDAHAN: - (bkz. Ceyda).
CEYHAN: (Tür.). - Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
CEYLAN: (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
CEZLAN: (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.
CEZMİYE: (Ar) Ka. - (bkz. Cezmi).
CEZRİ: (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.
CEZZAR: (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.
CİHAD: (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHAN BANU: (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.
CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları'nın 13.'sû olup Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.
CİHANDİDE: (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANEFRUZ: (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.
CİHANER: (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. - (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber'in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). - Cihan'ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin'e verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. - Cihan'ın şah'ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).
CİVANMERT: (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞAR: - (bkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. - Coşan kimse.
COŞKUNSU: (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur'an'ın 62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.
CÜHEYNE: (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi'l-Kura arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.
CABBAR: (Ar.) Er. - (bkz. Cebbar).
CABGU: (Ar.) Er. 1. Efendi, 2. Bey. 3. İleri gelen, saygın kimse.
CABİR: (Ar.) Er. - 1. Cebreden, zorlayan. 2. Galip gelen. 3. Aziz ve kuvvetli olan. Allah'ın hükümlerini uygulamada güç kullanan. 4. Kırıkçı, kırık sancı. Cabir b. Abdullah b. el-Ensari: Sahabedendir (603-697). Birinci Akabe Bey'atından sonra müslüman oldu. Rasulullah'ın bulun savaşlarına katıldı. Sahabenin bilginlerindendi. Kendisinden çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.
CABİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cabir).
CABİYE: (Ar.) Ka. 1. Hazine (bkz. Semahat). 2. Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. 3. Havuz.
CAFER: (Ar.) Er. - Küçük akarsı. Çay. Cafer b. Muhammed: Lakabı es-Sadık olup 12 imamın 6.'ncısıdır. Muhammed b. el-Bakır'ın yerine imamete geçmiştir. Cafer-i Tayyar: Hz. Alinin kardeşi olup, Mute savaşında bayrak tutarken iki elini de kaybederek şehid olmuştur. Bugün Mute civarında kabri bulunmaktadır.
CAHİD: (Ar.) - Er. - Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan. Bu kelime Kur'an-ı Kerim'de "cihad et". "Allah yolunda savaşa çık" anlamında kullanılmıştır. - Dil kuralında "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CAHİDE: Ka. - (bkz. Cahid).
CAHİZ: (Ar.) Er. 1. Gözü pek, yürekli, cesur kimse. 2. Patlak gözlü. Daha çok lakap olarak kullanılmıştır. - Cahiz b. Ebu Osman, Basra Mutezile kelamcılarının ileri gelenlerinden. Bir köle olduğu halde ilimde ilerlemiş ve devrinin ünlü simalarından olmuştur.
CAİZ: (Ar.) Er. 1. Geçer. 2. Caiz, İslam'ın mumaleta taalluk eden 5 ahkamından biridir. 3. İşlenmesi, yapılması "müsaade alınabilir" anlamında olup, şeran yasaklanmayan her fiili içerir.
CAİZE: (Ar.) Ka. 1. Armağan, hediye. 2. Yol yiyeceği, azık. 3. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş.
CALİB: (Ar.) Er. - Çekici, celbedici, cazib.
CALİBE: (Ar.) Ka. - Kendine çeken, celbeden, çekici.
CALP: (Ar.) Er. - Güçlü, kuvvetli, gayretli.
CALUT: (Ar.) Er. - Calut, Ad ve Semud kavimlerinin soyundandır. Hz. İsmail'den evvel bir müddet Beni İsrail'e hükümdar oldu. Onlara zulmetti. Filistin'de yaşayan Berberilerin krallarına Calut adı veriliyordu. Filistinlilere yaptığı zulümden dolayı Hz. Davud tarafından öldürülmüştür. Kur'an-ı Kerim'da üç yerde ismi geçmektedir (el-Bakara, 249-250-251). İsim olarak tercih edilmez.
CAMİ: (Ar.) Er. 1. Derleyen, toplayan. 2. İçine alan. 3. Cuma namazı kılınan mescid. 4. En az sekiz bablık hadis kitabı. - Molla Cami: İranın XV. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf, mütefekkir, alim ve şairi. Asıl adı Mevlana Nureddin Abdurrahman b. Nizameddin'dir. Birçok manzum ve mensur eserleri vardır.
CAN: (Fars.) Er. 1. Can, ruh. Hayat. 2. Güç, kuvvet, hayatiyet, dirilik. 3. Gönül, yakın dost, çok sevilen arkadaş. 4. Mevlevi ve Bektaşi tarikatlarında dervişlerin birbirlerine hitabı. 5. Kişi, fert. 6. Sevgili.
CANAL: (Tür.). 1. Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANALP: (Tür.) Er. - Özünde yiğitlik, güçlülük olan kimse. Cana yakın yiğit.
CANAN: (Fars.) Ka. - Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın.
CANAY: (Tür.). - Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANAYDIN: (Tür.) Er. - Özü temiz, aydınlık ruhlu kimse.
CANBEK: (Tür.) Er. 1. Özü pek. 2. Güçlü kişilikli kimse. Canbek Giray (1568-1636): Kırım hanı. Devlet Giray'ın torunu. Şakay Mübarek Giray'ın oğlu. Selamet Giray'ın son zamanlarında kalgay (veliaht) oldu. Arkasından han oldu. IV. Murat tarafından Rodos'a sürüldü.
CANBERK: (Tür.) Er. - Güçlü, sağlam kimse.
CANBEY: (Tür.) Er. - Canım gibi sevgili.
CANBULAT: (Tür.) Er. - Canbulat en-Naşirî. Mısır Memlûk sultanı. Yaşbekin kölesiydi. Yaşbek, Canbulat'ı Sultan Kayıtbay'a sattı. Kayıtbay kendisine önemli görevler verdi. Halep ve Şam valiliğine kadar yükseldi. 1500 yılında sultanlığı ele geçirdi.
CANDAN: (Tür.) Ka. 1. Samimi, içten, kalbi. 2. Yakınlık belirten davranış.
CANDANER: (Tür.) Er. - İçten, samimi, dost kimse.
CANDAR: (Tür.) Er. 1. Silah taşıyan, can ve dar isimlerinden müteşekkil birleşik isim. 2. Osmanlı'da, hassa askeri, kılıç askeri, idam hükümlerini infaz eden kimse. 3. Jandarma. Muhafız.
CANDEĞER: (Tür.) Er. - Uğrunda can verilecek kadar güzel, değerli, sevilen.
CANDEMİR: (Tür.)Er. - Özü güçlü, demir gibi sağlam kişilikli.
CANDOĞAN: (Tür.) Er. - Cana doğan.
CANEL: (Tür.) Er. - İçten uzatılan el, dostluk eli. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANER: (Tür.) Er. - Delikanlı, genç, dinamik. - Can ve er kelimelerinden birleşik isim.
CANFEDA: (Fars.). - Canını veren, özverili kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Canfeda Hatun: III. Murad'ın annesinin en gözde cariyesiydi. Harem kethüdalığına getirildi ve sarayda büyük nüfuz kazandı.
CANFER: (Fars.) Er. 1. Aydın bilgili. 2. Güçlü saygın.
CANFEZA: (Fars.) Ka. - Can artıran, cana can katan.
CANGİRAY: (Tür.) Er. - (bkz. Giray).
CANGÜL: (Tür.) Ka. 1. Gül gibi canlı. 2. Güzel, temiz kimse.
CANGÜN: (Tür.) Er. - Doğduğu gün çok sevinilen kimse.
CANGÜR: (Tür.) Er. - Canlı, neşeli kimse.
CANİB: (Ar.) - Ön taraf, cihet. -Türk dil kuralına göre "b/p" olarak kullanılır.
CANİPEK: (Tür.) Ka. – Yumuşak huylu (kimse).
CANKAN: (Tür.) Er. - Soyu temiz, asil kimse.
CANKUT: (Tür.) Er. 1. Kişinin mutluluğu talihi, şansı, uğuru. 2. Mutlu talihli kimse.
CANNUR: (Tür.) Ka. - Özü aydınlık, nurlu kimse.
CANOL: (Tür.) Er. - Canım ol, can gibi içten ol.
CANRUBA: (Fars.) Ka. - Gönül alan, sevgili.
CANSAL: (Tür.) Er. - (bkz. Can). -Can ve sal kelimelerinden birleşik isim.
CANSEL: (Tür.) Ka. - Hayat veren su. - Can ve sel kelimelerinden birleşik isim.
CANSEN: (Tür.). - Sen cansın, sevilensin. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSER: (Tür.). - (bkz. Can). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANSES: (Tür.) Ka. - (bkz. Canser).
CANSET: (Tür.) Ka. - Küçük kraliçe, prenses.
CANSEVER: (Tür.) Ka. - (bkz. Cansın).
CANSIN: (Tür.) Ka. Canım gibisin, canımsın.
CANSOY: (Tür.) Er. - Asil, soylu, cana yakın.
CANSU: (Tür.) Ka. 1. Hayat veren su, tazelik. 2. Sevgili, sevimli.
CANSUN: (Tür.) - (bkz. Cansu). -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CANTEKİN: (Tür.) Er. - Tek can, eşsiz can.
CANTEZ: (Tür.) Er. - Tez canlı, aceleci.
CANTÜRK: (Tür.) Er. - İyi hasletlere sahip Türk.
CANVER: (Tür.) Er. - Canlı, haşere.
CARULLAH: (Ar.) Er. - Allah'a yakın. Allah dostu. Carullah Zemahşeri: Müfessir, alim.
CAVİD: (Fars.) Er. - Baki, daimi, ebedi.
CAVİDAN: (Fars.) Ka. - Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
CAVİDE: (Fars.) Ka. - (bkz. Cavidan).
CAVİT: (Fars.) Er. - (bkz. Cavid).
CAZİM: (Ar.) Er. 1. Kesin. 2. Kesin kararlı. Cazim Mehmed: Türk şair (1725).
CEBBAR: (Ar.) Er. 1. Cebreden, zorlayıcı. 2. Kuvvet, kudret sahibi Allah, Allahın isimlerinden. 3. Becerikli. 4. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
CEBE: (Ar.) Er. 1. Zırh. 2. Osmanlıda silah ihtiyacını karşılayan aracın adı. Cebeci ocağı, Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla ilga edilmiş, kaldırılmıştır. Cebe Ali Bey: Türk komutan (XV. yy.) İstanbul'un fethine kendi sipahileriyle katıldı. Ele geçirdiği kapı kendi adıyla anıldı. Cibali kapısı.
CEBEL: (Ar.) Er. 1. Dağ. 2. Tarıma elverişsiz arazi.
CEBERUT: (İbr.) Er. - İbranice "kudret" anlamına gelmektedir. Yeni Eflatuncu filozoflar ile işraki felsefesine tabi olan mutasavvıflara verilen ad.
CEBİR: (Ar.) Er. 1. Zorlamak. 2. Düzeltme, onarma. 3. Kırık veya çıkık bir kemiği yerleştirip sarmak.
CEBİRE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cebir).
CEBRAİL: (Ar.) Er. 1. Peygamberlere vahiy getiren dört büyük melekten biri. 2. Cibril, İbranice Allahın kulu. 3. Az çok zorla olgunlaştırmak. Cebrail b. Ömer. Batı Karahanlı hükümdar (1099-1102).
CEDİS: (Ar.) Er. - Arabistanın yerli kabilelerinden birinin adı.
CEHDİ: (Ar.) Er. - Uğraşan, çalışan. Çaba ve gayret gösteren.
CEHİD: (Ar.) Er. - Çalışma, çabalama, uğraşma. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılır.
CEHM: (Ar.) Er. - Cehm b. Safvan: İslam kelamcısı. Mürcie ve Mutezile kelamından kendisine ait inanç kaidelerini belirleyerek özel bir akım geliştirmiştir. Öğrencileri II. yy.'a kadar Cehmiye inancını taşıyarak, Tirmiz'de yaşadılar. Daha sonra Eş'ariye mezhebine girmişlerdir.
CEHVEN: (Ar.). - Kurtuba'da yerleşmiş, birçok alim, fakih, vezir yetiştirmiş meşhur bir Arap ailesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELADET: (Ar.). 1. Gözüpeklik. 2. Yiğitlik. 3. Kahramanlık.
CELAL: (Ar.) Er. 1. Büyüklük, ululuk azamet. 2. Hiddet, öfke. 3. Allah'ın "Kahhar, cebbar, mütekebbir" gibi sertlik ve büyüklük ifade eden sıfatları. Kur'an'da Rahman suresi 27, 78. ayetlerde geçmektedir. Zül Celali; Celal sahibi Allah.
CELALEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dini savunan. 2. Dinin ululadığı, övdüğü. Celaleddin Harizmşah: Son Harizm hükümdarı (Öl. 1231). Celaleddin Rumi: Ünlü Türk mutasavvıfı, Mevlana. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CELASUN: (Tür.) Er. 1. Kahraman, cesur, atak, delikanlı, yiğit. 2. Genç sağlıklı, gürbüz.
CELAYİR: (Tür.) Er. - Moğol kavminin bir kolu olup birçok kabileyi bünyesinde toplamıştır. Celayirliler devleti, kendisine İlhanlılar devletini örnek almıştır.
CELİL: (Ar.) Er. 1. Büyük, ulu. (bkz. Celal). Allah için sıfat olarak kullanılır. 2. Osmanlı devletinde vezir ve müşir rütbelerinde bulunanlara hitapta bu sıfat kullanılırdı. 3. Güzel sanatlarda bir yazı stili.
CELİLAY: (a.t.i.). - Ulu, yüce ay. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CELİLE: (Ar.) Ka. - (bkz. Celil).
CELVET: (Ar.) Er. 1. Yerini yurdunu terk etmek. 2. Tasavvufta, kulun, Allanın sıfatlarıyla halvetten çıkışına ve fena fillahda fani oluşuna denilir. Celvetiye; Aziz Mahmud Hüdayi'nin kurduğu tarikatının adı.
CEM: (Ar.) Er. 1. Toplama, biraraya getirme, yığma. 2. Hükümdar, şah. 3. Süleyman Peygamberin lakabı. 4. Büyük İskender'in lakabı. Cem Sultan: Fatih Sultan Mehmed'in Çiçek hatundan olma oğlu (1459-1495).
CEMAL: (Ar.) Er. - Yüz güzelliği, zahiri ve batıni güzellik. Allah'ın rahmetle tecellisi. Allah'ın lütuf, ihsan, rıza sıfatlarının karşılığı.
CEMALLEDDİN: (Ar.) Er. 1. Dinin cemali, parlak yüzü. Daha çok şeref unvanı olarak kullanılmıştır. el-Cevad el-İsfahani tarafından ilk defa kullanılmıştır.
CEMALULLAH: (Ar.) Er. - Allah'ın lütfü, bağışı.
CEMİL: (Ar.) Er. 1. Güzel erkek. 2. İyilikle anma. 3. Eskiden okullarda verilen başan kağıdı.
CEMİLE: (Ar.) Ka. 1. Güzel kadın. 2. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 3. İlk Emevi devrinde yaşamış meşhur Arap şarkıcısı.
CEMİNUR: (Ar.) Ka. - Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse.
CEMRE: (Ar.) Er. 1. Ateş. 2. Kor halinde ateş. 3. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 4. Hacıların Mina'da şeytan taşlaması. Küçük taş parçası. Arafat'ta hacıların şeytan taşlamaları.
CEMŞASB: (Fars) Er. 1. Hz. Süleyman. 2. Cemşid'in oğlu.
CEMŞİD: (Fars.) Er. - Cemşasb'ın babası.
CENAB: (Ar.) Er. - "Yan"manasına gelir. Şeref, onur ve büyüklük terimi olarak kullanılır. Hazret, Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Halik, Allah. - Dil kuralı açısından "b/p" olarak kullanılmaktadır.
CENAN: (Ar.) Ka. - Kalb, yürek, gönül.
CENGAVER: (Fars.) Er. Savaşçı, silahşor. Savaşı seven, savaşkan, dövüşken.
CENGEL: (Fars.) Er. - Orman.
CENGER: (Fars.) Er. - (bkz. Cengaver).
CENGİZ: (Tür.) Er. - Cengiz Han. Moğol İmparatorluğu'nun kurucusu, asıl adı Timuçin'dir. Moğolcada Çing sıfatının çoğulu olarak, güçlü, kuvvetli anlamındadır. İslam ülkelerine düzenlediği seferlerle acımasız ve gaddarca müslümanları katletti. İslam medeniyetine büyük ölçüde tahribat verdi.
CENK: (Fars.) Er. - Harp, savaş, kavga. - İsim olarak kullanılması uygun değildir. Hz. Peygamberin değiştirdiği isimlerden birisi.
CENKER: (f.t.i.) Er. - İyi savaşan, savaşçı.
CENNET: (Ar.) Ka. 1. Uçmak. 2. Bahçe. 3. Çok ferah ve havadar yer. 4. Firdevs. - Allah'ın insanlara müjdelediği, ölümden sonraki alemde bulunan, Allah'a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği fevkalade güzel yer. 8 cennet olduğu rivayet edilmiştir. Daru'1-Celal, Daru's-Selam, Cennetü'l-Me'va, Cennetü'1-Huld, Cennetü'n-Naim, Cennetü'l-Firdevs, Cennetü'l-Karar, Cennetü'1-Adn.
CEREN: (Tür.) Ka. - Halk ağzında "ceylan" anlamına gelir.
CERİB: (Ar.). - Hububat için kullanılan bir ölçek. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CERİR: (Ar.) Er. İp, halat. Yular anlamında. Sahabeden bu ismi taşıyanlar vardır.
CERİT: (Ar.) Er. 1. Verimsiz çorak yer. 2. Bekar.
CESARET: (Ar.) Ka. - Yüreklilik, korkusuzluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CESİM: (Ar.) Er. - İri, büyük, kocaman, ulu, mühim.
CESİMİ: (Ar.) Er. - İri, büyük.
CESUR: (Ar.) Er. - Cesaretli, yürekli, yiğit, gözüpek, atılgan.
CEVAD: (Ar.) Er. 1. Cömert, eli açık. 2. İhsan eden. - Dil kurumuna uygun olarak "d/t" ye dönüştürülür.
CEVAHİR: (Ar.) Er. 1. Cevherler, elmaslar, kıymetli taşlar. 2. Mayalar, özler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEVAN: (Fars.) Er. - Genç, taze, delikanlı. - Cüvan şeklinde kullanılabilir, (bkz. Civan).
CEVDET: (Ar.) Er. 1. İyilik, güzellik. 2. Olgunluk. 3. Büyüklük. 4. Tazelik. 5. Kusursuzluk. Cevdet Paşa: Osmanlı devlet adamı. Tarihçi ve hukukçu (1822-1895).
CEVHER: (Ar.) Ka. 1. Öz, maya. 2. Başlı başına, kendiliğinden olan. 3. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. 4. Kıymetli taş. 5. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. 6. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CEVHERE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cevher). Hicri 5. asırda Bağdat'ta yaşamış meşhur bir İslam hanımı.
ÇEVRİYE: (Ar.) Ka. 1. Haksızlık. 2. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem.
CEVVAL: (Ar.). - Koşan, dolaşan, hareket eden, canlı.
CEVZA: (Ar.) Er. - Güneşin Mayıs ayında girdiği ikizler burcu. Ebced.
CEYDA: (Ar.) Ka. - Uzun boyunlu ve güzel.
CEYDAHAN: - (bkz. Ceyda).
CEYHAN: (Tür.). - Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEYHUN: (Tür.) Er. 1. Orta Asya'da Amu-Derya'ya Arap ve Farslıların vermiş olduğu ad. 2. Tevrat'a göre cennetin 4 nehrinden biri.
CEYLAN: (Tür.) Ka. - Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi.
CEZLAN: (Ar.). - Mutlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CEZMİ: (Ar.) Er. 1. Cezm ile ilgili. 2. Kat-i karar ve niyete ait. 3. Kesmek.
CEZMİYE: (Ar) Ka. - (bkz. Cezmi).
CEZRİ: (Ar.) Er. - Kökle ilgili, kökten.
CEZZAR: (Ar.) Er. - Deve kasabı. -Daha çok lakab olarak kullanılır. Cezzar Ahmet Pasa (?-Akka 1804). Osmanlı vezirlerindendir.
CİHAD: (Ar.) Er. 1. Din uğrunda düşmanla savaşma. 2. İslam uğrunda çalışma. Cihad müslümanlara farz kılınmıştır. Mallarıyla, canlarıyla savaşan mü'minler övüldüğü gibi, bu mücadele uğruna canını veren kişi şchidlik makamıyla yüceltilip taltif edilmişlerdir. Kur'an'da defalarca tekrarlanan bir emirdir. - Dil kuralına uygun olarak "d/t" olarak kullanılmaktadır.
CİHAN: (Fars.) 1. Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 2. Dünyada yaşayan insanların tümü. Cihan Ara Begüm: Hint-Türk hükümdarı Şahcihan ile adına Taç Mahal'in yapıldığı Mümtaz Mahal'in kızı. Dindarlığı ve ihlaslı oluşu sebebiyle "Zamanın Fatıması" olarak anıldı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHAN BANU: (Fars.) Ka. - Dünyaca tanınmış kadın.
CİHANDAR ŞAH: (Fars.) Er. - Delhi, Türk-Hind İmparatorları'nın 13.'sû olup Şah Alem Bahadır'ın büyük oğludur.
CİHANDİDE: (Fars.). - Dünyayı gezip görmüş. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANEFRUZ: (Fars.). - Dünyayı parlatan, aydınlatan.
CİHANER: (Fars.) Er. - Dünyaya bedel kişi, yiğit.
CİHANFER: (Fars.) Ka. - Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı.
CİHANGİR: (Fars.) Er. - Dünyaya egemen olan, dünyayı zabteden kimse. Fatih. Osmanlı şehzadelerinin ortak adıdır.
CİHANGÜL: (Fars.) Ka. - (bkz. Cihan).
CİHANMERT: (Fars.) Er. - (bkz. Cihaner).
CİHANNUR: (Fars.). - Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. - Türk-Hind padişahı Ekber'in büyük oğlu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
CİHANSER: (Fars.). - Cihan'ın başı. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİHANSUZ: (Fars.) Ka. 1. Cihan yakan. 2. Gaznelilerden Buhran Şahı mağlup edip, Gaznice ve Bust şehirlerini yakıp-yıkan, gaddar vahşi Alaeddin-Hüseyin'e verilen ad.
CİHANŞAH: (Fars.) Er. - Cihan'ın şah'ı. - Kara-Koyunlu padişahlarından Timur'un ölümünden sonra kaybedilen yerleri geri almıştır.
CİLASUN: (Tür.) Er. - Babayiğit, boylu, boslu, delikanlı, gürbüz.
CİLVE: (Ar.) Ka. 1. Hoşa gitmek için yapılan davranış. 2. İşve, naz. 3. Yeni gelin duvağının kaldırılması merasiminin ve bu münasebetle güveyin geline verdiği hediyenin (Türk yüz görümlüğü) adıdır.
CİNAN: (Ar.). - Cennetler, yedi göğün üstünde ve Arş ile Kürsi'nin altındaki sekiz cennet. - Kadın ve erkek adı olarak kullanılır.
CİNUÇEN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
CİRYAL: (Ar.) Ka. 1. Bir nevi kırmızı boya. 2. Altının kırmızılığı. 3. Temiz renk. 4. Saf.
CİVAN: (Fars.) Er. - Genç, delikanlı, yakışıklı. - (bkz. Cevan, cuvan).
CİVANBAHT: (Fars.) Er. - Mutlu, şanslı (kimse).
CİVANMERT: (Fars.) Er. - Cömert, eli açık genç, delikanlı.
COŞAN: (Tür.) Er. - Coşku duyan, heyecanlı (kimse).
COŞAR: - (bkz. Coşan).
COŞKUN: (Tür.) Er. 1. Coşmuş, galeyana gelmiş. 2. Duyarlı, aşın hareketli.
COŞKUNER: (Tür.) Er. - Coşan kimse.
COŞKUNSU: (Tür.) Er. - Sel, gürültüyle akan su.
CÖMERT: (Tür.) Er. 1. Elinde olanı harcayan, eli açık. 2. Başkalarına yardımdan kaçınmayan.
CUDİ: (Ar.) Er. l. Cömert, eli açık. 2. İyilik severlikle ilgili.- Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir.
CUDİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Cudi).
CUMA: (Ar.) Er. 1. Haftanın beşinci günü. 2. Müslümanların ibadet ve Bayram günü. 3. Cuma günü kılınan öğle namazı. 4. Toplanma. Sure-i Cuma Kur'an'ın 62. suresi.
CUMALİ: (Tür.) Er. - Cuma günü doğan.
CUMHUR: (Ar.) Er. 1. Halk, ahali. 2. Kalabalık, başıboş kalabalık. 3. Takım, heyet. - Tekke musikisinde koro tarafından okunan ilahi.
CÜBEYR: (Ar.) Er. - Küçük kahraman, küçük yiğit. Sahabe isimlerindendir.
CÜHEYNE: (Ar.) Er. - Ünlü bir Arap kabilesidir. Kızıldeniz-Vadi'l-Kura arasında yaşamaktadırlar.
CÜMANE: (Ar.) Ka. - Tek inci anlamında. Hz. Ali (r.a.)'nin kızkardeşi ve Rasulullah'ın amcasının kızı olan hanım sahabi.
CÜNEYD: (Ar.) Er. 1. Küçük asker, askercik. Cüneyd-i Bağdadi: Ünlü mutasavvıf.
İsimlerimizin Anlamı-Ç
- Ç -
ÇAĞA: (Tür.). - Çocuk.
ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.
ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.
ÇAĞAN: (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.
ÇAĞANAK: (Tür.) Er. - Körfez, liman.
ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.
ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞIN: (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞKAR: (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLA: (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
ÇAĞLAR: (Tür.). - Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
ÇAĞMAN: (Tür.) Er. - Çağın insanı.
ÇAĞNUR: (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
ÇAKA BEY: (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
ÇAKAR: (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.
ÇAKIR: (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.
ÇALAPKULU: (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.
ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. - Tanrı'nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.
ÇALGAN: (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
ÇALKIN: (Tür.) Er. - Alev.
ÇAPAN: (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.
ÇAVAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
ÇAVLAN: (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAVLI: (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
ÇAYKARA: (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.
ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
ÇELGİN: (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.
ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇELİKEL: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.
ÇELİKER: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.
ÇELİKHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.
ÇELİKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.
ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKYAY: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
ÇEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.
ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
ÇEŞMAN: (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
ÇEŞPAN: (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇERİ: (Tür.). - Asker, savaşçı.
ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
ÇETİNALP: Er. - (bkz. Alp).
ÇETİNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNEL: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNSOY: - (bkz. Çetin).
ÇETİNSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇEVİK: (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.
ÇEVİKCAN: - (bkz. Çevik).
ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
ÇIDAM: (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.
ÇINAR: (Fars.) Er. - Çınar ağacı.
ÇINAY: (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
ÇIRAĞ: (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme.
ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
ÇİLAY: (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
ÇİLE: (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİLTAY: (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.
ÇİNEL: (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİNER: (Tür.). - (bkz. Çinel).
ÇİNTAR: (Tür.) Er. - Sabah vakti.
ÇİNTAY: (Tür.) Er. - Soylu at.
ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİTRA: (Fars.) Er. - Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
ÇOĞA: (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.
ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Çoğa).
ÇOĞAN: (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.
ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. - Güneş.
ÇOĞUN: (Tür.). - Çok defa, ekseriya.
ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
ÇOKMAN: (Tür.) Er. - Topuz, gürz.
ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs.
ÇAĞA: (Tür.). - Çocuk.
ÇAĞAÇAR: (Tür.) Er. - Çağ açacak kimse.
ÇAĞAKAN: (Tür.) Er. - Çağı yakalayan, çağdaş.
ÇAĞAN: (Tür.) Er. - Bayram, şenlik.
ÇAĞANAK: (Tür.) Er. - Körfez, liman.
ÇAĞAR: (Tür.) Er. 1. Bayram. 2. Kalın ve kuvvetli deve kösteği. 3. Doğan kuşu.
ÇAĞATAY: (Tür.) Er. 1. Yavru at, tay. 2. Doğu Türklerine, lehçelerine dayanılarak verilan ad. - Çağatay Han: Cengiz Han'ın 2. oğlu Çağatay. Müslümanlara ve dinin emirlerine karşı politika uygulamakta ve Moğol yasasını tatbik etmekteydi. Gusl abdestini yasaklamıştı. Hristiyan dostu olarak bilinmektedir. Marco Polo kendisinin vaftiz edildiğini kaydetmiştir.
ÇAĞILI: (Tür.). 1. Çağla ilgili. 2. Çakıl. 3. Çağla. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞIN: (Tür.). - Yıldırım, şimşek. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞKAR: (Tür.) Er. - Canlı, dinamik, çalışkan.
ÇAĞLA: (Tür.) Ka. - Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali.
ÇAĞLAR: (Tür.). - Çağlayan, şelale (bkz. Şelale). - Erkek ve kadın adı olarak da kullanılır.
ÇAĞMAN: (Tür.) Er. - Çağın insanı.
ÇAĞNUR: (Tür.) Er. - Çağın nuru, zamanın nuru. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAĞRI: (Tür.) Er. 1. Çakır gözlü. 2. Mavi hareli göz. Çağrı bey (990-1060). Büyük Selçuklu devleti hükümdarı Tuğrul beyin kardeşi. Çağrı bey müslüman olduğunda Davud ismini aldı. Kardeşi Tuğrul ise Muhammed ismini almıştır.
ÇAKA BEY: (Tür.) Er. - Oğuzların Çavuldur boyundan olan Türk beyi. XI. yy. ilk yarısında İzmir bölgesinin hakimi oldu.
ÇAKAR: (Tür.) Er. - Parıldayan, ışık veren.
ÇAKIR: (Tür.). - Mavimsi, mavi renkli, gri benekli gözleri olan kişi. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAKMAN: (Tür.) Er. 1. Amacına erişen, ulaşan kimse. 2. Süt mavisi.
ÇAKMUR: (Tür.) Er. 1. Yarı uykulu bakış. 2. Sert taş. 3. Pinti.
ÇALAP: (Tür.). 1. Tanrı. 2. Ateş. -İsim olarak kullanılmaz.
ÇALAPKULU: (Tür.) Er. - Tanrı kulu- Abdullah.
ÇALAPÖVER: (Tür.) Er. - Tanrı'nın övgüsüne mazhar olmuş kişi.
ÇALGAN: (Tür.) Er. - Yatağı taşlık olan ve gürültüyle akan su.
ÇALKIN: (Tür.) Er. - Alev.
ÇAPAN: (Tür.) Er. - Tatar, ulak, postacı.
ÇAVAŞ: (Tür.) Er. 1. Güneş. Güneşli yer. 2. Güney.
ÇAVLAN: (Tür.). - Büyük çağlayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇAVLI: (Tür.). - Ava alıştırılmamış doğan. Çavlı Çandar: (Öl. 1146). Selçuklu emiri. Sultan Mesud döneminde yararlı işler yaptı.
ÇAYKARA: (Tür.). - Küçük akarsu, yazın kuruyan küçük akarsu. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇELEBİ: (s.) Er. 1. Efendi, nazik ve kibar. 2. Şehir terbiyesi almış okuryazar kimse. 3. Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan. Musa Çelebi, Süleyman Çelebi. - Mevlevi tarikatının başı bu adla anılırdı. Mevlana veya Hacı Bektaş soyundan olan kimse.
ÇELEN: (Tür.) Er. 1. Yakışıklı delikanlı. 2. Tepelerin kar tutmayan kuytu yeri. 3. Açıkgöz, becerikli, kurnaz. 4. Evlerin dışında bulunan saçak.
ÇELGİN: (Tür.) Ka. - Yaralanarak kaçan av hayvanı.
ÇELİK: (Tür.) Er. 1. Su verilip sertleştirilen demir. 2. Çok güçlü kuvvetli. 3. Kısa kesilmiş dal.
ÇELİKEL: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü el.
ÇELİKER: (Tür.) Er. - Çelik gibi güçlü kimse.
ÇELİKHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hakan, yönetici.
ÇELİKKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen kimse.
ÇELİKÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çelik).
ÇELİKYAY: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli.
ÇEMAN: (Fars.) Ka. 1. Salına salına yürüyen. 2. Nazlı sevgili.
ÇEMENZAR: (Fars.) Ka. - Otlak. Çimenlik.
ÇERAĞ: (Fars.) Er. 1. Yağ kandili, lamba, mum. 2. Atın şaha kalkması. 3. Çırak edilme. 4. Bir memuriyete ve ihsana nail olan. 5. Vazifesinden emekli edilen.
ÇERME: (Tür.) Er. 1. Çay kıyılarında sulu ve yeşil yer. 2. Akarsuların topraktan çıkan sızıntısı. 3. Kaynak.
ÇEŞMAN: (Fars.). - Gözler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇEŞMİAHU: (Fars.) Ka. - Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel.
ÇEŞMİNAZ: (Fars) Ka. 1. Süzerek bakma, bakış. 2. Nazlı nazlı bakan göz. 3. Güzel gözlü sevgili.
ÇEŞPAN: (Fars.). - Layık, uygun, münasip, yakışır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇERİ: (Tür.). - Asker, savaşçı.
ÇETİN: (Tür.) Er. 1. Sert, işlenmesi, elde edilmesi, çözümü zor, sarp, müşkil. 2. İnatçı, azimli, şedid.
ÇETİNALP: Er. - (bkz. Alp).
ÇETİNAY: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNEL: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNER: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNÖZ: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇETİNSOY: - (bkz. Çetin).
ÇETİNSU: (Tür.) Er. - (bkz. Çetin).
ÇEVİK: (s.) Er. - Çabuk davranan, hızlı ve hareketli.
ÇEVİKCAN: - (bkz. Çevik).
ÇEVRİM: (Tür.) Er. 1. Sınır. 2. Girdap. 3. Sürekli ve düzenli değişme.
ÇIDAM: (Tür.) Er. - Sabır, tahammül.
ÇINAR: (Fars.) Er. - Çınar ağacı.
ÇINAY: (Fars.) Ka. - Soylu ay, ayın en parlak zamanı.
ÇIRAĞ: (Fars.). - Meşale, ışık, kandil (bkz. Çerağ). - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİÇEK: (Tür.) Ka. 1. Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları (bkz. Şükûfe). 2. Bitki, çiçek açan bitki. 3. Bazı şeylerin toz haline getirilmiş özü, kükürt çiçeği. 4. Kumaş veya başka şeyler üzerine yapılan renkli veya renksiz süsleme.
ÇİĞDEM: (Tür.) Ka. - Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli renklerde çiçek açan kır bitkisi, mahmur çiçeği.
ÇİLAY: (Tür.) Ka. - Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
ÇİLE: (Fars.), l. Zevk ve sefadan el çekerek kuytu bir yerde yapılan 40 günlük ibadet. 2. Eziyet, sıkıntı. 3. İbrişim, yün vs. demeti. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİLTAY: (Tür.) Er. - Üzerinde benekler bulunan tay.
ÇİNEL: (Tür.). - Doğru, dürüst, namuslu kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİNER: (Tür.). - (bkz. Çinel).
ÇİNTAR: (Tür.) Er. - Sabah vakti.
ÇİNTAY: (Tür.) Er. - Soylu at.
ÇİNUÇİN: (Tür.) Er. - Üstün, galip, zafer kazanmış.
ÇİRAY: (Fars.). 1. Yüz çizgileri, yüz güzelliği. 2. Beniz, yüz. 3. İnsan resmi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİRE: (Fars.). 1. Maharetli, becerikli. 2. Kahraman, yiğit. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
ÇİTRA: (Fars.) Er. - Afganistan'da bir kabile. Büyük ekseriyetle ari ırktan olup narin yapılı, güzel gözlü ve gür saçlı, hoş ve cazip tavırlı olmalarına rağmen haşin, sert yapılı ve gaddar olarak bilinmektedirler.
ÇOĞA: (Tür.) Er. - Çocuk, yavru.
ÇOĞAHAN: (Tür.) Er. - (bkz. Çoğa).
ÇOĞAN: (Tür.) Er. - Kökü ve dalları sabun gibi köpüren bitki, çöven.
ÇOĞAŞ: (Tür.) Er. - Güneş.
ÇOĞUN: (Tür.). - Çok defa, ekseriya.
ÇOKAY: (Tür.) Er. 1. Köy zengini, çiftlik sahibi. 2. Eşkıya.
ÇOKMAN: (Tür.) Er. - Topuz, gürz.
ÇOLPAN: (Tür.) Ka. 1. Çoban yıldızı. 2. Aciz, beceriksiz, zavallı. 3. Zühre, venüs.
İsimlerimizin Anlamı-D
- D -
DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit.
DAFİ: (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
DAĞAŞAN: (Tür.) Er. - Dağaşan.
DAĞDELEN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).
DAĞHAN: (Tür.). - Eski Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DAĞTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).
DAHHAK: (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
DAHİ: (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.
DAHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Dahi).
DAİM: (Ar.) Er. - Devamlı sürekli, her zaman.
DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
DALAY: (Tür.) Ka. - Deniz.
DALAYER: (Tür.) Er. - Deniz adamı.
DALDAL: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit-
DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DALOKAY: (Tür.) Er. - Çok beğenilen.
DALYA: (Tür.) Ka. - Yıldız çiçeği.
DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.
DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
DANİYAL: (İbr.) Er. - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
DAREKUTNİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.
DARGA: (Tür.) Er. - Başkan, lider.
DARİMÎ: (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu's-Sahih'dir.
DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.
DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.
DEFNE: (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.
DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHNA: (Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHRİ: (Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.
DELAL: (Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELFİN: (Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELİSTAN: (Tür.) Ka. - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.
DEMET: (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.
DEMİR: (Tür.) Er. - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.
DEMİRAĞ: (Tür.) Er. – Demirden ağ.
DEMİRALP: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam ve yiğit.
DEMİRAY: (Tür.) Er. - Demir gibi.
DEMİRCAN: - (bkz. Demirağ).
DEMİRDELEN: - (bkz. Demirağ).
DEMİREL: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.
DEMİRER: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.
DEMİRHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.
DEMİRKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
DEMİRMAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sağlam kimse.
DEMİRÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.
DEMİRŞAH: - (bkz. Demirhan).
DEMİRTEKİN: - (bkz. Demirhan).
DEMİRTUĞ: - (bkz. Demirtekin).
DEMREN: (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.
DENGİZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).
DENGİZER: (Tür.) Er. - Denizci.
DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
DENİZALP: (Tür.) Er. - Yiğit denizci.
DENİZCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).
DENİZER: (Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.
DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DERBEND: (Ar.) Er. - Kapılar kapısı.
DEREM: (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEREN: (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
DERİM: (Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERKAVA: (Ar.) Er. - Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.
DERKAVİ: (Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).
DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
DERSU: (Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.
DERYA: (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.
DERYAB: (Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
DERYADİL: (Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
DERYANUR: (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.
DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı.
DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.
DESTEGÜL: (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.
DEVA: (Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.
DEVLEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı-lır.
DEVLET: (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray'ın oğlu.
DEVLETŞAH: (Fars.) Er. - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.
DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.
DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları.
DİCLE: (Tür.). - Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİCLEHAN: (Tür.) Er. - Dicle'nin hükümdarı.
DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.
DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
DİDEM: (Fars.) Ka. - Gözüm.
DİHYE: (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
DİKÇAM: (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.
DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
DİLAN: (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.
DİLAVER: (Fars.) Er. - Yiğit, yürekli.
DİLAVİZ: (Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
DİLAY: (Fars.) Ka. - Gönlü aydınlatan ay.
DİLAZAD: (Fars.) Er. - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.
DİLBER: (Fars.) Ka. - Gönül alıp götüren, güzel.
DİLBERAN: (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.
DİLBESTE: (Fars.) Ka. - Gönül bağlamış, aşık.
DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.
DİLDEREN: (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. - Gönül aydınlatan. - (bkz. Dilfüruz).
DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.
DİLEM: (Fars.) Ka. - Gönül ilacı.
DİLERCAN: (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.
DİLFERAH: (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.
DİLFEZA: (Fars.) Ka. - Gönlü genişleten, gönlü artıran.
DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
DİLGE: (Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLHAN: (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuşan.
DİLHUN: (Fars.) Er. - İçi kan ağlayan.
DİLKESTE: (Fars.) Ka. - Gönül çekici.
DİLMAN: - (bkz. Dilmen).
DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
DİLNUR: (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.
DİLRAH: (Fars.) Ka. - Gönül yolu.
DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.
DİLSAFA: (Fars.) Er. - Gönlü şen, rahat, dertsiz.
DİLSAZ: (Fars.) Er. - Gönül yapan.
DİLSUZ: (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakıcı.
DİLŞAD: (Fars.) Ka. - Gönlü hoş, sevilmiş.
DİLŞAH: (Fars.) Er. - Gönül hükümdarı, şahı.
DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Gönül çiçeği.
DİNÇ: (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.
DİNÇAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.
DİNÇER: (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.
DİNDAR: (f.a.i.) Er. - Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.
DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.
DİRAYET: (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.
DİRENÇ: (Tür.) Er. - Karşı koyan kuvvet, mukavemet.
DİRİCAN: (Tür.) Er. - Güçlü, canlı kimse.
DİRİĞ: (Fars.) Er. - Esirgeme, acıma.
DİRSEHAN: (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.
DİZDAR: (Fars.) Er. - Kale muhafızı.
DOĞA: (Tür.) Er. - Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
DOĞAN: (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
DOĞANALP: - (bkz. Doğan).
DOĞANAY: (Tür.) Er. - Ayın ilk günleri.
DOĞANBEY: (Tür.) Er. - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.
DOĞANBİKE: - (bkz. Doğan).
DOĞANER: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yiğit.
DOĞANGÜN: (Tür.) Er. - Sabahın ilk ışıklan.
DOĞANHAN: - (bkz. Doğanbey).
DOĞANNUR: (Tür.) Ka. - Nurun doğması.
DOĞANTEN: (Tür.) Er. - Şafak vakti.
DOĞAY: (Tür.) Er. - Ayın doğması.
DOĞU: (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
DOĞUHAN: (Tür.) Er. - Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
DOĞUKAN: (Tür.) Er. - (bkz.. Doğuhan).
DOLUNAY: (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DORUK: (Tür.) Er. - Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.
DOYUM: (Tür.) Ka. - Ganimet almış.
DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.
DÖNE: (Tür.) Ka. - Karşı ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).
DUCİHAN: (Fars.) Ka. - İki cihan, dünya ve ahirct.
DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.
DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kız.
DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALİ: - (bkz. Dursunali).
DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN: (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*
DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*
DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.
DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yiğit.
DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).
DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.
DURUHAN:. - (bkz. Durualp).
DURUKAN: - (bkz. Durualp).
DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY: - (bkz. Durusan).
DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.
DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN: (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tane-si. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
DÜRNUR: (Fars.) Ka. - İnci ışığı.
DÜRRE: (Ar.) Ka. - İnci tanesi.
DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. - İnci gibi.
DÜZEY: (Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
[* NOT:Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir]
DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayiğit.
DAFİ: (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.
DAĞAŞAN: (Tür.) Er. - Dağaşan.
DAĞDELEN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).
DAĞHAN: (Tür.). - Eski Türklerde dağ tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DAĞTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Dağaşan).
DAHHAK: (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.
DAHİ: (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.
DAHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Dahi).
DAİM: (Ar.) Er. - Devamlı sürekli, her zaman.
DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.
DALAY: (Tür.) Ka. - Deniz.
DALAYER: (Tür.) Er. - Deniz adamı.
DALDAL: (Tür.) Er. - Kahraman, yiğit-
DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DALOKAY: (Tür.) Er. - Çok beğenilen.
DALYA: (Tür.) Ka. - Yıldız çiçeği.
DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir dağ silsilesinin eteğinde uzanan bölge.
DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.
DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.
DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş olduğu bir Türk devlet ve sülalesi.
DANİYAL: (İbr.) Er. - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.
DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.
DAREKUTNİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Bağdat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.
DARGA: (Tür.) Er. - Başkan, lider.
DARİMÎ: (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu's-Sahih'dir.
DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildiği büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.
DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.
DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal.
DEFNE: (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç.
DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılığı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHNA: (Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEHRİ: (Ar.). - Dünyanın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.
DELAL: (Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELFİN: (Yun.). - Yunus balığı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DELİSTAN: (Tür.) Ka. - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.
DEMET: (Tür.) Ka. 1. Bağlanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip bağlanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne.
DEMİR: (Tür.) Er. - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.
DEMİRAĞ: (Tür.) Er. – Demirden ağ.
DEMİRALP: (Tür.) Er. - Demir gibi sağlam ve yiğit.
DEMİRAY: (Tür.) Er. - Demir gibi.
DEMİRCAN: - (bkz. Demirağ).
DEMİRDELEN: - (bkz. Demirağ).
DEMİREL: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.
DEMİRER: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.
DEMİRHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.
DEMİRKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.
DEMİRMAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sağlam kimse.
DEMİRÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.
DEMİRŞAH: - (bkz. Demirhan).
DEMİRTEKİN: - (bkz. Demirhan).
DEMİRTUĞ: - (bkz. Demirtekin).
DEMREN: (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.
DENGİZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).
DENGİZER: (Tür.) Er. - Denizci.
DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.
DENİZALP: (Tür.) Er. - Yiğit denizci.
DENİZCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).
DENİZER: (Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.
DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.
DERBEND: (Ar.) Er. - Kapılar kapısı.
DEREM: (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEREN: (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.
DERİM: (Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERKAVA: (Ar.) Er. - Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.
DERKAVİ: (Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).
DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.
DERSU: (Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülüğü ve fukaralığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.
DERYA: (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.
DERYAB: (Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.
DERYADİL: (Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
DERYANUR: (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.
DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.
DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı.
DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.
DESTEGÜL: (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.
DEVA: (Ar.). - İlaç. Çare, tedbir. – Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, seğirten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.
DEVLEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin mutluluğu, uğuru, büyüklüğü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı-lır.
DEVLET: (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray'ın oğlu.
DEVLETŞAH: (Fars.) Er. - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.
DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.
DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir eğri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü değişiklik, inkılap. 3. Eski olduğu fark edileni yıkıp yerine yeni olduğu farz edileni koymak. 4. İhtilal.
DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.
DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları.
DİCLE: (Tür.). - Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİCLEHAN: (Tür.) Er. - Dicle'nin hükümdarı.
DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.
DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebeği. 4. Gözucu.
DİDEM: (Fars.) Ka. - Gözüm.
DİHYE: (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret ortağı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdiği rivayet olunur.
DİKÇAM: (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.
DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Dağların en yüksek yeri. 3. Yayla.
DİLAN: (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.
DİLAVER: (Fars.) Er. - Yiğit, yürekli.
DİLAVİZ: (Fars.) Ka - Gönlün takıldığı, gönüle takılan.
DİLAY: (Fars.) Ka. - Gönlü aydınlatan ay.
DİLAZAD: (Fars.) Er. - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.
DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül eğlendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.
DİLBER: (Fars.) Ka. - Gönül alıp götüren, güzel.
DİLBERAN: (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.
DİLBESTE: (Fars.) Ka. - Gönül bağlamış, aşık.
DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib ettiği 7 makamdan biri.
DİLDEREN: (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. - Gönül aydınlatan. - (bkz. Dilfüruz).
DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.
DİLEM: (Fars.) Ka. - Gönül ilacı.
DİLERCAN: (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.
DİLFERAH: (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.
DİLFEZA: (Fars.) Ka. - Gönlü genişleten, gönlü artıran.
DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.
DİLGE: (Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİLHAN: (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuşan.
DİLHUN: (Fars.) Er. - İçi kan ağlayan.
DİLKESTE: (Fars.) Ka. - Gönül çekici.
DİLMAN: - (bkz. Dilmen).
DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.
DİLNUR: (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.
DİLRAH: (Fars.) Ka. - Gönül yolu.
DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.
DİLSAFA: (Fars.) Er. - Gönlü şen, rahat, dertsiz.
DİLSAZ: (Fars.) Er. - Gönül yapan.
DİLSUZ: (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakıcı.
DİLŞAD: (Fars.) Ka. - Gönlü hoş, sevilmiş.
DİLŞAH: (Fars.) Er. - Gönül hükümdarı, şahı.
DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Gönül çiçeği.
DİNÇ: (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve sağlıklı.
DİNÇAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.
DİNÇER: (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yiğit.
DİNDAR: (f.a.i.) Er. - Allah'a inanmış, bağlanmış olan kimse.
DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.
DİRAYET: (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.
DİRENÇ: (Tür.) Er. - Karşı koyan kuvvet, mukavemet.
DİRİCAN: (Tür.) Er. - Güçlü, canlı kimse.
DİRİĞ: (Fars.) Er. - Esirgeme, acıma.
DİRSEHAN: (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocuğu olmadığı için hor görülen sonra da Boğaç Han adında yiğit bir oğula sahip olan kahramanın adı.
DİZDAR: (Fars.) Er. - Kale muhafızı.
DOĞA: (Tür.) Er. - Tabiat karşılığı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.
DOĞAN: (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.
DOĞANALP: - (bkz. Doğan).
DOĞANAY: (Tür.) Er. - Ayın ilk günleri.
DOĞANBEY: (Tür.) Er. - Doğan gibi atik ve cesur bey. Doğan bey: Niğbolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.
DOĞANBİKE: - (bkz. Doğan).
DOĞANER: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yiğit.
DOĞANGÜN: (Tür.) Er. - Sabahın ilk ışıklan.
DOĞANHAN: - (bkz. Doğanbey).
DOĞANNUR: (Tür.) Ka. - Nurun doğması.
DOĞANTEN: (Tür.) Er. - Şafak vakti.
DOĞAY: (Tür.) Er. - Ayın doğması.
DOĞU: (Tür.) Er. 1. Doğma bölgesi. 2. Güneşin doğduğu yön, şark.
DOĞUHAN: (Tür.) Er. - Doğu ülkesinin hükümdarı, hakimi.
DOĞUKAN: (Tür.) Er. - (bkz.. Doğuhan).
DOLUNAY: (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DORUK: (Tür.) Er. - Tepe, ağaç tepesindeki körpe filiz.
DOYUM: (Tür.) Ka. - Ganimet almış.
DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı.
DÖNE: (Tür.) Ka. - Karşı ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).
DUCİHAN: (Fars.) Ka. - İki cihan, dünya ve ahirct.
DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.
DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.
DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kız.
DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.
DURALİ: - (bkz. Dursunali).
DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.
DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.
DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman.
DURCAN: (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*
DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, olduğun gibi kal*
DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*
DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri isim.*
DURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*
DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.
DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocuğu olmayan ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.*
DURSUN: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni doğan çocuklarına verdikleri ad. *
DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. - Kız çocuğu olmayan ailelerin en son doğan erkek çocuklarına verdikleri isim.*
DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.
DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yiğit.
DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).
DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.
DURUHAN:. - (bkz. Durualp).
DURUKAN: - (bkz. Durualp).
DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.
DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.
DURUSOY: - (bkz. Durusan).
DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.
DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.
DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.
DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜLFİN: (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.
DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.
DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tane-si. 2. Sevgili, kıymetli.
DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen ağız.
DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.
DÜRNUR: (Fars.) Ka. - İnci ışığı.
DÜRRE: (Ar.) Ka. - İnci tanesi.
DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Doğru, düzgün, sağlam. 2. Bütün, tam.
DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. - İnci gibi.
DÜZEY: (Tür.). - Seviye karşılığı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.
[* NOT:Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters olduğu için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir]
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
