Blogda Ara

AŞK-SEVGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AŞK-SEVGİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.07.2009

Dönmeyecek Birini Bekleyenler!

Dönmeyecek Birini Bekleyenler!
Derin bir iç çekti kadın, serin bir yaz akşamında, camın kenarından uzaklara bakarken. Hiç dönmeyecek birini bekliyordu. Aynı anda başka bir şehirde, beklendiğini unutmuş bir adam, sonsuz gibi duran karanlık denizi seyrediyordu.




Dönmeyecek Birini Bekleyenler!

Şimdi aralarına büyük mesafeler girmiş bu iki yürek, kısa zaman önce sadece birbirleri için çarpıyordu. Biraz daha dayanabilseler, bugün üç yılı bitirmiş olacaklardı. Gözü hep telefondaydı kadının, her arayanı sevdiği adam sanıyor, kalbi hızla çarpıyordu. Vakit geçtikçe umudunu kaybetti. Bir gün daha dönmeyecek birini bekleyerek sona ermişti ve kim bilir ne zaman geçecekti içindeki bu yararsız umut?
Bu yazıyı okuyan kaç çift göz, geçmişte bir yola saplanıp kalmıştır? Bir pencere kenarından, gece demeden, gündüzü görmeden bekleyip durmuş kaç yürek vardır? Ve hala kaçı beklemektedir? Bu yüzden caddeye bakan evleri sevmem ben. O yoldan beklenen hariç herkes gelip geçer. Köşeyi dönen bütün yabancılar, bir an için özlenen kişiye benzerler. Yüzleri seçilmese de uzaktan, boyları, endamı, yürüyüşleri andırır. İnsanın midesine kramplar girer o anda, bir tebessümlü heyecan yerleşir yüzüne, sadece birkaç saniye, geldiğini zannedip sevinir bekleyen. Oysa ne demiştir Yahya Kemal Beyatlı şiirinde: “ Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden, çok seneler geçti, dönen yok seferinden..”
Beklemek zaten zor eylemdir ama dönmeyecek birini beklemek nafile bir çabadan öteye gidememiştir hiç. Sevdanın asaletine ne kadar yakışıyor olsa da, bir yaşamı törpülemektir yararsız bekleyişler.
Beklemek, zarif bir ruha, büyük gönüllere yakışır elbette. Kendinden vazgeçerek, soyunarak üstünlüğünden ve egosunu kırarak bekler insan. Kim bilir kaç tohum filizlenir, serpilir, büyür, çiçek açar o zaman aralığında? Uzun bekleyişlere sabrederken, kendisi bekleyiş olur bazen kişinin. Gerçekten sadece bir ümit, bir kavuşmanın sarılma anına bağlı hayallerle mi böylesine inatçı durabilir insanoğlu? Beklemek kadar ısrar ve inatla yapılan başka kaç eylem vardır ki?
Bazen kabullenmek gerekir, dönmeyecek birini beklemek, bir çeşit intihar gibidir. Giden, sevildiği kalbi terk etmeyi seçtiyse, geri gelişi bekleyene daha büyük yaralar açacak demektir.
Her şeye rağmen, yaşamın içinden bir lezzettir beklemek, yüreği bükerek eğiten, sabrı öğreten, ruhu geliştiren bir zaman yolculuğudur; eğer bekleyişi hayatın kendisi haline getirmemişse insan…

Alıntıdır.

31.08.2008

AŞKTA DEPREM GİBİDİR...

Ne zaman kimi vuracağını asla bilemezsiniz.

Gece yarısı aniden, dipten yükselen coşkulu bir dalga gibi kabarır içinizde.

Toprak ayağınızın altından kayıyor gibi olur ve en hazırlıksız olduğunuz anda bütün şiddetiyle vurur.

Sarsılır,neye uğradığınızı şasırırsınız.

Heyecan, korku, kararsızlık, cesaret, acı,öfke, hüzün, merhamet, şiddet kaplar bir anda dünyanızı.

Eş dost yardıma koşsa da kolay toparlanamazsın.

Bittiğinde ağır bir enkaz bırakır geride.

Daha kötüsü,"tamamen bitti" sandığınız sarsıntı,hafif bir şiddette artıcı şoklar halinde yıllarca sürebilir.

Kalbinizdeki kırık hat ara sıra yoklar yeniden...

BİR KADINI AĞLATMAK ZOR DEĞİLDİR..!!

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.

Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme,bir şarkıya,bir yazıya...

En az erkekler kadar yani !

Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur.

Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa,ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.

Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan,

Gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe. !

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının.

Yutkunamaz,nefes alamaz ; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.

Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım,der içinden.Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplanmaktadır...

Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın.

İnce ince süzülür yaşlar gözünden;önce birkaç damla,sonra bir yağmur seli

Ve kadın ağlar ; hem de çok.!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın.!

Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan,orada bıraktığı yaradır.

O yaranın hiç kapanmayacağını,kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar..

Ama bilir misiniz,ağlamak kadınları olgunlaştırır.

Her damla ,daha çok kadın yapar kadınları.

Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan,ağlama niye ağlıyorsun ki,değmez onun için derler..

Bilmediklerindendir böyle demeleri.

Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa ölürler.

İçindeki zehirdir onları öldüren.!

Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar,o irini temizlerler yaralarındaki.!

Çünkü bilirler,o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları..

Dönüşmemesi lazımdır oysa.O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra,kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler.

Umarım öğrenirler,yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini.

Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir.

Bunu bilir kadınlar,o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı..

Çok ağlayan kadınlar,bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında.

Her damla olgunlaştırır kadınları,

Evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür.

Küçüldükçe değerinin yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp,yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden..

Güçlü,yenilmez,mağrur ve aşka inanmayan...

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye;hepsi kariyer derdinde olan..

Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.

Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki,o kadar çok ağladılar ki.!

Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar,o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi ; hem de hiçbir zaman.!

Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların..

Eee, o zaman niye sarılsınlar ki.!

Niye sarılalım ki.!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur..

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.

Önce Öğren Aşkı, Yaşamayi Bil, Ondan Sonra Çık Karşıma.

Ondan Sonra ''seninki de Aşk mı?'' de.

Ben de O zaman cevap Vereyim Sana, Savunayım Aşkımı.

Madem Yeri Geldi, Bir iyilik Yapayım Sana,

Okuda Nasıl Aşık Olunurmuş Öğren...


Teslim Olacaksın...

Kayıtsız Şartsız Teslim Olmayı Gerektirir AŞK.
Bir Yanın AŞkta, Bir Yanın Başka Tarafta Olmaz.
Beynen , Kalben , Ruhen , Bedenen Teslim Olmayı Bileceksin...
HerŞeyinle AŞka Adayacaksın Kendini...


''canım Yanar ''diye Düşünmeyeceksin.
AŞk Bu , Yakabilir Canını. Ama Sen Bunu Göze Almazsan,

Dünyanin En Büyük Mutluluğunu Da Yakalayamazsın.
Hem Gülü Koklamak İsteyeceksin Hemde ''dikensiz'' olsun Diyeceksin.

Olmaz Öyle Şey, Gülü Seveceksen, Dikeninin
Batabileceğini De Bileceksin...
Korkmayacaksın...
Hiç Bir AŞK ''Şu Gün Biter'' Diye Başlamaz.

AŞk Sözleşmelere Bağlanamaz.

''Önce Sen Aşık Ol, Sonra Ben Olurum'' Diyemezsin.
Karşılık Olmasada AŞK Vardır. Yüreğini Ardına Kadar Açacaksın.
Yaralanma Olasılığın Vardır Ama Unutma ki o

Yürek Aşksız Atmaz.

AŞKsız Atan Yüreğe, Yürek Denmez. ''terk Ederse, Aldatırsa

'' Diye Düşünüp Kendine Zehir Etmeyeceksin Hayatı.
Şüphe Hem AŞkın Hem İnsanın Düşmanıdır...


Yaşayabildiğin Kadar Yaşayacaksın. Sonu Acı Bitmiş

Olsa da Şükredeceksin

O Güzel Günleri Yaşadığın İçin.


Çalışacaksın...''aşık Oldum, Haydi Bakalım Ne Olacaksa Olsun''

Demeyeceksin.

İştir AŞK, Uğraştır, Emektir.

Uğraşacaksın, Çalışacaksın.

Besin İster AŞK, Tıpkı Çiçek Gibi. İnsandır Besini AŞKın.

Sen AŞKa Ne Kadar Çok Şey Verirsen O da Seni O Kadar Mutlu Eder Bunu Unutmayacaksın.


Asıl İş, AŞık Olduktan Sonra Başlıyor Zaten.

AŞk Küt Diye Çıkar

Karşına Reddemezsin. Öyle Bir Gücün Yok.

Ama AŞKı

Yaşatabilme Gücün Var. Kullanırsan Var.

Üşenmeyeceksin,

Usanmayacaksın.


Bİr Duvarı Ören Usta Gibi, Bİr Bahçeyi

Çapalayan Bahçıvan

Gibi Ekeceksin, Dikeceksin,sulayacaksın.


Sen Bunları Yaptığın Halde Yaşamıyorsa AŞK,

Aldırma.

Elinden Geleni Yapmış İnsanların Huzurunu Hissedeceksin.


Bu Bile Yetecek Sana.

Koruyacaksın...

AŞK Senin En Değerli Varlığındır,

Gözünden Bile Sakınacaksın.

Nadide Bİr Çiçek Gibi, En Değerli Vazoda,

Paha Biçilmez Bİr Mücevher Gibi En Gizli Kasada Tutacaksın.

Dalgalanmalara Açık Bir Duygulur AŞK...
Korumazsan, Kırılır, Kaybolur.
Saklamazsan, Çalarlar Üzülürsün.


Şimdi Okudun Mu AŞKı..?
Anladın Mı...?


Yetmez, Bir Daha Oku, Ezberle.
Sonra Gel Yine, Belki O Zaman Konuşuruz

AŞKı Seninle.
Belki O Zaman...

EVLİLİK HAKKINDA BİR RÖPORTAJ

Siz de aşkla başlayanlardansınız...

Nil: Hem de yıldırım aşkıyla. İkimiz de ilk görüşte aşkı yaşadık.

Saim: Sadece ikimiz vardık sanki dünyada.

Ne kadar sürdü bu dönem?

Saim: Herhalde üç dört ay sürdü.

Nil: Ben, o dönem bitsin istiyordum artık. Çünkü yazı yazamıyordum, başka hiçbir şeyle ilgilenemiyordum. Varsa yoksa Saim.... O kadar hastalıklı bir durumdu ki.

Saim: Bunun hayatını aksattığını hissetsen de tadını çıkarmaya odaklanıyorsun. Ama bir süre sonra hayata dönüyorsun. Bu noktada ilişkide özen önem kazanmaya başlıyor. Çünkü bu özen yoksa bir arada kalmanın bir anlamı da kalmıyor.

Nil: İnsan değer verdiği şeye özen gösterir. Birçok insan arabasına eşine verdiğinden daha çok değer veriyor.

Arabalarına iyi bakmazlarsa tamirci masrafı, ilişkilerine bakmazlarsa da doktor masrafı çıkıyor galiba...

Nil: Evet... Gerçek ya da hayali hastalıklar ortaya çıkıyor. Hastalıkların çoğu insanların mutsuzluğundan kaynaklanıyor. İnsanlar mutsuz olmamakla yetiniyorlar. Oysa mutlulukla mutsuz olmamak arasında dağlar kadar fark var.

Neden böyle?

Nil: Kendilerini layık görmüyorlar.

Saim: Mutluluklarını koşullara bağlıyorlar. Ama o koşulları değiştirme sorumluluğunu almıyorlar. Çaba harcamıyorlar.

Ya evliliğin getirdiği sorumluluklar....

Saim: İnsanların en büyük hatası sorumluluğu özgürlük kısıtlaması olarak algılaması. Oysa ki sorumluluk özgürlüğümüzü arttıran bir şeydir. Ne kadar kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenebiliyorsak o kadar da özgürüzdür.
Örneğin; ekonomik olarak kendi hayatımızın sorumluluğunu üstlenemiyorsak yaşadığımız hayat da kısıtlanır. Duygusal olarak kendi duygularımızın sorumluluğunu alamıyorsak, duygularımızı başkaları belirler, istemediğimiz duyguları yaşamak zorunda kalırız.

Nil: Tabi burada ‘öz’ sorumluluktan bahsediyoruz.

Nasıl yani?

Nil: Öz sorumluluk, görev anlamına gelmez. Fedakârlık içermez. Çiftlerden biri fedakâr ise bu fedakârlık bir süre sonra öfke yaratır. Sağlıklı ilişkilerde ‘özveri’ yani ‘öz’den verme vardır. Vermek keyif olmaktan çıkıp da birinin görevi haline gelmişse veren kişide öfke yaratır.

Saim: Başkalarını mutlu etmek uğruna kendi hayatını feda eden insan, karşısındakinde minnet duygusu uyandırır. Ama minnet duygusu, içinde öfkeyi barındır daima. Üstelik, fedakâr eşler, yaptıkları ‘feda’dan bekledikleri ‘kâr’ ı elde edemezler genellikle. Hatta, bütün o fedakârlıklar onların asli görevi gibi görülür. O zaman da haksızlığa uğramış hissederler kendilerini.

Ya sadakat....

Saim: Sadakat, düşünsel ve cinsel bağlılık gerektirir. Bunu da toplum kurallarından baskılardan dolayı değil, kendi içinden öyle geldiği için yaparsın.

Nil: Bu da ancak eşler birbirlerinin fiziksel, duygusal, düşünsel ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılıyorsa olabilir.

Saim: Yani şöyle bir sadakat anlayışı olmaz: Ben tatmin olmuyorum bu ilişkide ama sadık bir insan olduğum için de eşimi aldatmam... Böyle bir şey olmaz. Hiç kimse bunu yapamaz. Ama insanlar ilişkilerinden yeterince doyum alamadıkları halde, çıkarlarına uygun olmadığı için ayrılmıyorlar. Kendilerini ya doyumsuz bir hayata mahkum ediyorlar ya da eşlerini aldatıyorlar.

Nil: Gerçek sevginin olduğu yerde aldatma olmaz.

Emin misiniz?

Nil: Kesinlikle olmaz.

Saim: Evet. Doyum bulmuyorlarsa ayrılırlar. En yıpratmayan çözüm budur. Aldatma durumunda kişinin kendisine olan saygısı da azalıyor. Erkekler, toplumum meşru görmesi nedeniyle bunu biraz daha kolay kaldırıyorlar ‘’Her evli erkek arada bir küçük çapkınlıklar yapar’’ gibi rasyonalize ediyorlar ama biraz gelişkin bir insanın bundan rahatsız olması lazım.

Ama ‘’sorumluluklar, hayat şartları’’ diyorlar ve sürdürüyorlar...
O kelimeleri ‘’çıkarlarım’’ olarak değiştirmeleri gerekir. İlişkinin sorumluluğunu üstlenmiyorlar demektir.

İlişkinin sorumluluklarından biri de sadakattir. Diğerleri sorumluluk değil ‘çıkar’dır.

Çocuklarım diyorlar...

Saim: Bu da bir çıkar. Çünkü ayrılınca çocukların onlara yükledikleri sorumluluk artıyor. Eskiden olduğundan daha fazla ilgilenmek durumunda kalıyorlar çünkü....

Nil: En büyük yalanlardan biri o. ‘’Çocuklarım uğruna ben bu evliliği sürdürüyorum.’’ Hakikaten büyük bir yalan, iki yüzlülük. Aynı kadın, ekonomik koşulları müsait olsaydı, ya da hemen evliliğini bitirdiği anda karşısına hayatının ideal erkeği çıkacak olsaydı hâlâ çocuklarım deyip devam ettirir miydi ilişkiyi..

Grup çalışmalarınıza 89 yılından bugüne altmış bine yakın insan katılmış. Bu, ilişkilerdeki tükenme aşamalarını gözlemlemek için de iyi bir rakam...

Saim: İlişkiler belli aşamalardan geçerek tükeniyorlar. Bunların ilki tepki aşamasıdır: Özen gösterilmemeye başlanır. Eşin bizi daha önce rahatsız etmeyen huyları rahatsız etmeye başlar. Bunun önü alınamazsa tepki kızgınlığa dönüşür.

Nil: İnsanların birbirilerine çekilme nedeni genellikle ayrılma sebebiyle aynıdır.

Saim: Kızgınlığımız giderek artar. Aramızda duygusal bir duvar örülmeye başlar. Her şey batmaya başar. Bol miktarda kavgaların olduğu bir aşamadır bu. Suçlamalar, yargılar vardır bol bol. Eşler birbirlerini değiştirmeye çalışırlar. Aralarına duygusal bir duvar girer. Bunun da önü alınamazsa reddediş başlar. Bu aşamada yataklar da ayrılır genellikle. Yatakların ayrılmasının kalıcı olduğu noktada geri dönüş artık imkânsızdır neredeyse. Tekrar denense bile bu kısa süreli olur.

Bu aşamada ayrılmayanlar, çıkarları gerektirdiği için bir arada dururlar ve bastırma aşamasına geçerler. O noktada, artık kavgadan, gürültüden yorulmuşlardır ve iki yabancı gibi yaşamaya başlarlar. Dışardan bakıldığında çok uyumlu, çok iyi anlaşan bir çift gibi görünürler. Çünkü başkalarının yanında hiç kavga etmezler artık. Birbirlerine gerektiği gibi davranırlar. Evde de aynı evi paylaşan iki yabancı gibi yaşarlar.

Nil: Çünkü artık kavga etmeye değen bir şey kalmamıştır ortada... Aslında insanın mutluluğunun yüzde 85’inin kaynağı aile ilişkisi, sosyal ilişkiler, hobiler ve birey olabilme yetisini kazanmak. Yüzde 15 ise, iş hayatında başarıdan geliyor.
Biz, hayatımızın ortalama yirmi yılında o yüzde on beş için okula gidiyoruz. Geri kalan yüzde seksen beş içinse hiçbir okul yok. Biz bu ihtiyaçtan yola çıkarak; adına ‘’Yaşam Okulu’’ dediğimiz, içinde ilişkiler, iletişim, NLP, özgüven, kendin olmak, doğru karar verebilmek, gölgeler gibi çalışmaların olduğu 22 gün süren bir grup çalışması oluşturduk...

Özel ilişkideki mutluluğun, hayatın diğer alanlarındaki mutluluğu etkilediğini, ama hayatın diğer alanlarındaki mutluluğun özel ilişkiye pek bir katkısı olmadığını mı, söylüyorsunuz?

Nil: Evet. Dünya, meşhur, başarılı ama özel hayatlarında son derece mutsuz insanlarla dolu. Herkesin aradığı; sevdiği, sevildiği, güven duyduğu bir ilişki içinde olmaktır.

Saim: İnsanlar, doğru insanı bulurlarsa hayatlarına sihirli bir değnek değeceğini ve mutlu olacaklarını zannediyorlar. Ama, yok böyle bir şey. Bu ancak masallarda olur. Sürekli emek gerekiyor.

Nil: İşin sırrı, kendilerinin doğru insan olabilmesinde. Sen doğru insan olduğunda senin için en doğru insanı da mıknatıs gibi çekiyorsun zaten. Sıradan insan doğru insanı bulmaya çalışıyor. Bilinçli insan doğru insan olmayı amaçlıyor.
İnsan olmakla insanımsı olmak arasında fark vardır... Doğru insan, kendi mutluluğunun sorumluluğunu üstlenmiş insandır... Fiziksel boyutta kendine bakabilen, duygularının sorumluluğunu alabilen, zihnini sürekli geliştirebilen, manevi boyutuna önem veren, varlığıyla bütüne bir katkıda bulunan insandır.

Kişilikleriniz benziyor mu birbirine?

Saim: Tam değil. Ama benzemeyen yanlarımız da birbirimizi zenginleştiriyor ve geliştiriyor. Ama doğuştan getirdiğimiz karakter özelliklerimiz benziyor. Aslında o daha önemli. Çünkü ilişkilerde karakterler daha belirleyici rol oynuyor.

Biraz açar mısınız şu 'karakter' meselesini?...

Saim: Mesela, ikimiz de hiyerarşiye önem vermeyen, özgürlüğüne düşkün, yaptığımız işlerde anlam arayan insanlarız. Benim için ‘başarılı olmak’ her şeyden önemli olsaydı, faaliyetlerimizin eksenine ben başarıyı koyacaktım; Nil de anlamı.
Dolayısıyla, elde etmek istediğimiz şeyler farklı olduğu için inanılmaz çatışmalar yaşayacaktık. Ya da ben hiyerarşiye düşkün olsaydım eşit ilişki kuramazdık... Diğer insanlarla ilişkilerde de birbirimize benzeriz. Örneğin, birimizin sevdiği insandan diğerinin hoşlanmadığı pek olmuyor.
İlişkiler hakkında bu kadar çok bilgiyle yüklüyken şöyle ağız tadıyla bir kavga da edemez ki insan...

Nil: Doğrudan kendimizden kaynaklanan büyük çatışma yaşadığımızı hiç hatırlamıyorum.

Saim: Bizim tartışmalarımız daha çok iş hayatındaki fikir ayrılıkları olarak çıkıyor. Zaman zaman biz de tepkisel tartışmalar yaşıyoruz. Ama bunu mümkün olduğu kadar çabuk ve tortu bırakmadan sonuçlandırıyoruz. Bu da karşındakini dinlemekle mümkün olabilir. İkimiz de bir çatışmada kendimizi de eleştirmeye özen gösteriyoruz.
İşin içinden çıkamadığımız durumlarda da sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi yazılı olarak veriyoruz birbirimize... Başkalarına öğrettiğimiz şeylerikendimize de uyguluyoruzyani.
Zaten hiç sorun yaşamamak mümkün değil.

Nil: Çok sıkıcı bir hayat olurdu.

Büyük çatışmayı nasıl tanımlıyorsunuz peki?

Saim: İnsana kendisini değersiz, önemsiz hissettiren, karşımızdakine duyduğumuz saygıyı azaltan çatışmalar.

Nil: Saygısızlık yüzgöz olmaktır.

Saim: Bizim on üç yıl içinde hangi konuda kavga edersek edelim ağzımızdan saygısız ya da hakaret içeren tek bir sözcük çıkmamıştır.

Nil: Bu ağzından çıkan kelimelerin sorumluluğunu almaktır.

Saygısız sevgi olur mu?

Nil: Mümkün değil. İnsanlar samimiyeti bilmiyorlar, yüzgöz oluyorlar. Samimiyet, yani içtenlik kendin olabilmektir. Benim dostlarımda da aradığım en önemli özelliktir bu. Onların yanında olduğum gibi olabilirim.

Nasıl oluyor da aradan bunca yıl geçtikten sonra bile hâlâ ilk yıllardaki heyecanı duyabiliyorsunuz?

Nil: Heyecanın ortadan kalkması için ‘alışkanlık’ yasasının devreye girmesi lazım. Onun için de günlerin aynı ve monoton olarak geçmesi lazım. Bizde monoton olan zaman yok ki. Sürekli gelişiyoruz.

Saim: Bir örnek vereyim sana. On üç yıllık beraberliği olan insanların artık konuşacak bir şeyleri kalmamıştır denir. Ama biz Nil’le gecenin üçlerine dörtlerine kadar öyle bir sohbet ederiz ki gülmekten krizlere girdiğimiz anlar olur. Demek ki hâlâ birbirimizle sohbet etmek keyif veriyor, neşelendiriyor bizi. Heyecan dediğimiz şey de bunların hayatta sürekli olması demektir.

Nil: Rutin hayat, kendini geliştirmeyen eşlerin kaçınılmaz olarak yakalandıkları tuzaktır. Bizde ise her gün birbirimizi şaşırtacak bir şeyler oluyor...
İlişkiler canlı bir organizmadır. Ya gelişir ve büyür ya da tükenir ve çürür. Ben Saim’le beraber olduğum on üç yıldan beri her an geliştiğimi hissediyorum. Yani ben onunla beraber olmaya başladığım andan itibaren daha çok bir insanım.
Saim, benim içimdeki iyiyi ortaya çıkarmak için katalizör oluyor...
Zaten dostluğun da tanımı budur.
Saim’i bugün ilk günden daha fazla seviyorum. Çünkü, Saim’le beraber olduğum bu on üç yılda kendimi de adım adım daha fazla sevdim.

Saim: Demek ki ben onun kendisini değerli hissetmesine katkıda bulunmuşum. Tabi aynı şey benim için de geçerli. Ben de kendimle daha barışık bir insan oldum.
Kaç yaşındaydınız aşkınız başladığında?

Saim: Ben 47, Nil de 42...

Nil: Yani, aşk sadece belirli bir yaş grubuna ait olan bir duygu değildir.

Daha önce hiç aşk yaşamadığınızı iddia edemezsiniz herhalde?

Nil: Tabii canım.

Fark nedir peki?

Saim: Diğer aşklar bitti. Sevgiye dönüşemedi.

Nil: Benim önceki aşk ilişkilerimde, içimde hep ‘’Bir şey eksik’’ duygusu vardı. Ama Saim’le hiçbir eksiklik duygusu hissetmedim.

Bunun görmüş geçirmişlikle de bir ilgisi var galiba...

Saim: Gelişkinlikle ilgili bir şey tabii ki. Bundan yirmi sene önce ilişkiye bugünkü gibi bakmıyordum. Dolayısıyla kıymetini bilemeyebilirdim. Eğer yirmili yaşlarda birlikte olsaydık, iletişim çatışmalarının üstesinden nasıl geleceğimizi bilemeyeceğimiz için bu bizi ayrılığa doğru sürükleyebilirdi.

Nil: Sabote ederdik ilişkimizi yani.

Saim: Birçok çiftin başına gelen de bu zaten.

Nil: Sevgi bir bilinç boyutu deyip duruyoruz. Bu bilinç boyutuna da 18 yaşında gelinmiyor.

Aşkın sevgiye dönüşmesi nasıl oluyor?

Nil: Aşkın doğasında bitmek vardır.

Ama bunu kabul etmek çok zor...

Nil: Aşkın bitmesi kötü bir şey değildir. Her an mutlu olabiliyor musun? Mutluluk da acı da biter. Duyguların hepsi gelip geçicidir. İyi ki sürekli mutlu değiliz. Yoksa çıldırırız.
Ama, bunun bitişi dönüşümle olursa o zaman sevgiye dönüşür. Yani sahici aşk sevgi bilincinin ilk evresidir.

Ya tutku?..

Nil: Tutku, sadece bağımlılık ilişkisidir. Sigara bağımlılığından farklı değildir. Aşkta hem bağlılık hem bağımlılık vardır. Sevgide sadece bağlılık vardır.

Peki, ilişki sevgiye dönüştükten sonra aramaz mı insan ‘AŞK’ ın heyecanını?

Saim: Aramaz.

Nil: Çoğu insan sanıyor ki aşkta heyecan vardır; sevgide yoktur. Halbuki aşkta sadece heyecan vardır dinginlik yoktur. Sevgide hem heyecan vardır hem dinginlik vardır.

Saim: Aşkta, sevgilinin dışında hiçbir şey yoktur. Sevgide ise hem sevgili vardır hem hayatın her şeyi. Bir uçtan bir uca savrulmazsınız. Dengedesinizdir.

Nil: Aşk aslında bir mani halidir. Aşk bitince depresyona giriyorsun. Manikdepresif yani.
Sağlıklı insanda aşk adım adım gelişir ve sevgiye dönüşür.

O zaman 'gerçek' sevgi aşktan da öte...

Nil: Aşktan çok öte bir şey. Aşkın bütün olumlu halleri gerçek sevgide vardır ama olumsuz halleri hiç yoktur.

Son olarak, aşktan aşka koşan insanlar için neler demek istersiniz?

Nil: Birçok insan cinsel arzuların dorukta olmasını, tensel arzuyu aşk sanıyor. Onun için iki ayda biten evlilikler var. Tabii ki aşkta cinsellik vardır. Ama sadece cinsellik yoktur.

Saim: Bunlar ilişki değil aslında, fethederek kendini değerli hissetme arzusu. Böyle kişiler ne kadar çok insanı fethedebiliyorlarsa o kadar değerli olduklarını sanırlar.

ALINTI

AŞK AYAKKABI GİBİDİR...

AŞK Ayakkabı Gibidir...; "Delik" Bir aşkı onarmaya Kalkışmayın...

Bedenin yükünü ayaklar taşır, ruhun yükünü yürekler...

Bütün ağırlığınızı ve yorgunluğunuzu kaldıran ayaklarınız için rahatlığı ve şıklığı bir arada barındıran ayakkabıyı seçersiniz.

İçinizin acılarını,sıkıntılarını,kırgınlıkların- ı ve hayallerini yüklenen yüreğiniz için de huzur verici ve "güzel" bir aşk ararsınız.

Zaten aşklar da ayakkabılar gibidir...

Bazıları çamur yağmur, toz toprak kar buz gibi her türlü "kötü hava" koşullarına dayanıklıdır.

Bazıları ise ummadığınız kadar kısa zamanda çabucak "yamulur" ilk yağmurlu havada "altı açılır" veya güzel havalarda bile "iki günde bozulup" gider.

Aşkları da ayakkabılar kadar "itinayla" seçmezseniz,tıpkı ayağınızda olduğu gibi yüreğinizde "nasır" oluşabilir.

Dar gelen bir ayakkabıyı sadece tarzını beğendiğiniz için "zamanla açılır" diyen satıcıya inanarak alırsanız, zaman içinde ayak kemiklerinizde "deformasyon" başlar.

Ruhunuzu daraltan bir aşk içinde yalnızca fiziksel beğeniye kapılıp "zamanla düzelir" diyenlere kanarsanız, yine zamanla içinizdeki olumlu duyguların "çarpıldığını" görebilirsiniz.

Aşık olabileceğiniz insan türü, tıpkı ayakkabılar kadar değişik stillerde, farklı kalitelerde ve sayısız "renktedir"...

Aşkı bir çeşit serüven olarak "spor" gibi yaşayanlar, aynen "spor ayakkabı" gibi dikkat çekici ve rahat kişileri bulurlar.

Tersine aşkta tutucu ve istikrarlı olmayı benimseyenler "klasik ayakkabı" gibi muhafazakar çizgiler taşıyanlara tutulurlar.

Dekolte ayakkabılar gibi sadece cinsellik ve eğlence zevkleriyle ateşlenen aşklar vardır.

"Bez" ayakkabılar gibi kısa ömürlü "tatil aşkları" ise hemen herkesin kişisel tarihinde mevcuttur.

"Marka" ayakkabı alır gibi, sevgilinin kariyerine ve maddi durumuna "tutulan" aşıklar görürsünüz.

Katı plastikten "yağmur çizmesi" edinir gibi mantık süzgecinden geçirip "işe yarar" biçimde yaşamak isteyenleri de bilirsiniz.

Ayrıca ne tuhaf ki, psikolojik testlerde "zaafı" olup evine sayısız çeşitte ayakkabılar yığan insanların aynı
zamanda "değişik" türde aşklara da zaafı olduğu söylenir.

Evet, aşk "ayakkabıdır".

Aynen ayakkabınıza bakım yapmayıp "hor" kullandığınız zaman kolayca eskittiğiniz gibi, aşkınıza da dikkatli davranmayıp özen göstermediğiniz zaman kısa sürede "eskitirsiniz".

Ve nasıl ki "delik" bir ayakkabıyı tamir ettirdiğinizde yalnızca "bir miktar" ömrünü uzatmış olursanız; "delik" bir aşkı onarmaya kalkıştığınızda da "asla eskisi gibi olmayacaktır"!

AYRILIK NE DEMEKMİŞ ANLADIM...


Ayrılık ne Demekmiş Anladım...

Yüreğinde dumanı tüten ateş ve ortasında kara bir taş.. Üşümek en terli gecelerde bile. Geceyi gün, günü gece gibi yaşamak ayırt etmeksizin ışığı karanlıktan. Aleve tutunmak ve yanmamakmış ayrılık.

İlk kez ölümden korkmamak ve yaşamaktan ala konmak. Hayatı hiç alışmadığım gibi zorunluluk saymak, hiç esmeyen rüzgarı kirpiklerimde, hiç kopmayan fırtınayı saçlarımda hissetmekmiş. Boşluğa tırmanmak ve karanlıkta boğulmak. Tersine yürümek zamanı, sana giden bütün yollarda geri geri koşup yine sana çıkmak, çiçeklerden, çağla ağaçlarından, mandalina bahçelerinden kaçmak, kuş seslerinde çığlık duymakmış ayrılık.

Baktığım her yerde senin gözleri yitik fotoğrafını görmek, başkalarının sunduğu sevgiden ise dehşetli korkmakmış. Sorulacak sorusu, görülecek düşü kalmamak, saate hiç bakmamak, takvimlerin yok edilmiş rakamlarında boşluk olmak. "Hiç" in anlam kazandığı yer, zamanın sıfır noktasıymış ayrılık.

Es kaza pencereden bakarsam, minik kedi yavrusunun ürkek bakışlarından medet ummakmış ayrılık. Kaymak... en deli hızla kayarken boşluğa, tutunacak kimsesi olmamakmış ayrılık. Ve o denli çaresiz kalmak ki çare bile arayamamakmış. Hiçbir yere sığamamak, hatta gözyaşını dökecek yer bile bulamamakmış ayrılık. Ağzını açıp, hiçbir şey söyleyememek, çırpınıp, çırpınıp hiç kıpırdayamamakmış...

Alıntı:

AŞK MI? NEFRET Mİ?


BİR BUĞULU YAĞMUR KALDI GÖZLERİMDE,
SEN GİDERKEN ...
ARDINDAN BAKTIM,
VE USULCA DÖKÜLDÜ GÖZYAŞLARIM...
BULUTLAR BİLE KISKANDI BU GÖZYAŞI YAĞMURUNU.
VEDA SÖZCÜKLERİ DÜŞERKEN DUDAKLARINDAN,
SUSTUM, KONUŞAMADIM.
SEN BİLİRSİN YA SEVMEM BEN VEDALARI...
HER VEDA BİR ÖLÜM BENİM YÜREĞİMDE.
GİDİYORDUN İŞTE ...
BAŞIMI ÖNE EĞİP ÖYLECE,
GİDİŞİNİ SEYRETMEK DÜŞMÜŞTÜ GÖZLERİME.
ACILAR BEKLİYORDU BENİ,
BİR KEZ DAHA SEVDA SINIRLARINDA,
YALNIZLIKLAR ÇEVİRECEKTİ YOLUMU...
BEN KENDİ ELİMLE ÇİZERİM YOLUMU,
AMA SEN ÜZÜLME.
SAKIN AĞLAMA OKURKEN BU YARALI MEKTUBUMU...
BELKİDE HER SEVDANIN SONUYDU AYRILIK...
GÖREMEDİM SON KEZ ÇEVİRMİŞTİN YÜZÜNÜ...
AĞLAMIŞMIYDIN SENDE ???
DOKUNAMIYORUM SANA, ÜZDÜYSEM,
AĞLATTIYSAM BİTANEM GÜCENME, KIZMA BANA.
YARIM KALIYORUM SENSİZ,
GİDİYORDUN YİNE AMA
BU KEZ BİR DAHA DÖNMEMEK ÜZERE.
AZRAİLİN ELİNE DÜŞMÜŞTÜ SANKİ RUHUM,
ACI ÇEKİYOR AMA ÖLEMİYORDUM...
ÜZERİME HASRET TOPRAĞI SERPİLİYORDU,
BİR MEZARA GÖMÜLÜRCESİNE.
UYKUSUZ GECELERE ESİR OLMUŞTU GÖZLERİM,
AĞIR BİR YÜK BIRAKMIŞTIN KALBİME.
BİNERKEN VEDA TRENİNE
BİR "HOŞÇAKAL" BİLE DEMEDİN...
VE BANA YAPTIĞIN,
YAŞATTIĞIN ACILARI DÜŞÜNDÜKÇE,
NEFRET ETTİM SENDEN,
AMA SESİNİ DUYDUĞUM AN,
TEKRAR KÖRÜKLEDİN AŞKIMI ...
ANLAMADIM . . .
BU AŞK MI ???
YOKSA
NEFRET Mİ ???
İŞTE BEN ŞİMDİ KARARSIZLIĞA YANARIM ...

AŞK BAZEN VAZGEÇMEKTİR.!

Aşkı dinledim bir martıdan..
Dediki; aşk bazen vazgeçmektir usta.. Aşk bazen vazgeçmektir. Gönüller bir olunca samanlık seyran olurda, bir kibrit çöpü yeter dedi her şeyi bir anda yakıp yıkmaya.. Samanlığın seyranlığı kısa sürer usta..
Aklıma sen geldin birden…. Hatırlar mısın ne samanlıklar yaktık seninle..? Samanlıklarda yandığımızda oldu bazı günlerde.. Ama en nihayetinde; anladık ki sevgi yetmiyor her şeye..
Nasılda ağlardın omuzlarımda…gözyaşların tenime düşerdi… Sıcacık nefesin yüzümde.. Sarılmışız,sanki dünya sadece o odanın içinde..ağlardın…. Sen en güzel ağlayandın… Burnun tıkanırdı hani.. Yanakların pembe.. Yeşil gözlerinden düşen damlalardı hayatımın anlamı.. Nasıl sevdim seni be!Hiç susuz yangınlar olur ya… Aynen öyle.. Ve o ne gidişti be! Hani bir şimşek gelirde tam üstüne düşer ya… aynen öyle..

Gidişinin üstünden çok zaman geçti.. Çoook .. Şimdi neredesin? Kiminlesin.? Ya da kimi terk etmektesin bilmiyorum.. Her gece yaprak düşüyor,martı gidiyor,kayıklar sallanıyor ve ben ağlıyorum… Vazgeçtim çalıyor radyoda…Hava soğuk oluyor deniz kenarında.. Ve hiç martı olmuyor bu gecenin berbat karanlığında.. Aşkı dinledim bir martıdan..dediki;aşk bazen vazgeçmektir usta..gönüller bir olunca samanlık seyran olurda.. Bir kibrit çöpü yeter dedi her şeyi bir anda yakıp yıkmaya.. Samanlığın seyranlığı kısa sürer usta..
Eyvallah!! Aşıklara en çok şahit olan sensin.. Aşkı en iyi sen bilirsin.Ne desen inanırımda... Bir sözde ben söylemeliyim sana… Aşk zaten vazgeçmektir usta..Aşk zaten vazgeçmektir… Gönüller bir olmaz.. Samanlıkta seyran…Kibrit çöpleri de en etkisiz eleman bu masalda.. Ne ben? Ne de o kız?Bu masalda tek gerçek sensin aslında….

26.08.2008

AŞK


AŞK MASUMDUR

SEVGİ DOLUDUR

ÇARPAR İNSANLARI

KUŞ GİBİ ÖZGÜRDÜR

UÇMAKTIR

TAŞIMAKTIR SIRTINDA

SOĞUKTA KUCAKLAMAKTIR

BAZEN KANATTIR

KANADI KIRILIR

ACITIR

HÜZÜNLÜ

AMA YİNE DE HERŞEYE RAĞMEN GÜZELDİR...

11.07.2008

SEVGİ NEDİR?


Kişi sevdiğiyle olmak ister!. Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadar, onunla yaşar!. Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız.

“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın… Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!. Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.
“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…
Sevince, yalnızca sevdiğin için yaşamak istersin!. Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!… Yakınlık bile uzak gelir sana!… Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!.. Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!.
Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!… Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.
Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!
Beğenen sahip olmak ister…
Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.
Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!. Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz… Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!. Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde… Eksiklikler görmeye başlar, yetersizlikler görmeye başlar… Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar… Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!.. Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..
Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..
Oysa yalnızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!. Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…
Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı… Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı…
Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!. Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan… O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!
Seven, karşılıksız sever!…
Beğenen karşılığını ister!.
Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!.. Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar… Ama pervane gibi sevemez!. atamaz kendini ateşe!.
Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.
Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!.. Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve “delillik bu” derler…
Beğenme bir tür “hobi”dir!… Bazen ömür boyu sürer, bazen birkaç yıl, bazen bir kaç ay!..
Sevgi bir ömür boyudur!… Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!. Çoğunlukla karşısındakinden yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de özünden gösterir yüzünü O!… O zaman onlar için derler ki, “Allah”a aşık oldu!..
“Kendine seçtikleri”dir sevenleri bir çehreden!… Özünden sevgiyi yaşayanlardır, “mukarreb”leri!…
Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır herşeyi…
Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!.
Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır “aşk”ı yaşattıklarını!..
Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı!. Bunun aşk olduğunu!..
Oysa gerçek “aşk” O’nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O’nda yitirip; O’nun “Baki”liğini yaşattıklarıdır gerçek “aşık”lar!..
Özel bir fıtratla gelmişlerdir onlar, “aşık” olmak için!.. Yaşamları boyunca bir değer taşımamıştır dünya ve içindekiler!..

ÇİÇEK DİLİ


AÇELYA : Nefse hakimiyet.
AÇELYA HİNT : “Gerçek şu ki, herşey bitti!”
ADAÇAYI Eşler arasında “Biz iyi bir aileyiz” mesajıdır.
AKASYA (PEMBE VEYA KIRMIZI) Güzellik, zerafet ve incelik; “Seni beğeniyorum.”
AKASYA (BEYAZ) Dostluk; “Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça…”
AKASYA (SARI) Platonik aşk, isimsiz aşık..
ANANAS “Sen kusursuz birisin!”
ARDIÇ “Seni koruyacağım!”
AYÇİÇEĞİ (ÇİÇEK OLARAK) “Sana tapıyorum!”
BADEM “Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum.”
BİBERİYE Anma
ÇAN ÇİÇEĞİ “Aşkımıza sadakatle bağlıyım!”
ÇİNGÜLÜ “Zarif ve çok güzelsin!”
ÇUHA ÇİÇEĞİ “Çok güzelsin.“
DEFNE Terfi eden kişilere gönderilir; “şan, ün, görkem” anlamı taşır.
EĞRELTİOTU Samimiyet.
ELMA “İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor; ya senin?”
ERİK “Sözüme sadık kalacağım.”
FESLEĞEN İyi dilekte bulunmak için.
FULYA “Sevgilim, geri dön!”
GARDENYA “Beni unutma; gerçek aşkımsın…”
GELİN EL ÇİÇEĞİ “Mutlu olabiliriz.”
GÜL Sevgiyi ifade eder.
GÜL (PEMBE) “Arkadaşımsın.”
GÜL (KIRMIZI) “Seni seviyorum; ihtirasla bağlıyım sana!”
GÜL (KIRMIZI & BEYAZ) Birliktelik isteği.
GÜL GONCASI (KIRMIZI) “Genç ve güzelsin.”
HANIMELİ “Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek.”
HERCAİ MENEKŞE “Beynimi işgal ediyorsun; ama ben bu durumdan şikayetçi değilim…”
IHLAMUR Evli çiftler için “Seni seviyorum” anlamı taşır.
İSPANYOL YASEMİNİ “Bence, sen çok seksi ve şehvetlisin!”
KAKTÜS İçtenlik; “Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız!”
KAMELYA “Kusursuz bir aşıksın!”
KARANFİL Kişinin kendine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eder.
KARAÇALI “Dostluğumuz uzun ömürlü olsun!”
KARANFİL (KOYU KIRMIZI) “Kalbimi kırdın!”
KARANFİL (PEMBE) “Seni unutmayacağım…”
KARANFİL (KIRÇILLI) “Üzgünüm, ama bitmek zorunda…”
KARANFİL (SARI) “Beni hayal kırıklığına uğrattın!”
KREZENTEM (BEYAZ) “Bana gerçeği söyle!”
LALE Aşkı ifade eder.
LALE (KIRMIZI) “Aşkımı itiraf etmek istiyorum!”
LALE (ALACALI) “Gözlerin çok güzel.”
LALE (SARI) Umutsuz aşkı ifade eder.
LEYLAK (MOR) “Sana ilk görüşte aşık oldum!”
LEYLAK (BEYAZ) “Hoş ve namuslu birisin.”
MENEKŞE Alçakgönüllüğü ifade eder.
MENEKŞE (MAVİ) “Sana sadık kalacağım.”
MENEKŞE (MOR) “Düşüncelerimi zaptettin!”
MELEKOTU “İlham kaynağımsın.”
MERSİNAĞACI “Çok mutluyum, çünkü seni seviyorum!”
MİMOZA “Fazla alıngansın!”
NANE “Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum.”
NERGİS “Saygılarımla…”
ORKİDE “Aşkım, sen çok güzelsin, sen çok özelsin!”
ÖKSEKOTU “Sorunların üstesinden geleceğim.”
PAPATYA Temiz bir kalbin simgesi.
PAPATYA (BAHÇE) “Fikirlerini paylaşıyorum.”
PELESENK Sabırsızlık; “Aşkım, daha fazla bekletme!”
PETUNYA “Umudunu yitirme!”
PORTAKAL Karşılıklı aşk; “Ben de seni seviyorum.”
REZENE Övgüye değer.
SARDUNYA “İçin rahat olsun, her zaman yanındayım!”
SARMAŞIK “Aşkıma sadığım!”
SEDİR YAPRAĞI “Senin için yaşıyorum.”
SÜSEN ÇİÇEĞİ “Sana bir haberim var!”
SÜSEN ÇİÇEĞİ (SARI) İhtiraslı bir aşk.
YASEMİN “Güzel ve çekicisin.”
YENİBAHAR “Acını paylaşıyorum.”
ZAMBAK (SARI) “Seni neşeli ve nazik (çekici) buluyorum!”
ZEYTİN “Barışalım!”

AŞKIN KURALLARI


Aşkın Bilinmeyen Kanunları

İşte kimi zaman düşündüren, kimi zaman da güldüren aşk kanunları:

- Harris Aksiyonu: Bütün iyiler kapılmıştır.
- Paralel Teori: Harika yaratık eğer kapılmamışsa, mutlaka bir nedeni vardır.
- Evrensel Gerçek: Aşkın gözü kördür.
- Diğer Evrensel Gerçek: Evlilik insanın gözünü açar.
- Conways Kanunu: Yanınıza yaklaşan genç ve güzel kız, sizinle ilgilendiğinden değil, birini kıskandırmak için etrafınızda dönüyordur.
- Beyaz Atlı Prens Kanunu: Prensi bulacağım diye çok kurbağa öpülür.
- Donckels Perşembe Gecesi Kanunu: Gece saat üçte sadece şişkolar kalır.
- Donckels Cuma Sabahı Kanunu: Pencere benim pencerem değil, oda benim odam değil, yanımdaki kim?
- Kazablanka Kanunu: Sizinle beraber olsun diye sürekli para harcadığınız top model, gecenin sonunda resminizi çeken paparazzi ile buluşacaktır.
- Onasis Kanunu: Para aşkı satın alamaz, ama çok şey halleder.
- Gold Card Kanunu: Siz onun saçının rengine vurulduysanız, o da sizin kredi kartınızın rengiyle ilgileniyor olabilir.
- Meyer Kanunu: Kuru fasulye yedikten sonra arabaya otostopçu kız alınmaz.
- Olasılık Kanunu: Çok güzel, kibar, akıllı, hoş, zeki, cici bir kızla karşılaşma şansınızın arttığı yer, sizden daha yakışıklı, akıllı, zengin bir arkadaşınızın yanıdır.
- Evrensel Kanun: Kadın erkeği anladığı anda, onun ne söylediğini dinlemekten vazgeçer.
- Markus Kanunu: Her zaman daha iyisi vardır.
- İkinci Markus Kanunu: Kaçmanız gerektiği anda göreceğiniz kabus, bacaklarınızın tutmadığıdır.
- Rudner Kanunu: Beraber olduğunuz erkek; olgunlaştığında, yeni bir iş bulduğunda, tedavi gördüğünde düzelecek zannediyorsanız, bugün terk edin.
- Temel Kanun: Aşk hayal gücünün aklı yenmesidir.
- İstisna Kanunu: Kadınlar ya her şeyi unutur, ya her şeyi hatırlar.
- Groening Kanunu: Evlilik deyince kadınlar merasimi anlatır, erkekler delikanlılık yıllarını.
- Evlilik Kanunu: Tek başınayken, asla yaşamadığın sorunlara iki kişinin beraberce çözüm bulması sanatı.
- Thom Kanunu: Evliliğin süresi, evlilik törenine harcanan parayla ters orantılıdır.
- Grant Kanunu: ‘Tam evlenilecek kadın’ dediğiniz kadın, sizi nikahına davet edecektir.
- Murphy Kanunu: Çöpü kim indirecek kavgası, her seferinde çöp kamyonu sokaktan geçtikten sonra biter.
- Hartley Kanunu: Kendinizden daha çılgın biriyle asla beraber olmayın

AŞK SAYILARI


“Numeroloji: Aşk ve İlişki Rehberiniz” adlı kitabın yazarı Sonia Ducie’ye göre, doğum gününüzün, aşk hayatınız üzerinde inanılmaz ve büyüleyici etkileri var

SONIA Ducie ‘ye göre numeroloji, diğer insanlarla olan fiziksel, duygusal, mantıksal ve ruhsal ilişkilerinizi anlamanızı sağlıyor.

“Kişisel numara” nızı bulmak için yapmanız gereken işlem çok basit:

Bunun için sadece doğum gününüz gerekiyor. Örnegin ayın 4′ünde doğduysanız, kişisel numaranız “4″ demektir. Eğer çift rakamlı bir günde, örneğin 15′inde doğduysanız, numaranız “6″ (1 + 5 = 6), ayın 29′ unda doğduysaniz, kişisel numaranız “2″ (2 + 9 = 11, 1 + 1 = 2) oluyor.

BENCİL BİRLER

Doguştan liderlik özelliğiniz ve kontrolü elinizde bulundurma isteğiniz, hayatınızın diğer alanlarında olduğu gibi aşk hayatınızda da kendini gösteriyor. Zorsunuz çünkü “Hep ben, hep ben!” diyorsunuz. Bu bencil yapınız, insanların sevgililerini çalmaya kadar gidebiliyor.

ROMANTİK İKİLER

Romantizm, sizin için en başta geliyor. Sevildiğinizi hissetmeye ihtiyacınız var. Siz de karşılığında sevgi veriyorsunuz. Sevgilinizin elini tutmaktan hoşlanıyorsunuz; çünkü bu sizin ruhunuzun diğer yarısıyla bağlantı kurmanızı sağlıyor. Çok verici bir insansınız, almayı da öğrenmelisiniz.

FLÖRTÇÜ ÜÇLER

Flört tam sizin için. Ama bu çoğu zaman başınızın belaya girmesine yol açıyor. Çevrenizi sarmasını istediğiniz yakışıklı erkeklerden, asılsız dedikodulara kadar birçok konu sizi meşgul ediyor. Bu egiliminizle, hayatın gerçeklerinden uzaklaşmak istiyorsunuz.

TUTKULU DÖRTLER

Çok romantik ve tutkulu bir insansınız. Hem kendinizin hem de partnerinizin ihtiyaçlarını karşılamak ve tatmin etmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Güven sizin için çok önemli. Daha doğal ve rahat davranarak ilişkinize heyecan katabilirsiniz.

DEĞİŞKEN BEŞLER

Rüzgar gibi değişkensiniz ve sizin bu yapınıza ayak uydurabilecek bir sevgiliye ihtiyacınız var. Hayatınızdaki her kişi ayrı bir macera. Aşk konusunda çok sabırsızsınız ve önünüze gelen herkesle birlikte olma eğiliminiz var.

ŞEFKATLİ ALTILAR

Çarşafların arasında çok yeteneklisiniz ve birine aşık olduğunuzda şefkatli ve cömertsiniz. Mantığınızla değil, kalbinizle hareket ediyorsunuz. Hayatınızda hiç olmazsa bir kez, kırdığınız bir kalbi onarmaya çalışın.

HAYALCİ YEDİLER

Sevdiğinize tapıyor, onun kendini mükemmel hissetmesini sağlıyorsunuz. Hayal kurmayı seven bir insansınız. Gerçekler sizi zorluyor. Bu yüzden uzaktan seveceğiniz bir erkeği tercih ediyorsunuz. Kafa dengi bir sevgili bulmak bu yüzden biraz zor oluyor sizin için.

OYUNCU SEKİZLER

Çevrenizi büyülüyorsunuz. Sevdiğiniz sizinle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyor ve kendini bu konuda şanslı görüyor. Aşkta kontrolü elinizde tutuyor, oyunlar oynamaktan hoşlanıyorsunuz. Kibirli ve bencil olabiliyorsunuz. Bu yüzden etkileme gücünüzü ve zekanızı kullanın.

CÖMERT DOKUZLAR

Çok verici bir insansınız. Ödülünüzse, eşinizi mutlu görmek. Yumuşak ve oyunlar oynamaktan hoşlanan bir insandan çılgın ve vahşi bir yaratığa dönüşebiliyorsunuz. Çok çabuk sinirleniyorsunuz, neyse ki bu siniriniz kısa sürede yatışıyor.

AŞK REÇETE...


Aşk doğa eczanesinde nasıl elde edilir?

İlacın Adı: Aşk
Familya: Sevdaca
Bitki Adı: Aşkus Tadarus
Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler,para,bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk, parasız-pulsuz, belirli bir süre “gözleme” yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.
Fiziki Özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir.
Kimyasal Özellikleri: Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla “geçimsiz” bir ilaçtır.
Saflık Muayenesi: Aşkın ne ölçüde “saf” olduğunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanıklı olduğu anlaşılır.
Miktar Tayini: Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun aşkına eşittir.
Kullanışı: Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanIılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi..
Teşhisi: Kalp çarpıntısı. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük. Mantık kaybı. Uykusuzluk, iştahsızlık, terleme..
Kullanışı: Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda.Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda guldurucu etkisi vardIr.
İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan: Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni…

AŞK NEDİR?


Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir.
Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.
Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir
Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlasmaktir.
Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir.Inceliktir.
Aşk, korumaktir. Sorumluluktur.
Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüstürmektir. Mizahtir.
Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir. Şehvettir.
Aşk, evinizdeki her seyin yerinin degistirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir. Gerçektir.
Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Nesedir.
Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir.Mutluluktur.
Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediginizde,uyanik kalip seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktir. Sicakliktir.
Aşk, tanidiginizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini kesfetmektir. Tazeliktir.
Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düslerin gerçek olmasidir.
Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, pencereden disariya baktiginda kiminle oldugunu hatirlamaktir. Düsüncedir.
Aşk, rüzgarin agaçlarin arasinda dolasirken çikardigi sesi dinleyip sevgilisinin yaninda olmadigina hayiflanmaktir.Yalnizliktir.
Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir. Özeldir. Kiymetini Bilene Tabi
ALINTI