Blogda Ara

jABOLİN_jABO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jABOLİN_jABO etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.01.2010

AŞK;


Topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır,
Ya canın acıya acıya adım atacaksın,
Ya da canını acıta acıta söküp atacaksın.
Her iki yolda da tek bir gerçek olacak;
CANIN ÇOK AMA ÇOK ACIYACAK...!!!

20.02.2009

İKİSİNİDE SEVDİM...


İki bulut arasında çırpınan bir yıldızım şimdi,uzun süreli olan ve belki de yıpranmış ilişkimi sürdürürken bir anda karşıma çıkan kadın karıştırdı her şeyi . yakın tarihimin en güzel ama belki de aynı zamanda en kötü günlerini yaşadığım "o" bir tarafta, yeniden kalbimi çarptıran kişi diğer tarafta. bir kalp iki aşkı birden taşıyabilir mi? bak "o" bana neler yaptı belki yenisiyle daha mutlu olacaktım , ama eskisi de kaç senelik bitecekse de böyle bir sebepten bitmemeli, tamda her şey rayına girmişken diye bin parçaya bölündü zihnim de kalbimde..

Kafam karma karışık, peki neden karışıyordu kafam?
ikisinde de farklı şeyler buluyorsun . farklı özellikleri oluyor seni etkileyen. sonra ikisini kafanda çarpıştırmaya başlıyorsun, acaba hangisi diye. aslında ikisini de sevdiğini fark ediyorsun, ikisini de istediğini...

İşte benim hikayem.....

Canımdan çok sevdiğim karım Feraye.. onunla 13 yıl önce sürüldüğüm okulda tanıştım.
Kendisi öğrencimdi,çok zeki ve alımlı bir genç kızdı. hep en ön sıraya oturup beni süzerdi,gözlerim bacak bacak üstüne attığında bacaklarına takılırdı diz kapaklarındaki gamzelere bakmadan duramazdım . ilk başlarda pek umursamadım, Tarih dersine olan ilgisine verdim bana olan ilgisini. Fakat bir gün derse girdiğimde ön sıranın boş olduğunu fark ettim(fark etmemem olanaksızdı zaten)derste yeterince verimli olamadım gözlerim onu aradı hep fakat 3 gün olmuştu Feraye yoktu..
Sonra dayanamadım ve üstü kapalı bir şekilde bir öğrencime sordum; ''Onlar taşındı hocam'' dedi .
Onlar taşındı..nasıl taşınırdı nasıl giderdi? Hiçbir şey yokmuş gibi, yoksa hiç Bir şey yok muydu aramızda tabi ya Tarih dersini severdi Feraye beni değil ki..

3 yıl sonra eylül ayının 3. haftası...
İzmir 2. kordondayım, dalganın kıyıya vuruşunu seyre dalmıştım ki omzumda sıcak bir dokunuş hissettim. bildik bir gülümsemeydi dudaklarındaki, o ön sıradan beni izleyen genç kız değildi artık büyümüştü ,serpilmişti lakin aynı koku hakimdi saçlarına..
Ferayem...

''Hocaaam,nasılsınız hiç değişmemişsiniz''..diyordu..birer çay içtik Feraye üniversite 3. sınıftaymış Edebiyat öğrencisi ..Tarihi severdi oysa Feraye savaşları severdi sevişmelerden ziyade..

''Lisedeyken size aşık(tık) hocam'' deyip deyip gülüyordu..meğer o dönem kızların hepsi bana hayranmış bense Ferayeye..

Böyle karşılaştık tekrar ,aşk hikayemizin gelişmesini es geçiyorum,girişi anlattım ve sonuç Evlendik..

Olmuyor,yapamıyorum 10 sene oldu Feraye çok değişti. O eski çekingen ve narin kız gitti yerine beni sorgulayan,yıpratan genç kadın geldi..
Ne kadar kaldığımı bilmiyorum ne kadar yol aldığımı da bilmiyorum sahi yol aldım mı?
Sensiz yaşamayı da öğrenirdim öğrenmesine de saçlarının kokusunu duymadan yatamazdım be Feraye..
Bu düşüncelerimi ve iç savaşlarımı bir rafa kaldırdım ne de olsa o benim kadınımdı ,sevdiğim tek ayrıntıydı..

Ela Sonay...
Dönülmez akşamın ufkundayım..."
Çok hüzzamlı, iç ağrıtan ve hüzünlendiren bir şarkıdır... Efkar doludur, dolup dolup boşalan rakı kadehleri gibi...
İçsem mi ne yapsam..ne kadar yalnızım bir bilsen yanımdayken sana dokunamamak kokundan ayrı kalmak ne kadar acı ...

işte şu an bu odada, bu kağıt üzerinde, bu gece,bu saatte seni öldürmek istiyorum..."yapabiliyor muyum ?hayır..ne zaman girdin hayatıma ve bana dair ne varsa ne zaman bitti yüreğinde..

Hani 2 yıl evvel bizim okula seminere gelmiştin ya ben en ön sıradaydım bakışlarınla esir almıştın beni kendine. Oysa tarihi sevmezdim ben ve sen demiştin savaş senin işin değil sevişmeyi seversin diye..Çok sevdiğim edebiyat bölümünden ayrılıp Tarihe geçmiştim sana yakın olabilmek için ve bir gece ansızın gelmiştin bana tüm saflığınla..
O gece birlikte olmuştuk,sen ve ben değildik artık bir cümlede yer alacak olsak özne ikimiz olurduk ..''Biz''..
Neden sonra öğrendim evli olduğunu karım dediğini ve aldattığını tamam belki karını benle aldattın ama Uğur benide karınla aldattın 2 yıl boyunca...
Ayrılamadım kaç kez istedim yapamadım ..Uğur böceğim derdim sana Sende Gül'üm derdin bana..ben seni hiç sevmedim esasında yorgun akşamlarda bağıra bağıra şarkı söylememizi sevdim bir güle gülümsemeni,yıldızlara ıslık çalmanı beni aldatırken bile beni hatırlamanı düşündüğünde Gül(üm) demeni özlemimi duymanı sevdim..

Uğur Sezgin..
Adını göz renginden almayan,hiçbir güzellik sıfatının güzelliğini niteleyemediği,Uğur'a izmarit kokulu gecelerde sayfalarca yazdıran kız Ela...Sonbaharın şehrin sokaklarında sarı sarı dolandığı bir günün akşamında,emanet bir sevda vardı yüreğimde , kararlıydım paylaşacaktım emanetimi sevdiğim kızla… Tüm heycanlarımı büyük mutluluklara çevirmek için, Elanın her akşam eve döndüğü tenha yolda ki tek sokak lambasının altında beklemeye koyuldum… Beklemek hiç bu kadar uzun olmamıştı sanki! Nihayetinde tüm özlemlerin, koyusunda yüreğimi kararttıkları o sokak arasında salınmaya başlamıştı Ela! Gözlerini sokak arasını aydınlatan o lambanın altında ki gence dikince! İşte o zaman karanlığa hapis o sokak gerçekten aydınlıktı .. Çocuksu bir tebessüm belirdi yüzünde sevdiği gencin karşısına çıkacak olmanın korkusu dolandı ayaklarına belli ki ! Bir adım mesafe kaldığında aramızda çarparak attığımız adımları cesaret sayarak koyuldum evine..Sahipsiz bir sevdadan söz eder gibi tüketmeye başlamıştı nefesimi çocuk! Sahiplenmeye hazır gibi sabırsızdı genç kız… Karanlığını gecenin, ayını gökyüzünün ve tek sokak lambasını o sokağın, şahit tuttuk birleşen ellerimiz hiç ayrılmayacaktı yeminle! Ve adına onlarca türkünün yazıldığı şehirde biriktirmeye başladık anılarımızı !İstanbul ..bana sevdiğimi anlat...
2 yıl boyunca sürdü ilişkimiz Elayla Artık her şey rengini sevgiden alıyordu sevginin adı ise Elaydı ..

Ferayeyle olan ilişkimi de bitiremedim çünkü Ferayem benim 17 yaşımdı ilk kadınımdı,kızımdı ,Annemdi..Gidemedim Ferayemden kalamadımda..

Feraye Tanyeri..
Göz göre göre gidiyordu Sevdiğim adam gitme diyemiyordum eskilerden kalma bir gurur vardı hani şarkılardan kalma bir mısra belkide gururluydum ya ordan geliyordu asaletim..
Sıklaşan seminerler şehir dışına çıkmalar ve beraberinde gece dışarda sabahlamalar..gecenin siyahlığında yapayalnız buz gibi bir yatak..aldatılmanın acı tınısı.. dilinde yabancı tat, gözlerinde başka renk ..düşmeklerdeyim,bütün ihanetlerin kuşkuların arasında biriyim..ateş mi yakardı beni fırtınalar mı yıkardı bir infilakla parçalanıyorum..bittim bırakma beni...Uğur böceğim derdim sana Sense bana aitlik ekiyle sahip çıkardın Ferayem derdin..hiç bir çiçek seni anlatamaz derdin ve gül'ü hiç sevmezdin..

Gece ısrarla ve acı acı çalmaya başladı telefon, sevmezdim gece çalan telefonu mutlaka bir sevdiğimi alırdı benden, babam'ın ölümü sonra annem'in şimdiyse sevdiğim adamın kaza yaptığını haykırıyordu ahize..

Koştum boş ve soğuk koridorlarda. Yatıyordu küçülmüş müydü sevdiğim adam ?bir çocuğun masumiyeti vardı suretinde..kaplolar sarmıştı vücudunun her yerini ,yüzü gözü kan revan içindeydi..
İçeri almadılar beni ,hayati tehlikesi sürüyor dediler. Buzlu bir pencereden seyrettim sevdiğim adamı. Evet sonunda beni bırakıyordu..2 gün oldu durumu değişmedi, ben pencerenin ardında 'O' ise telefonda bekledik sabahlara kadar, sonradan öğrendim sürekli hastaneyi arayıp kocamın durumunun raporunu aldığını..

1 hafta sonra

Önce beyin ölümü gerçekleşti ama olsun yüreği atıyordu ya belki dedim, belki bir umut...
Uğur öldü, cenazesini kaldırdık saolsun eş dost geldi birde ağacın altındaki siluet..
Uğurladık uğurumu..

Elaymış adı.. Günlüğünü buldum Uğurumun, ne kadar sevmiş 'O' kadını.
Meğer Gül'ü severmişte ben sevmediğim için sevmiyorum dermiş..ve aslında sevdiği her şeyi Elayı bile ben olduğum için rafa kaldırmış.. tuhaf bir acı ve suçluluk kapladı yüreğimi Elaya gittim kocamdan kalan tek emanetti (ilginç bir annelik iç güdüsü sardı benliğimi) Ela güzel bir kızdı. Adını gözlerinden almış olmalı diye düşündüm, 24 yaşlarındaydı bense 35' imde .
Uğur genç severdi zaten ama hiç üzülmedim çünkü o gün anladım ki benim geçmişimi bulmuştu bu çocukta..Gülümsememi saçlarımın asi dalgasını gördüm Ela'da.. Savaşı da severdi sevişmeyide Uğur. ben hep savaşmıştım oysa sevişen bir yan bulmuştu Ela'da..
İçimi yaralayan tek şey yatak odasındaki kokuydu. Uğur'un kokusuydu bu baş ucundaki gözlük dikkatimi çekti demekki geceler boyunca bu kıza yazmıştı şiiirlerini ..Birde yatağın ucundaki gecelik bana evlilik yıl dönümümde aldığının aynısıydı. Belki Ona da sevgililer gününde almıştı tek fark vardı benim ki daha kırmızıydı ya da bana öyle geliyordu..

Her cümle bir nefesliktir Feraye ; ben, sadece senin söylediklerini tekrarlıyorum..demiştin ya bana meğer ben hep kedimi tekrarlıyormuşum..
Uğurun günlüğünü ait olduğu kişiye vermenin huzuruyla eve koyuldum ..3 saat sonra kapım çaldı Elinde bir mektupla Ela duruyordu meğer Uğur kaza geçirmeden bir gece evvel Ela'dan ayrılmış

Şöyle diyordu Mektup
''Keşfedilmeyi bekleyen kadın, yok bir hünerin aslında, gülüşünü, kirpiklerini çıkarttın mı suratından bir de İstiklâlde'ki barı dinamitledin mi kökünden; ne senden eserkalır, ne de benden. Sen hep bir yok oluş gibisin.Uzak bir gülüş gibisin, gazete sayfalarına sığmayan, bir teori kadar gri, anlaşılmayan şeyleri anlamama yarayan, saçmaladığım zamanlarda burada dur diye beni uyaran, sen sürekli hiç durmadan ve sıkılmadan KANAyanımsın… Kana karışmak kadar acilsin.''

Aklımda kalan tek cümle;'' Ben sende Ferayeyi buldum fakat zamanla Ferayeyi kaybettim..''cümlesiydi..

Uğur beni seviyordu, Uğur beni seviyordu diye haykırdım, sevindim biliyordum zaten dedim.
Sonra Uğurun olmadığını fark ettim ..insanoğlu ne kadar bencil diye düşündüm ve masaya iki kadeh koydum. Biri benimdi diğeri yalnızlığın birde şiir açtım sabahın 4'ünde seni andım sabah ezanına kadar ..

Adam bütün adamlığını dökmüş önüme.. sonra yatağıma döndüm evet benim geceliğim daha kırmızıydı bugün Elanınkinden...

Mektubun son sayfasını vermedim Ferayeye varsın onu sevdiğini düşünsün varsın onun geceliği daha kırmızı görünsün ..Yüreği benimdi Uğur'un son cümlesinden anladım ikinizide sevdim diyordu lakin Gül(üm) senin kokunu götürüyorum içimde diyordu mısraları Uğurun ki bir intihardı benden ayrılamayacağı için bu hayattan ayrılmayı seçmişti ..Sevmek bir intihardı....

20.02.2008

AMA BAZEN;)


Bazen Susmak Gerekiyormuş,

Bazen Bomboş Bakmak Gerekiyormuş

Hayatın Yalanlarına;

Anlamaya Çalışmak Saçmalık...

Anlamadan Yaşamak Gerekiyormuş .

Zaman Değilmiş Gideni Geri Getiren;

Aslında Zamanmış


Var Olanı Götüren.

Ama Bazen...!

KimkiNeme...KimeNe


kimine komedi
kimine son durak
kimine de hayat kaidesi
işte kimkineme kimene

MIŞ GB YAPMAKLA ÖMÜR GEÇER Mİ?


Jabo okuyunca düşündüm de

Jabo mış gb yapmakla bir ömür geçer mi?..ya da neler mış, neler mış değil gb davranılabilir, yaşanabilir?

Aslında domuz gb biliyorsan gerçegi mış gb yapmak niye, ne için?Bir düşünelim cok derin konu.Sırf ömür geçşin dye mi?Anı kurtarıp, kişiliğine de zarar gelmeden kazançlı çıkacaksan tmmdır.
Hiç mi bilmiyordun, hiç mi tahmin etmiyordun komik olma demez mi; kişinin beyni?
Dersin demesine de mış gb bir yaşanmışlığın ve geçmişin olmaz mı?.
Sonra da mis'ler gb çeker gidersin.(!)
Aklıma şu da geldi Jabo, pek sevmem yazmayı bilirsin ama neyse.
Ne mış gb yapılabilir mesela?..........................Ne yapılamaz?
*Dayak yiyorsun, yememiş gb gülüyorsun acımadı kiiii dye,
*Ayrısın, ayrılmamış gb hala onla buluşma derdindesin,
*Para hortumluyorsun, hortumlamamış gb utanmadan harcıyorsun,
*Otobüse biniyorsun, binmemiş gb otobüsün için de hala yürümeye devam ediyorsun,
*Ülke kan ağlıyor, ağlamamış gb vatandaşlık görevlerini bile yapmıyorsun,
*Kundaktaki bebek kullanılıyor, olmamış gb ne yazılır ki buraya....bippp*
*Seviyorsun, sevmemiş gb düşünüp kendini kandırıyorsun, karşıya zararın yok yani sen cok acı çekmemek adınaysa kişiye baglı bir durum (olaya sevgi girdi mi ne de uzuyor durum Jabo zaten aşk cılgındır, akli meleklerini yitirmiştir, delidir ne zaman bellidir ki ne yapacagı.Pek te karişılmaz).
*Sevmiyorsun, sever gb yapıp karşındakiyle oynuyorsun,
*Kalbin delik, maraton koşuyorsun; bunla bir ömür değil maratonun 3..4.ncü km'sine kadar yaşayamazsın, bırak ömür geçirmeyi
*Dağda soğuktan donuyorsundur, donmamış gb beynini o yöne çalıştırırsın bir akıl yanılması veya başka çalıştırma durumu, donmaktan kurtulursun ömrün uzar.(Burda tabi beyinle buyuk bir mücadeleye girmen lazım bu gerekli mış).
*Bende buraya yazı yazıyorum, yazmamış gb mesela
Ben kendimce şuan da aklıma gelenleri yazdım uyan alır artk uymayan kendi bulur neyin mış yapılıp yapılmayacagını hayatında kendince.
Kişiye de hakettiği deger, mış' a da hakettiği deger...
Neden hep gece geliyor bu taraz düşünceler bilmem sen de vardiya sistemine döndün grş.Jabo

RENK DİLİM BU DA KISACA JABO KENDİMCE


gizeme bürünüp kırmızı olmam, belki cok istisnadır ama gerekmedikce gizemden hoslanmam acıklık vardır kitabımda genelde.
Mistik anım mor olabilir...İnsan pembeyede bürünür gerekince polyanna da olur.Mavidir dost zamanlarım ama siyaha döndügü olmustur ama yeni bastan maviden devam ederim...Cogul parcalarım yalnızlık, ozgür anlarım sevdigim renktedir...Yeşil HAYAT degişen dansım o benim...Siyah cenaze, matem degil; agırlık olgunluk kendine guven eminlik... severim bunları.Beyazsa olmazsa olmazıdır insanın her aşamada gerekli...Aynada rengarenk görürüm kendimi siyahla beyazın ve diger tüm renklerin yer degiştirmesini izlerim...Aranılan varsa haritada gezersin yoksa haritanda rotanda bellidir ilerlersin bildigin dogrunda...
Hayata sevgi ve umut ile bakmaktan ; çevremde tanıma şansı bulduğum her canlıya ise saygı ile yaklaşmaktan mutluluk duyuyorum,Yaşamımız ne kadar uzun gözüksede doğru ve samimi insanlar bulmak kolay değil.
Yorulsamda dostaneyim anlamasalarda anlam veremselerde ben dostlukdan yanayım başka yonlere kafalar kaymadan insana dosta emek vermekden gocunmam üstüne su içsemde
En güzel içecek sudur zaten
grş. Jabo

RÜYA GÜYA


bir pazar günü parktaydm,nemli bir banka uzandım..
ve çimlerin kokusunda başka bir yerde uyandım..
ve uykumda bir yol gördüm hiç gitmemişsin güya..
yolun başında sen vardın rüya içinde rüya..
Bol Düşünce...Ufak ufak...

Kendimizle çok iyi iletişime geçebiliyormuyuz acaba, sınırlarımızı bilebiliyormuyuz.Her insan içinde kendisinin bile bilmediği bir şeyleri sakladığının farkındadır.Aslında herşey burada (kendimizde) gizlidir.Aklımı kaybetmekten çok bulmaktan korkar oldum derinliklere inip düşündükçe.Herkesin derinliği ayrı kişilikle dogru paraleldedir ya.Derinlere inmeden de yaşanılmaz ki.Yaşanılır mı?
Rastlantılar bi yaşamı ne kadar etkiler? Kökünden değiştirebilir mi? Rastlantılar ne kadar rastlantıdır? Yasaklar ve serbestler birbirinden ayrılabilir mi? Yasak olana erişmek amacım ama belki de göreceli kesin bu yasak kavramı...Zorladığımdan bile bile ben mi farklılığa oynuyorum? Rastlantıya benzer oluşumlar sonucu mu yasak geldi bana çarptı; yoksa ben bilinçsizce hepsini kurgulamış mıydım? Kurgular ve bol düşünceler ne kadar da oynatıyor adamı. bu arada da uyku düzenim saçmaladı haddinden fazla...Kendime istediğin saatte yat lüksü verdim ama aynı saatte kalk.... az uyku yani...Bir de şunu anladım ne kadar uzaklaşsanda defol git istemiyorum desende arkandan gelmesi yapışkan(Japon) misali kahrolasıca düşüncelerin...O yüzden de bir de o lüksü verdim istediğini düşün, yaz, oku bol bol.Descartes'in sözlerinde de oldugu gibi "şu anda rüyada olmadığım ne malum? Hatta belki de başka birinin rüyasındaki biriyimdir.(ben de kimin rüyasını yaşıyorsam amma çetrefilliymiş)Ama bildiğim bir şey var düşünüyorum o halde varım!" varlık var demektir.Evt bence varız ya.Hayat sevinçleriyle, üzüntüleriyle, hayal kırıklıklarıyla ve aşklarıyla o kadar gerçek ki varolmadığımızı söylemek yaşadıklarımıza ihanet etmek olur.Üniversite hayatım "the sims" oynayarak geçti.Hani gözlerim kapalı oynayabildiğim oyunlardan biri oldu.Beni o oyun çok etkilemiştir.Oyunda bütün dünya düzeni vardı sanki..İstediğim yerde kişiyi, evini, işini, arkadaşlarını, kariyerini, kişiliğini, vb. seçerek yaşatıp oynatabiliyordum.İstediğim anda da herşeyi hiç sebepsiz başına yıkabiliyordum.Tek tuşla hemde.Bir dergide okuduğumda etkilenmiştim esasta söyle diyordu "acaba bir oyunun içindemiyiz bizlerde" the sims" misali

Yakın arkadaşımın da tavsiyesine uyarak dinlenme aralılığı verdim.Çünkü içimdekine sordukça dışarı taşıyor durmuyor... Kızıyor...Daha sonra devamlılık ve sürat çalışmalarına geçerim.Zamanı var performansın doruk yapması için Jabo.

Yan gezegenden değilim tabi ki bu dünyadanım Bunun farkındayım hiç değilse.Bunlar benim düşüncelerim ki; bana öyle geliyor çok farklı olduğumuzu düşünsekte çok benzer düşünceler içerisindeyiz özellikle iç dünyalarımızda kimi söylüyor içindekini kimi saklıyor.Saklıyor ama niye acaba gerekmediğinden dışarı çıkarmak istemiyor mu? yoksa korku mu? bunun sebebi.
Yaşamı birbirini tamamlayan kitaplıktaki kitaplar misali "Yaşamda herkes bir kitaptır sayfaları, hikayeleri giriş gelişme sonuç kısımları farklı olan.Konuları gereği akraba olanlar var.Tüm kitaplık ise insanlığı oluşturuyor".Benim kitabımım ana özeti hayatta hep içten, samimi, dürüst ol zorlancaksan da böyle zorlan.Aynaya baktığında kendine gülümse gülümseyebildiğin kadar.Hayatla tabiki dalga geçilir o bizle zamanlı zamansız geçiyorsa bizde kah onla kah kendimizle gülerek dalga geçebiliriz.Başkasıyla dalga geçeceğime kendimle ve hayatla geçiyorum dalgamı.Gideceksek gülerek gidelim bari.Bunlar şu yaşam koşullarının zorlamasından kaynaklı hayatın esprisini bulabilme zorunlulukları.Amacım huzuru veya huzursuzluğu bulmak değil ikisininde nerde oldukları belli.Zorum beni zorlayana.İç huzuru yaşayacağım dye derinliklere dalmama gb düşüncem yok dalmak iyidir bazen boş olsada, ayakkabı çeksekte bir iki balık düşüyor akla.Bu bir iki balığın hazmı gibisi yok.Yasak olana geldiğinde istek devam etmez başka yasak çeker (yasaktan kastım yanlış anlaşılmasın zorladığım kurallar, kanunlar, hükümler, genellemeler edep çerçevesinde)Kişi, önüne serilenlerden hoşlanmaz, yorularak elde ettiklerini tercih eder.Acı zor bir yaşamdır dogru ama zor, zorlamak başlı başına güzeldir(bence).Olgunluğa ve insanlığa bir nebze katkısı vardır dye.Uzvunu kessende kurtulamayacagını biliyorsan hiç gerek yok uzvundan olmaya.Katılıyorum anı yaşamak lazım kaçırmadan gemileri, trenleri ama son sürat gidiyorkende gerekiyorsa birden atlayabilmek korkusuzca

JABOLİN ŞİİRLERİ


Jaboca
Hep gülümsedim bu dizelerde
Spordur aklı, kasları gülümseten
Yol başıdır bunlar sonu aynı.....hayat

İster mastika olsun ister misket
İster halay olsun ister step
Yol başıdır bunlar sonu aynı.....mutluluk

Kimi pazıl yapar kimi bulmaca
Kimi müzik der kimi şiir
Yol başıdır bunlar sonuç aynı.....hobi

Biri köpekten korkar biri timsahtan
Biri puttan korkar biri gölgesinden
Yol başıdır bunlar sonu aynı.....toprak
Jabolin

Bu şiirim sanki fena değil ekledim...Şiir çalışmalarım halen devam ediyor bekle Jabocum bende ilham bekliyorum çünkü

KURAM DURAM
Agladığımız da insanlığımızdan
Güldüğümüz de bizdendir
İkisini yaşamaktır belki de,
Gerçek yaşam dedikleri
Hep güldürmüyor hayat ne acı,
Ağlatarak gülmesini öğretiyor
Kolaycılık mı polyannacılık
Yoksa düpe düz saçmalık mı?
Benim anladığım ise
Seviyorsan hayatı
Ağlamayıda seveceksin
İkizi olan gülmeyide
Ayrılmıyorlar çünkü
Jabolin

Silemiyorsan Karalayacaksın!...

Kalp ayrı savaşıyor, ruh ayrı, beden ayrı..
Acı çekmek mi hoşumuza gidiyor yoksa
Bitiyorsa bir yürekte ki, öbür yürek neden kabul edemiyor.
Aslında ne silmeyi istiyoruz ne de karalamayı


Varlığında yokluğunda bir savaş aslında...
Büyük bir savaş...
Ama her zaman kazanacağım bir savaş...

VE YALNIZLIK...

Ve yalnızlık... sigara külü kadar yalnızlık..

Kopkoyu bir yalnızlık demledim kendime Yanında ne kızarmış ekmek kokusu, ne de annemin yağlı, reçelli ekmekleri...

Aldım elime kalemi, boş bir sayfa buldum Yalnızlığı, yalnızlığa anlattım pabucu dama atılmış hayallerime ağladım, karanlığın yaralayıcı boşluğunda... Tüm paylaştığım yüreklere kocamanından bir eyvALLAH...

JABO BEN GELDİM

Jabo merhaba...
Kimsin dye düşünenler olabilir seni tanıtayım kısaca; bu günlüğüm Jabo...Bende yıllardır ona yazan Jabolin, o pek yüz vermesede bana, hep dinler sakindir, olgundur, severim ona yazmayı farklı bir rahatlık verir......
Nasıl yazmaya başladığım geldi aklıma; küçükken dişimi düzeltmek için tel takılmıştı.Daha sonra teller çıktı ve dişim düzeldi.Ve ben cok hızlı konuşmaya başladım 5 dk da anlatılacak olayı 1 dk da anlatmaya başladım.Normal çocuklar gb düzgün konuşurdum halbuki.Konuştuklarımın hızına etrafımdakiler yetişemeyince yazmaya başladım.
Hep yazardım, günlüklerim oldu cilt cilt.Yazdıkç,a az konuşur oldum Jabo.Çok yazan, az mı konuşur olur? Peki az konuşan, çok mu bilen olur??
Aşklarım oldu benim tel misali kalbime değen, düzelten, yumuşatan...Tabi coğu aşkta da olduğu gb çıktı o teller... sonra ne mi oldu " Agaca balta vurmuşlar sapı bedenimden demiş" öyle oldum bende.Önce olmasa bile, daha sonra büyük tebessümlerle karşılanabiliyor.
Grs Jabo
Dur gitmeden sana da komikleme bırakayım için açılsın Jabo

CONSTANTINE !...!

















ÖLDÜM VE ÖLDÜN






Öldüm ve Öldün!!

Güneşi tutardım parmak uçlarımda, yanmadan
Gölgeleri aydınlatırdım, karanlıklarımda
O kadar güçlüydüm ki, yenilmez ordular gibi
Söylenmezdi hiç bir nasihat, bir musibete düştüm
Hiç ölmezdim gibi gelmişti ama ben de vuruldum
Ve öldüm.

Dağları taşırdım omuzlarımda, titremezdi ayaklarım
Ne deprem olurdu bende, ne de hiç bir felaket
Öyle fikirlere dolanırsın ki, sarsılmaz sanırsın kendini
Köklü bir ağaç gibi sapasağlam ayakta ölürüm derdim
Hiç düşmez sanırdım kendimi, bir yüreğin salıncağındaydım
Ve düştüm.

Vuruldum bir anda, kanlar içinde kaldı ruhum
Binlerce orduyla savaştığım bu mahşerde
Dünyalara karşı alamadılar inandığım değerleri
Can pazarında değerime satmadılar beni
Binlerce darbeyle ölmem gerekirdi, olmadı
Ve sadece sevgilinin sözleri öldürebildi beni
Uyurken başucunda, bir masalımız vardı bitmeyecek gibi
Ve bitti.

Ne zaman değer vermediysem birine dost oldu ardımdan
Ve ne zaman sevdiysem birini, hep öldürdü beni
Vuruldum yine işte, akıllanmadım geçmiş ölümlerimden
Akıllandım sanmıştım oysa, düşmanın darbesi öldürmedi beni
Duyun dostlar, sevdiğim vurdu beni ve kanlar içinde bıraktı
Ölümümü beklemeden, hiç tanışmadığımız günlere döndü
Ve öldüm.

Ölümümün ardından ağıdımı kendim yaktım
Kendim ağladım arş-ı alâya figanımı yolladım
Dirilmez dediğim ruhumun ardından, dua okurken
Küllerimden doğdum yeniden, sevgiliye inatla
Ölümü görmeden gitmişti oysa, bil bunu sevgili
Ben doğdum.

Üç gün sürdü ölümüm, üç gün cesettim sadece
Üç gün ağladım kendime, üç gün, gün boyu öldüm
Hasret kaldığım yüzü de, gözü de, teni de sildim
Ne senden bana sen kaldı sevgili, ne de ben
Bitmişliğim vardı, kabirsiz cesettim sadece
Bugün güneşin doğuşunu seyre daldım
Güneş gibi doğdum sevgili
Ve sen öldün.

ANNA

Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıylabaşlayan adamlarız anna.
büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
insaf et anna!


gidelim buradan.
senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna.
sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların…
tamam sustum.

gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
gözlerimin içine bakmaktan korkma anna.
sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

tarık tufan

ÇIRILÇIPLAK


Çıplak gelirdi ölümler ve hep çıplak giderdi
her yitirilişten arda kalan çizilmiş takvimlerdi
zordur dünyaya aşkla bakmak ve acıya tutunmak
zordur acıyla arkadas olmak Ve aşka tapınmak
Soyundum Çırılcıplak ve ölümü bekledim....
belki bu sefer geri gelirdi Ölümler.........

değişen hiçbirşey yoktu gözlerimi kapattım
Düşler satın alıp yolucuklar yaptım
zordur dünyaya aşkla ve acıya tutunmak
zordur acıyla arkadaş olmak ve aşka tapınmak......



Çıplak gelirdi ölümler ve hep çıplak giderdi....
ÖLÜMLER ÇIPLAK GELİR!!!

KENDİMCE MASALLAMA

Bir sarkı tutturdum bu aralar...
Nereye donsem aynı melodiyle yüzleşiyorum...
Sarkının sözlerinde gurur var...
Elindekini, avucundakini olabildiğince ortaya dökmüslük var...
Dimdizlak ortada kalinacağı bilindigi halde, sevginin hüzünlü harcanışı
var...Var da var!...
Sezen aksu nun bu sarki...
Biraz eskice..."Gidiyorum butun asklar yuregimde...
Gidiyorum kokun hala uzerimde...
Sana korkular biraktim, bir de yeni baslangiclar...
Bir kendim, bir ben gidiyorum..."
Hadi burada yaziyi falan bir kenara birakip soyleyin bu sarkiyi...
Yapin bunu, iyi gelecek...
Yine geceyi sabaha itekledim...
Saat bes suan da...
Ve yine bu sarki dilimde...
Ne garip...
Gidersen git birader, nereye gidersen git de...
Beni rahat birak, diyesim geliyor...
Ama oyle de kolay denmiyor bu...
Ajandami karistiriyordum az once...
Ne kaar cok yil gecerse, o kadar cok sararan, keskince dorde katlanmis, bir
saman kagit dustu dizlerimin uzerine...
Uzerinde sevdicegime serbest olcude yazdigim bir siir karsiladi beni, kursun
kalemle satirlanmis...
Sene doksan küsur, aylardan Mayis...
Sanmayin ki huzunle opusturmusum kelimeleri...
Sirf kafiye olsun diye yazmisim, besbelli..

Aha da siirim:

"Yildizlarla dolu gokyuzu, gece yine karanlik...
Karanlik olmayan gece var mi?...
Bu ne buyuk salaklik!..
Sine-i dergah eyledim, kalbim sana kapali...
Kostum pesinden yillarca, surum surum surunerek...
Meger degmezmis sana; pis, adi, essolesek!!!
Gozumun onunden geciyor yillar, nasil yiprattin beni...
Bir selpak gibi burusturup camurlu sulara attin beni...
Oysa hazir degildim, emici halkalarim bile yoktu...
Super soft olmadan attin beni sulara...
Umarim bir gun sen de dusersin bu duruma...
Kadikoy' den gecerken Karakoy' e vapurla...
Insallah ayagin kayar, batarsin serin sulara...
Baliklara yem olup olurken yavas yavas...
Biliyormusun uzulmem, az da olsa senin icin...
Allah belani versin!.." (.. kimsenin vermesin o ayrıda:) ..)

KANLI MASAL


aklım, haklıyım, et firarını!
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.
mayıstı.

seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgarda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
tam
tam yaza girecekken
yazın omzuna yüzünü dayayacakken
çekip giden
ayaklarının altından o son sığınak terası da
acılarının veliahtı bach’ı da çekip
gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
yani.. anlıyor musun.. mayıstı..

seni o yüzden bağışladım!

bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan
biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
bu korkunç sevgide
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz

bu evcilik oyununda bile duldum
hatırla
sana dizlerimi
sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
çevirdikçe ruhunun radyo dalgalarında
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı
boktu püsurdu
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
senin gözlerin ham kadınsızdı
çamurdandı
ağzımda getirdiğim karsuyunu
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin
yatağa döküldü
yatağıma döküldün
yatağına döküldüm
ve bu sonsuz savruluşta
o gece
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!

senin oldum!

ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
senin mahşer atlısı dudaklarına
en çok da dudaklarına sokuldum!
üşüyordum,
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
bir tay sığınırcasına anasına
bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun..
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
ihtiyarladım.. ihtiyarladım..
ben zaten kendimi aşklarda
hep kalkışılınmış müşiş intiharlarla yaraladım!
koştum sürekli
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam
tam
tam yaza girecekken
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
-geri döner.. döner değil mi.. diye
birkaç kırık sözcük.. buruşuk..
-öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun
-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
gibi süzülürken mayıs, ah bach!

ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!
talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!

nasıl yedirirdim ihanetini kendime
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
herşey ama herşey elele mayıstı
seni o yüzden bağışladım!

uzanıp topraktan çıkardın beni
tozumu sildin, hohladın, parlattın
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
affını diledin.

mayıstı.mecburdum.
seni o yüzden bağışladım!

Küçük İskender

yalnızım söylemeye dilim varmıyor gözlerimden akan yaş konuştum sayılsın


sesini saklayıp duran insanım
gittikçe acılar bıraktım geride
yağmur altında ıslanan ağaç kaldı

oturduğum balkon anıların
mezarıdır olsa olsa yola bak
kim geçerse geçsin yalnızdır

kim odalara kapansa keder
doluyor içime pencereyi açma


kitaplar öylece kaldı masanın
üstünde yarım bardak su
hep boş yanını gösterip
duruyor gözlerimin içine
bakarak sorular sorma

yaşadığımı sandığım her şey artık anı
solmuş fotoğraf belki kırmızı zambak
yanımda götürdüğüm ne vardı

ben bütün valizleri unuttum geldim
yağmur yağıyordu soğuktu

buralı olmadığım doğru
doğru arkamda bıraktığım
şehirler beni hiç anlamadı

yalnızım sol bacağım
derin sızım sen sürüklen dur

hayat yarın sana gelicem
ölücem kapında sen bunu anlamazsın

ben anlarım yalnızlık böyledir

ömrüm çoktandır dağ başı
ulaşmaya çalıştıkça tökezliyorum
gece gündüz odalar hep sessiz
tek yağmur yağıyor kimse gelmiyor
gelmesin insanın acısını insan çoğaltır

yalnızım söylemeye dilim varmıyor
gözlerimden akan yaş konuştum sayılsın!

halim şafak

MANİFESTO

Bu belge ile, resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm.!

Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını(!) kabul etmeye hazırım.
Tekrar, yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum.
Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çünkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum.
Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup, arkadaşlarımla oynamak istiyorum.
Hayatın daha basit olduğu o zamana dönmek istiyorum.
Bütün bildiğim; renkler, çarpım tablosu ve ninniler olsun yeter.
Ama bu kadar az bilmek beni rahatsız etmeyecek!.
Çünkü ne bilmediğimi bilmiyorum ve umurunda da değil.
Bildiğim tek şey mutlu olmak, çünkü beni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihaberim.
Bazı yetişkinlerin dünyasındaki nefret ve sevgisizlikle tanışmamışım henüz!
Büyüyüp de adam olamayanlardan olmak istemiyorum!
Veya adam olmayı; güç, makam ve para sahibi olmak sananlar gibi olmak da istemiyorum.
Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum.
Artık o yaştaki gibi, her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum.
Yaşı büyüdükçe, egosu ve kompleksleri de büyüyen o yetişkinler gibi olmamalıyım ben!
Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum.
Tekrar basit yaşamak istiyorum.
Günümün; bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık, geçimsiz ve kötü komşular, kaba çevre, sevgisizlik, düşmanlık, ve yaşamı zorlaştıran bir çevreden ibaret olmasını istemiyorum.
Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum.
Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum.

İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstreleri, gelir belgelerim.
Artık resmi olarak yetişkinlikten istifa ediyorum.
Ama eğer bu konuda benimle daha fazla konuşmak istiyorsanız, önce beni yakalamanız lazım,.Çünküüüü;

‘Ebeee, elim sendeeeee!’

Dip Not: Manifestoculara sınırsız sayıda ve hizmette, gönüllü melekimsi ebeveynler olsun etrafta.