Jabo mış gb yapmakla bir ömür geçer mi?..ya da neler mış, neler mış değil gb davranılabilir, yaşanabilir?
Aslında domuz gb biliyorsan gerçegi mış gb yapmak niye, ne için?Bir düşünelim cok derin konu.Sırf ömür geçşin dye mi?Anı kurtarıp, kişiliğine de zarar gelmeden kazançlı çıkacaksan tmmdır. Hiç mi bilmiyordun, hiç mi tahmin etmiyordun komik olma demez mi; kişinin beyni? Dersin demesine de mış gb bir yaşanmışlığın ve geçmişin olmaz mı?. Sonra da mis'ler gb çeker gidersin.(!) Aklıma şu da geldi Jabo, pek sevmem yazmayı bilirsin ama neyse. Ne mış gb yapılabilir mesela?..........................Ne yapılamaz? *Dayak yiyorsun, yememiş gb gülüyorsun acımadı kiiii dye, *Ayrısın, ayrılmamış gb hala onla buluşma derdindesin, *Para hortumluyorsun, hortumlamamış gb utanmadan harcıyorsun, *Otobüse biniyorsun, binmemiş gb otobüsün için de hala yürümeye devam ediyorsun, *Ülke kan ağlıyor, ağlamamış gb vatandaşlık görevlerini bile yapmıyorsun, *Kundaktaki bebek kullanılıyor, olmamış gb ne yazılır ki buraya....bippp* *Seviyorsun, sevmemiş gb düşünüp kendini kandırıyorsun, karşıya zararın yok yani sen cok acı çekmemek adınaysa kişiye baglı bir durum (olaya sevgi girdi mi ne de uzuyor durum Jabo zaten aşk cılgındır, akli meleklerini yitirmiştir, delidir ne zaman bellidir ki ne yapacagı.Pek te karişılmaz). *Sevmiyorsun, sever gb yapıp karşındakiyle oynuyorsun, *Kalbin delik, maraton koşuyorsun; bunla bir ömür değil maratonun 3..4.ncü km'sine kadar yaşayamazsın, bırak ömür geçirmeyi *Dağda soğuktan donuyorsundur, donmamış gb beynini o yöne çalıştırırsın bir akıl yanılması veya başka çalıştırma durumu, donmaktan kurtulursun ömrün uzar.(Burda tabi beyinle buyuk bir mücadeleye girmen lazım bu gerekli mış). *Bende buraya yazı yazıyorum, yazmamış gb mesela Ben kendimce şuan da aklıma gelenleri yazdım uyan alır artk uymayan kendi bulur neyin mış yapılıp yapılmayacagını hayatında kendince. Kişiye de hakettiği deger, mış' a da hakettiği deger... Neden hep gece geliyor bu taraz düşünceler bilmem sen de vardiya sistemine döndün grş.Jabo
gizeme bürünüp kırmızı olmam, belki cok istisnadır ama gerekmedikce gizemden hoslanmam acıklık vardır kitabımda genelde. Mistik anım mor olabilir...İnsan pembeyede bürünür gerekince polyanna da olur.Mavidir dost zamanlarım ama siyaha döndügü olmustur ama yeni bastan maviden devam ederim...Cogul parcalarım yalnızlık, ozgür anlarım sevdigim renktedir...Yeşil HAYAT degişen dansım o benim...Siyah cenaze, matem degil; agırlık olgunluk kendine guven eminlik... severim bunları.Beyazsa olmazsa olmazıdır insanın her aşamada gerekli...Aynada rengarenk görürüm kendimi siyahla beyazın ve diger tüm renklerin yer degiştirmesini izlerim...Aranılan varsa haritada gezersin yoksa haritanda rotanda bellidir ilerlersin bildigin dogrunda... Hayata sevgi ve umut ile bakmaktan ; çevremde tanıma şansı bulduğum her canlıya ise saygı ile yaklaşmaktan mutluluk duyuyorum,Yaşamımız ne kadar uzun gözüksede doğru ve samimi insanlar bulmak kolay değil. Yorulsamda dostaneyim anlamasalarda anlam veremselerde ben dostlukdan yanayım başka yonlere kafalar kaymadan insana dosta emek vermekden gocunmam üstüne su içsemde En güzel içecek sudur zaten grş. Jabo
bir pazar günü parktaydm,nemli bir banka uzandım.. ve çimlerin kokusunda başka bir yerde uyandım.. ve uykumda bir yol gördüm hiç gitmemişsin güya.. yolun başında sen vardın rüya içinde rüya..
Bol Düşünce...Ufak ufak...
Kendimizle çok iyi iletişime geçebiliyormuyuz acaba, sınırlarımızı bilebiliyormuyuz.Her insan içinde kendisinin bile bilmediği bir şeyleri sakladığının farkındadır.Aslında herşey burada (kendimizde) gizlidir.Aklımı kaybetmekten çok bulmaktan korkar oldum derinliklere inip düşündükçe.Herkesin derinliği ayrı kişilikle dogru paraleldedir ya.Derinlere inmeden de yaşanılmaz ki.Yaşanılır mı? Rastlantılar bi yaşamı ne kadar etkiler? Kökünden değiştirebilir mi? Rastlantılar ne kadar rastlantıdır? Yasaklar ve serbestler birbirinden ayrılabilir mi? Yasak olana erişmek amacım ama belki de göreceli kesin bu yasak kavramı...Zorladığımdan bile bile ben mi farklılığa oynuyorum? Rastlantıya benzer oluşumlar sonucu mu yasak geldi bana çarptı; yoksa ben bilinçsizce hepsini kurgulamış mıydım? Kurgular ve bol düşünceler ne kadar da oynatıyor adamı. bu arada da uyku düzenim saçmaladı haddinden fazla...Kendime istediğin saatte yat lüksü verdim ama aynı saatte kalk.... az uyku yani...Bir de şunu anladım ne kadar uzaklaşsanda defol git istemiyorum desende arkandan gelmesi yapışkan(Japon) misali kahrolasıca düşüncelerin...O yüzden de bir de o lüksü verdim istediğini düşün, yaz, oku bol bol.Descartes'in sözlerinde de oldugu gibi "şu anda rüyada olmadığım ne malum? Hatta belki de başka birinin rüyasındaki biriyimdir.(ben de kimin rüyasını yaşıyorsam amma çetrefilliymiş)Ama bildiğim bir şey var düşünüyorum o halde varım!" varlık var demektir.Evt bence varız ya.Hayat sevinçleriyle, üzüntüleriyle, hayal kırıklıklarıyla ve aşklarıyla o kadar gerçek ki varolmadığımızı söylemek yaşadıklarımıza ihanet etmek olur.Üniversite hayatım "the sims" oynayarak geçti.Hani gözlerim kapalı oynayabildiğim oyunlardan biri oldu.Beni o oyun çok etkilemiştir.Oyunda bütün dünya düzeni vardı sanki..İstediğim yerde kişiyi, evini, işini, arkadaşlarını, kariyerini, kişiliğini, vb. seçerek yaşatıp oynatabiliyordum.İstediğim anda da herşeyi hiç sebepsiz başına yıkabiliyordum.Tek tuşla hemde.Bir dergide okuduğumda etkilenmiştim esasta söyle diyordu "acaba bir oyunun içindemiyiz bizlerde" the sims" misali
Yakın arkadaşımın da tavsiyesine uyarak dinlenme aralılığı verdim.Çünkü içimdekine sordukça dışarı taşıyor durmuyor... Kızıyor...Daha sonra devamlılık ve sürat çalışmalarına geçerim.Zamanı var performansın doruk yapması için Jabo.
Yan gezegenden değilim tabi ki bu dünyadanım Bunun farkındayım hiç değilse.Bunlar benim düşüncelerim ki; bana öyle geliyor çok farklı olduğumuzu düşünsekte çok benzer düşünceler içerisindeyiz özellikle iç dünyalarımızda kimi söylüyor içindekini kimi saklıyor.Saklıyor ama niye acaba gerekmediğinden dışarı çıkarmak istemiyor mu? yoksa korku mu? bunun sebebi. Yaşamı birbirini tamamlayan kitaplıktaki kitaplar misali "Yaşamda herkes bir kitaptır sayfaları, hikayeleri giriş gelişme sonuç kısımları farklı olan.Konuları gereği akraba olanlar var.Tüm kitaplık ise insanlığı oluşturuyor".Benim kitabımım ana özeti hayatta hep içten, samimi, dürüst ol zorlancaksan da böyle zorlan.Aynaya baktığında kendine gülümse gülümseyebildiğin kadar.Hayatla tabiki dalga geçilir o bizle zamanlı zamansız geçiyorsa bizde kah onla kah kendimizle gülerek dalga geçebiliriz.Başkasıyla dalga geçeceğime kendimle ve hayatla geçiyorum dalgamı.Gideceksek gülerek gidelim bari.Bunlar şu yaşam koşullarının zorlamasından kaynaklı hayatın esprisini bulabilme zorunlulukları.Amacım huzuru veya huzursuzluğu bulmak değil ikisininde nerde oldukları belli.Zorum beni zorlayana.İç huzuru yaşayacağım dye derinliklere dalmama gb düşüncem yok dalmak iyidir bazen boş olsada, ayakkabı çeksekte bir iki balık düşüyor akla.Bu bir iki balığın hazmı gibisi yok.Yasak olana geldiğinde istek devam etmez başka yasak çeker (yasaktan kastım yanlış anlaşılmasın zorladığım kurallar, kanunlar, hükümler, genellemeler edep çerçevesinde)Kişi, önüne serilenlerden hoşlanmaz, yorularak elde ettiklerini tercih eder.Acı zor bir yaşamdır dogru ama zor, zorlamak başlı başına güzeldir(bence).Olgunluğa ve insanlığa bir nebze katkısı vardır dye.Uzvunu kessende kurtulamayacagını biliyorsan hiç gerek yok uzvundan olmaya.Katılıyorum anı yaşamak lazım kaçırmadan gemileri, trenleri ama son sürat gidiyorkende gerekiyorsa birden atlayabilmek korkusuzca
Jaboca Hep gülümsedim bu dizelerde Spordur aklı, kasları gülümseten Yol başıdır bunlar sonu aynı.....hayat
İster mastika olsun ister misket İster halay olsun ister step Yol başıdır bunlar sonu aynı.....mutluluk
Kimi pazıl yapar kimi bulmaca Kimi müzik der kimi şiir Yol başıdır bunlar sonuç aynı.....hobi
Biri köpekten korkar biri timsahtan Biri puttan korkar biri gölgesinden Yol başıdır bunlar sonu aynı.....toprak Jabolin
Bu şiirim sanki fena değil ekledim...Şiir çalışmalarım halen devam ediyor bekle Jabocum bende ilham bekliyorum çünkü
KURAM DURAM Agladığımız da insanlığımızdan Güldüğümüz de bizdendir İkisini yaşamaktır belki de, Gerçek yaşam dedikleri Hep güldürmüyor hayat ne acı, Ağlatarak gülmesini öğretiyor Kolaycılık mı polyannacılık Yoksa düpe düz saçmalık mı? Benim anladığım ise Seviyorsan hayatı Ağlamayıda seveceksin İkizi olan gülmeyide Ayrılmıyorlar çünkü Jabolin
Kalp ayrı savaşıyor, ruh ayrı, beden ayrı.. Acı çekmek mi hoşumuza gidiyor yoksa Bitiyorsa bir yürekte ki, öbür yürek neden kabul edemiyor. Aslında ne silmeyi istiyoruz ne de karalamayı
Varlığında yokluğunda bir savaş aslında... Büyük bir savaş... Ama her zaman kazanacağım bir savaş...
Jabo merhaba... Kimsin dye düşünenler olabilir seni tanıtayım kısaca; bu günlüğüm Jabo...Bende yıllardır ona yazan Jabolin, o pek yüz vermesede bana, hep dinler sakindir, olgundur, severim ona yazmayı farklı bir rahatlık verir...... Nasıl yazmaya başladığım geldi aklıma; küçükken dişimi düzeltmek için tel takılmıştı.Daha sonra teller çıktı ve dişim düzeldi.Ve ben cok hızlı konuşmaya başladım 5 dk da anlatılacak olayı 1 dk da anlatmaya başladım.Normal çocuklar gb düzgün konuşurdum halbuki.Konuştuklarımın hızına etrafımdakiler yetişemeyince yazmaya başladım. Hep yazardım, günlüklerim oldu cilt cilt.Yazdıkç,a az konuşur oldum Jabo.Çok yazan, az mı konuşur olur? Peki az konuşan, çok mu bilen olur?? Aşklarım oldu benim tel misali kalbime değen, düzelten, yumuşatan...Tabi coğu aşkta da olduğu gb çıktı o teller... sonra ne mi oldu " Agaca balta vurmuşlar sapı bedenimden demiş" öyle oldum bende.Önce olmasa bile, daha sonra büyük tebessümlerle karşılanabiliyor. Grs Jabo Dur gitmeden sana da komikleme bırakayım için açılsın Jabo
Güneşi tutardım parmak uçlarımda, yanmadan Gölgeleri aydınlatırdım, karanlıklarımda O kadar güçlüydüm ki, yenilmez ordular gibi Söylenmezdi hiç bir nasihat, bir musibete düştüm Hiç ölmezdim gibi gelmişti ama ben de vuruldum Ve öldüm.
Dağları taşırdım omuzlarımda, titremezdi ayaklarım Ne deprem olurdu bende, ne de hiç bir felaket Öyle fikirlere dolanırsın ki, sarsılmaz sanırsın kendini Köklü bir ağaç gibi sapasağlam ayakta ölürüm derdim Hiç düşmez sanırdım kendimi, bir yüreğin salıncağındaydım Ve düştüm.
Vuruldum bir anda, kanlar içinde kaldı ruhum Binlerce orduyla savaştığım bu mahşerde Dünyalara karşı alamadılar inandığım değerleri Can pazarında değerime satmadılar beni Binlerce darbeyle ölmem gerekirdi, olmadı Ve sadece sevgilinin sözleri öldürebildi beni Uyurken başucunda, bir masalımız vardı bitmeyecek gibi Ve bitti.
Ne zaman değer vermediysem birine dost oldu ardımdan Ve ne zaman sevdiysem birini, hep öldürdü beni Vuruldum yine işte, akıllanmadım geçmiş ölümlerimden Akıllandım sanmıştım oysa, düşmanın darbesi öldürmedi beni Duyun dostlar, sevdiğim vurdu beni ve kanlar içinde bıraktı Ölümümü beklemeden, hiç tanışmadığımız günlere döndü Ve öldüm.
Ölümümün ardından ağıdımı kendim yaktım Kendim ağladım arş-ı alâya figanımı yolladım Dirilmez dediğim ruhumun ardından, dua okurken Küllerimden doğdum yeniden, sevgiliye inatla Ölümü görmeden gitmişti oysa, bil bunu sevgili Ben doğdum.
Üç gün sürdü ölümüm, üç gün cesettim sadece Üç gün ağladım kendime, üç gün, gün boyu öldüm Hasret kaldığım yüzü de, gözü de, teni de sildim Ne senden bana sen kaldı sevgili, ne de ben Bitmişliğim vardı, kabirsiz cesettim sadece Bugün güneşin doğuşunu seyre daldım Güneş gibi doğdum sevgili Ve sen öldün.
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan rabbin adıylabaşlayan adamlarız anna. büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan. sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden. piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında. işte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor. insaf et anna!
gidelim buradan. senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim. ölelim diyecektim az kalsın. ölmeyelim. hiç ölmeyelim anna. sarılalım diyecektim az kalsın. içimden böyle şeyler de geçiyor işte. sarılalım, dudakların… tamam sustum.
gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. şiir kalsın istersen, sadece otursak. oturmasan da olur benimle,sadece ellerimi tut. ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. yüzüme bak ama anna, yüzüme bak. gözlerime bak, gözlerimin içine bak. gözlerim biraz karanlık. içinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, turgutlar, edipler,sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen başağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.gözlerim biraz yorgun. içinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler… bekleyişler anna. köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba,babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. ama geçecek hepsi, geçecek. şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek. gözlerimin içine bakmaktan korkma anna. sen adımını attığın andan itibaren hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
Çıplak gelirdi ölümler ve hep çıplak giderdi her yitirilişten arda kalan çizilmiş takvimlerdi zordur dünyaya aşkla bakmak ve acıya tutunmak zordur acıyla arkadas olmak Ve aşka tapınmak Soyundum Çırılcıplak ve ölümü bekledim.... belki bu sefer geri gelirdi Ölümler.........
değişen hiçbirşey yoktu gözlerimi kapattım Düşler satın alıp yolucuklar yaptım zordur dünyaya aşkla ve acıya tutunmak zordur acıyla arkadaş olmak ve aşka tapınmak......
Çıplak gelirdi ölümler ve hep çıplak giderdi.... ÖLÜMLER ÇIPLAK GELİR!!!
Bir sarkı tutturdum bu aralar... Nereye donsem aynı melodiyle yüzleşiyorum... Sarkının sözlerinde gurur var... Elindekini, avucundakini olabildiğince ortaya dökmüslük var... Dimdizlak ortada kalinacağı bilindigi halde, sevginin hüzünlü harcanışı var...Var da var!... Sezen aksu nun bu sarki... Biraz eskice..."Gidiyorum butun asklar yuregimde... Gidiyorum kokun hala uzerimde... Sana korkular biraktim, bir de yeni baslangiclar... Bir kendim, bir ben gidiyorum..." Hadi burada yaziyi falan bir kenara birakip soyleyin bu sarkiyi... Yapin bunu, iyi gelecek... Yine geceyi sabaha itekledim... Saat bes suan da... Ve yine bu sarki dilimde... Ne garip... Gidersen git birader, nereye gidersen git de... Beni rahat birak, diyesim geliyor... Ama oyle de kolay denmiyor bu... Ajandami karistiriyordum az once... Ne kaar cok yil gecerse, o kadar cok sararan, keskince dorde katlanmis, bir saman kagit dustu dizlerimin uzerine... Uzerinde sevdicegime serbest olcude yazdigim bir siir karsiladi beni, kursun kalemle satirlanmis... Sene doksan küsur, aylardan Mayis... Sanmayin ki huzunle opusturmusum kelimeleri... Sirf kafiye olsun diye yazmisim, besbelli..
Aha da siirim:
"Yildizlarla dolu gokyuzu, gece yine karanlik... Karanlik olmayan gece var mi?... Bu ne buyuk salaklik!.. Sine-i dergah eyledim, kalbim sana kapali... Kostum pesinden yillarca, surum surum surunerek... Meger degmezmis sana; pis, adi, essolesek!!! Gozumun onunden geciyor yillar, nasil yiprattin beni... Bir selpak gibi burusturup camurlu sulara attin beni... Oysa hazir degildim, emici halkalarim bile yoktu... Super soft olmadan attin beni sulara... Umarim bir gun sen de dusersin bu duruma... Kadikoy' den gecerken Karakoy' e vapurla... Insallah ayagin kayar, batarsin serin sulara... Baliklara yem olup olurken yavas yavas... Biliyormusun uzulmem, az da olsa senin icin... Allah belani versin!.." (.. kimsenin vermesin o ayrıda:) ..)
aklım, haklıyım, et firarını! ovdun ve okşadın beni çıktı içimdeki cin; ondan ölümümü diledin. mayıstı.
seni o yüzden bağışladım! ben en çok mayısta su içerim derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar ben en çok mayısta öne eğerim başımı içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.
avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı mayısta öğrenmiştim; ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı ve kim bilir mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır tiril tiril bembeyaz bir giysiyle rüzgarda ayakların çıplak öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan tam tam yaza girecekken yazın omzuna yüzünü dayayacakken çekip giden ayaklarının altından o son sığınak terası da acılarının veliahtı bach’ı da çekip gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir yani.. anlıyor musun.. mayıstı..
seni o yüzden bağışladım!
bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz cesaret işiydi, delikanlıcaydı, bu korkunç sevgide yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz
bu evcilik oyununda bile duldum hatırla sana dizlerimi sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum; çevirdikçe ruhunun radyo dalgalarında cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı boktu püsurdu hatırla, senin gözlerin çokulusluydu senin gözlerin ham kadınsızdı çamurdandı ağzımda getirdiğim karsuyunu kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni çıktı içimdeki cin yatağa döküldü yatağıma döküldün yatağına döküldüm ve bu sonsuz savruluşta o gece bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!
senin oldum!
ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin senin mahşer atlısı dudaklarına en çok da dudaklarına sokuldum! üşüyordum, üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını bir tay sığınırcasına anasına bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun.. cesedine yeni baştan hayat verebilmek için ihtiyarladım.. ihtiyarladım.. ben zaten kendimi aşklarda hep kalkışılınmış müşiş intiharlarla yaraladım! koştum sürekli bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan telaşlanır, ağlar babasını sorar çevresindekilere öldüğünü bildiği halde adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın bir dikilir bir çöker ya kalbine secde eden intikam tam tam yaza girecekken yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı -geri döner.. döner değil mi.. diye birkaç kırık sözcük.. buruşuk.. -öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun -kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı gibi süzülürken mayıs, ah bach!
ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum! talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!
nasıl yedirirdim ihanetini kendime o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım herşey ama herşey elele mayıstı seni o yüzden bağışladım!
uzanıp topraktan çıkardın beni tozumu sildin, hohladın, parlattın ovdun ve okşadın beni çıktı içimdeki cin; ondan -gidecektin, mecburdun, hepsi gibi- affını diledin.
sesini saklayıp duran insanım
gittikçe acılar bıraktım geride
yağmur altında ıslanan ağaç kaldı
oturduğum balkon anıların
mezarıdır olsa olsa yola bak
kim geçerse geçsin yalnızdır
kim odalara kapansa keder
doluyor içime pencereyi açma
kitaplar öylece kaldı masanın
üstünde yarım bardak su
hep boş yanını gösterip
duruyor gözlerimin içine
bakarak sorular sorma
yaşadığımı sandığım her şey artık anı
solmuş fotoğraf belki kırmızı zambak
yanımda götürdüğüm ne vardı
ben bütün valizleri unuttum geldim
yağmur yağıyordu soğuktu
buralı olmadığım doğru
doğru arkamda bıraktığım
şehirler beni hiç anlamadı
yalnızım sol bacağım
derin sızım sen sürüklen dur
hayat yarın sana gelicem
ölücem kapında sen bunu anlamazsın
ben anlarım yalnızlık böyledir
ömrüm çoktandır dağ başı
ulaşmaya çalıştıkça tökezliyorum
gece gündüz odalar hep sessiz
tek yağmur yağıyor kimse gelmiyor
gelmesin insanın acısını insan çoğaltır
yalnızım söylemeye dilim varmıyor
gözlerimden akan yaş konuştum sayılsın!
Bu belge ile, resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm.!
Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını(!) kabul etmeye hazırım. Tekrar, yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum. Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çünkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum. Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup, arkadaşlarımla oynamak istiyorum. Hayatın daha basit olduğu o zamana dönmek istiyorum. Bütün bildiğim; renkler, çarpım tablosu ve ninniler olsun yeter. Ama bu kadar az bilmek beni rahatsız etmeyecek!. Çünkü ne bilmediğimi bilmiyorum ve umurunda da değil. Bildiğim tek şey mutlu olmak, çünkü beni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihaberim. Bazı yetişkinlerin dünyasındaki nefret ve sevgisizlikle tanışmamışım henüz! Büyüyüp de adam olamayanlardan olmak istemiyorum! Veya adam olmayı; güç, makam ve para sahibi olmak sananlar gibi olmak da istemiyorum. Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum. Artık o yaştaki gibi, her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum. Yaşı büyüdükçe, egosu ve kompleksleri de büyüyen o yetişkinler gibi olmamalıyım ben! Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum. Tekrar basit yaşamak istiyorum. Günümün; bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık, geçimsiz ve kötü komşular, kaba çevre, sevgisizlik, düşmanlık, ve yaşamı zorlaştıran bir çevreden ibaret olmasını istemiyorum. Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum. Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum.
İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstreleri, gelir belgelerim. Artık resmi olarak yetişkinlikten istifa ediyorum. Ama eğer bu konuda benimle daha fazla konuşmak istiyorsanız, önce beni yakalamanız lazım,.Çünküüüü;
‘Ebeee, elim sendeeeee!’
Dip Not: Manifestoculara sınırsız sayıda ve hizmette, gönüllü melekimsi ebeveynler olsun etrafta.
Vedalar zordur Ayrılıklar içinden söküp atar bir şeyleri, Adını koyamadığın acılar yükler omzuna… Giden için mi zor? Kalan için mi? Cevapsız bir sorudur asırlardır Biz insanoğlu Çareyi buluyoruz da her şeye Bir kalbimizin derinlerine dokunamıyoruz Yani, ayrılık acısının en yoğun olduğu yere Bilen varsa söylesin Çare varsa göstersin Giden için mi zor? Kalan için mi?
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gb, hem de hep senin kalacakmış gb hayat... İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...