M.İ. T müsteşarı bir açıklama yaptı ortalık karıştı.
Yâ da M.İ. T müsteşarının açıklaması bir açıklamalar zincirini tetikledi.
Yâ da gerçekleşme zamanı gelmiş bazı olaylar ve eski hesaplar, belli amaçları olan bir açıklamalar zincirini tetikledi.
Sizce hangisi doğru yaklaşım?
Bir bakalım;
Saddam Şiilerin eliyle ve Mukteda çığlıkları arasında idam edildi. Onu Şiilere asmaları için Amerikalılar verdi. Arkasından Amerikalılar Irak'ta mezhep çatışmaları devam ederse ----ki bu çatışmaların müsebbibi bizatihi ABD'dir---- Irak üzerindeki Amerikan desteğini(!) çekeceklerini açıkladılar, kimse bu ne perhiz bu ne lahana turşusu demedi.
Sonra başbakan Türkiye'deki 36(?) etnik gruptan bahsetti.
Sonra M.İ. T müsteşarı çıkıp meşhur açıklamasını yaptı ve dışa dönük bir istihbarat politikasının olması gerektiğini, dahası bunun savunma politikası olmaması gerektiğini söyledi.
Hızını alamamış olacak ki bölgede ki tek ulus devletin Türkiye olduğunu ya unutarak ya da başka bir sebeple pas geçerek ulus devletlerin tarih sahnesinden silineceği kehanetini yaptı. Herkes onu o göreve getirenin mevcut hükümet olduğunu unutarak hükümete nasihat çektiğini yazıp çizdi.
Tüm bunlar ayına ve yıldızına kurban olunan bayraklı mesajların yarattığı milliyetçi atmosferde yaşandı( bak Allah'ın işine, tesadüf işte) ve Başbakan Amerikanın terör konusunda somut adımlar atması gerektiğini, Saddam'ın işgalinin mezhep çatışmalarını körüklediğini, idam zamanının yanlış olduğunu da söyleyerek iç kamuoyunun duymak istediği mesajları da veriyordu.
Sonra başvekil kalkıp demez mi
“biz Kerkük'teki demografik yapının değiştirilmesini izlemeyeceğiz, oraya sırtımızı dönmeyeceğiz daha aktif bir dış politika uygulayacağız”.
( Vay be adam ne imiş de haberimiz yokmuş)
Nasıl yani, Stratejik ortağımıza rağmen Kerkük'e mi gireceksin? Amerika'ya ve BOP eş başkanı olmana rağmen sınır ötesi operasyon yapıp Barzani ve Talabani'nin kulaklarını mı çekeceksin?
Tam bu sorularının yeri gelmişti ki Amerika'dan bir ses geldi; bizim çıkarlarımızı korumak ve bizi Amerika'da temsil etmekle görevli Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, Milliyet gazetesi'ne yaptığı açıklamada:
- “Çuval hadisesini artık unutmalıyız. Türk-ABD ilişkileri, bu talihsiz olaydan etkilenmemeli. Türkiye'nin Kürt devleti diye bir derdi yok.”
Hooop şşşşşt ne oluyor, sen kim oluyorsun falan diyemeden, A.B. D dış işleri bakanı C. Rice Amerikan kongresine Ortadoğu politikaları hakkında ifade verdi ve
“ biz ıraktan başarısızlıkla çekilirsek İran, Irak'ın güneyine girer ve Kürtler dağılmakta olan bu ülkede kalmak istemeyecekleri için bağımsızlıklarını ilan eder bu da Türkiye ile Kürtler arasında probleme yol açar”
deyiverdi. Üstelik Bayan Rice 21500 yeni Amerikan askerinin gönderileceğinin açıklandığı konuşmanın içerisinde PKK terör örgütü için ise “Kürt İşçi Partisi” dedi. Tıpkı yasal bir siyasi oluşumdan bahseder gibi.
Birbirini tamamlayan açıklamalar da bazı mesajlar veriyordu, birbiriyle çelişenlerde. Bu noktada baştan itibaren tekrar bakalım;
Şii muhalefeti destekleyerek Baas rejiminin hışmına uğratan Amerika değil miydi?
Aynı Amerika İran Irak savaşında Irak'ı desteklememiş miydi? Aynı Amerika Sünnileri tahrik etmek için şimdi Saddam'ı Mukteda'ya sunmadı mı?
Amerika tarafından desteklenen Saddam değil miydi Amerika' yı en sert biçimde tehdit eden?
Şimdi Saddam'ı asan Mukteda, Iraktaki direnişin tek ismi ve Amerika'yı tehdit den tek siyasi lider konumunda. Zerkavi direnişini kırmak için bir mahalleyi yok etmek pahasına uçaklarla saldırarak Zerkavi'yi öldüren ABD, Mukteda konusunda neden topal ördek hızıyla hareket ediyor dersiniz?
Yoksa Amerika'nın yeni “our boy ”u (bizim çocuk) Zerkavi mi? Üstelik daha sonrası içinde lazım olacak, İran için mesela. Peki, bu durumda ABD nasıl oluyor da mezhep çatışmasını istemediğini söylüyor?
Başbakanın talihsiz açıklaması ile ilgili fazla enerji harcamaya gerek yok, çünkü say deseniz, eline TESEV uydurmasını almadan üç veya beşten fazla çeşit çıkaramaz.
Hatta ezberle soracağım desek, 36'sını birden yine sayamaz. Ama konu bu değil zaten, amacı ayrılığı vurgulamak, bir olunmadığını ama birlikte yaşanabildiğini vurgulamak.
Gelelim M.İ. T müsteşarının açıklamalarına.
M.İ. T müsteşarını göreve kim getirdi peki?
Hükümet.
Kime bağlı görev yapıyor?
Başbakan'a.
Bu açıklamalar da ne o halde, Başbakanın haberi yok mu bu işten?
Cevap 9 Ocak ta geldi, Başbakan aynı mahiyette ve aynı anlamda anlaşılabilecek cümlelerini söyledi.
Bu cümleler “ benim M. İ. T müsteşarının açıklamalarından haberim var ” demek mi oluyordu?
Ya sizce?
Aynı akşam ve aynı paralelde konuşan Nabi Şensoy'un Washington büyükelçimiz olması tesadüf mü peki?
Ya sizce?
Ve Bayan Rice kendi kongresini kandırmaya çalışırken çelişkilerinin içinde boğuluyordu.
Bayan Rice Irak'ı tek parça halinde tutmak için orada olduklarını ve bunun için yeni askerler yollamak zorunda olduklarını söylüyordu.
Saddam ne demişti, “ birlik olun”.
Bayan Rice Irak'taki başarısızlılarının İran'ın nüfuzunu arttıracağını ve Irak'ın güneyinde her şeyi yapabileceğini söylüyor.
Saddam ne demişti; “İran koalisyonuna güvenmeyin”.
Saddam bu söyledikleri için ülkesini işgal eden Amerikalılar tarafından yargılanarak, Şiilerin eliyle asıldı ve öldü. Aynı idealler için neden birbirleriyle savaştılar o halde?
Madem Bayan Rice ve Amerikanın tek hesabı Irak'ı bir arada tutmaktı---ki bu Saddam'ın da tek amacıydı--- Saddam ölmeden önce Irak zaten bir aradaydı, neden Irak'ı işgal ettiler?
Üstelik PKK'dan terör örgütü diye bahsetmek yerine yasal bir siyasi parti imiş gibi bahsetmesi de ne demek oluyordu, bizi tehdit mi ediyordu yoksa?
Acaba Bayan Rice, KDP ve KYB bir zamanlar Irak için yasa dışı oluşumlardı ama şimdi Irak'ı onlar yönetiyor, aynı şey sizin de başınıza gelebilir mi demek istiyordu?
Sonuç olarak;
• ABD'nin çekilmesi için kesin olarak bir kaosa gerek vardır.
• Kürtler ABD olmaksızın tek başlarına asla devlet olamazlar.
• ABD'nin 1918 den beri güttüğü ulusal politikalarından biri de Ortadoğu'da kendi himayesinde bir Kürdistan kurmak.
• ABD'nin başlatmaktan büyük yarar sağlayacağı bir mezhep çatışmasında çekilmek için ateş tutmayan bir mevziiye ihtiyacı vardır ve bu mevzi olayları uzaktan seyreden Kürt bölgesidir.
• Yeni gelen askerler ABD güçlerinin emniyetli bir şekilde Kürt bölgesine çekilmesi için gereklidir.
• Şii- Sünni çatışmasına İran'ın doğrudan müdahale etmesinden ve Kerkük'ta başlayacak olan sistemli Türk soykırımından doğal olarak en çok rahatsız olacak olan ülke Türkiye dir.
• Bu rahatsızlık Irak'a girmek biçiminde bir tepkiye dönüşürse ki bu hiç uzak bir ihtimal değildir, aynı anda provaları yapılarak bu günlere keder bekletilen ve İmralıdaki terörist başının ani ölümü ile tetiklenen bir iç kalkışma ile ortalık iyice karışacak ve arabulucular marifetiyle oturulan masadan tarihi tavizler verilerek kalkılacaktır.
• Bu tavizlerden sonra başbakan'ın “devlet başkanı” sıfatıyla değişmiş yeni rejimin başına geçmiş olması umdukları sonuçtur.
Bu anlamda zamanı gelmiş bir olaylar ve tarihi hesaplar dizisinin bu açıklamalar zincirini tetiklediği ve bu açıklamaların da neredeyse her yazımızda altını çizdiğimiz, Türk insanının ikinci sınıf mahalle çengisine dönmüş algı dizgelerini yeni bir kapı gıcırtısı ile değiştirmeye yönelik açıklamalar olduğu ortadadır. Tepkinin ölçülmesi, bu konuların tartışılarak tabuların yıkılması, daha sonra ise ikna ve hayat geçirme sürecinin başlaması beklenen sonuçlar olmalıdır.
Ama ortada unutulan bir şey vardır, ben yaşadıkça bu topraklar üzerinde başka bir bayrak dalgalanmayacak, bir karış toprak verilmeyecek diye düşünen insanların muhtemel sayıları, muhtemel tepkileri ve tarihin bu tepkilerin sonuç örnekleri ile dolu olduğu gerçeğidir.
“VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”
OKTAY YILDIRIM
13–01–2007
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder